Ne günlere kaldık ey Allah’ım, daha ne günler göreceğiz kim bilir. Şeytanların dansına katılan katılana. Her kesimin bir bahane ve bir gerekçesi var. Yeter ki kendilerine hasım bildikleri kardeşlerini alt etsinler diye. Hâlden hâle giriyorlar, renkten renge. Karanlıkları gözlerini bürümüş, bir tek kendilerinin dertlerinde.

Modernizm tutkusuna kapılanlar eğlenmekten, tüketmekten, har vurup harman savurmaktan başka dertleri yok. Emperyalizmin doymayan kaplarını doldurmaktan dolayı ne yaptıklarının farkında bile değildirler.

Irkçılar çeşit çeşit, renk ırkçıları, dil ırkçıları, put ırkçıları, köy, kasaba, kent hatta aşiret ırkçıları bin bir çeşit. Kendilerini başkalarından üstün gören iki ayaklılar…

Mezhepçiler, din tüccarları, tasavvufu ve tarikatı amaç hâline getirenler.

Dünyada neler olup biteceğinin umurunda değildirler. Savaşlar, ölen masumlar onları hiç ilgilendirmiyor. Sadece kendi sınırlı gettolarını önemsiyorlar. Dünyayı o daracık alanda biliyorlar öyle yaşamaya çabalıyorlar. Çabaladıkları da yok, öylesine kapılıp gidiyorlar. Zulmün arttığı, kapanın daraldığı zaman tam anlamıyla kuru gürültüden ibaret goygoy yapıyorlar.

Şölenlere hazırlanıyorlar, bin bir keyif çatacaklar yeniden, geçmişte olduğu gibi. Bağdat yerle bir edildiğinde, bir medeniyetin milleti, insanı, kültürü, tarihi bombalandığında, talan edildiğinde sevinç çığlıkları atılıyordu. Bir zalim sultan bahanesiyle. Zalim sultanlar gitti, tazeleriyle yer değiştirdi. Ukrayna Rusya savaşında emperyal güçlerin vuruşmasında insan umurlarında olmuyor. Bundan böyle ne olacağının hesabını yapan olmuyor. Sadece yeter ki bize bulaşmasınlar, birbirlerini yesinler teraneleriyle avunuyorlar.

Hazır tetikte bekliyorlar, emperyal ağaları hangi gün, hangi saatte bomba yalımlarıyla İran’ı vuracak diye.

İnsanı kurtarma, diriltme, birlikte yaşama diye bir dertleri, çabaları yok. Varsa yoksa sadece kendileridir.

Şeytanların dansına kendilerini kaptırıyor, hatta eşlik bile ediyorlar. Bir sarı şeytan ortalığı kasıp kavururken sadece keyif olsun diye ona sıfatlar yakıştırıyorlar. Kimse bir çözüm olsun bir yol bulunsun da bu belâ defedilsin, tedbir alınsın da onun tuzağına düşülmesin diye bir azıcık da olsa düşünmüyorlar.

Bir zamanlar emperyallerle dans etmeyi hüner bilenler kendi milletini, halkını veya topluluklarını küçük görüyorlardı. İki saatte Şam’ı teslim alacaklardı da şer-i şerifi ilan edeceklerdi Emeviye Camii’nde. Onların adına emperyal ağalar birkaç saatte kendileri yaptırdı, görünümü öyle olanı gerçekleştirdi. Sakallı, tesettürlü, namazlı niyazlı Siyonizm ile emperyalizmin sularında birliktedirler.

Şam’dan Kudüs ve Filistin’e rüyaları biraz sürdü, sonra rafa kalktı. Ne rüya ne hayal kaldı. Emperyalizmin eğlence tarlasında bakalım neler olup bitecek? Köprülerin altında gemiler aka dursun, üstünde arada bir hamaset salvoları yapılsın da gazlar alınsın.

İslâm milletinin bütünleşmesinden, birleşmesinden başka bir seçeneği yoktur. İmkânsız gibi görünüyor olmasına bakılmasın. Her şey bir başlangıca bağlıdır. Küçük birlikteliklerden büyüğüne doğru yol alınırsa bir yerlere doğru gidilir.

Etkisiz kılınan ülkeler devre dışı kalınca sayı giderek azalıyor, zaman daralıyor. Müslümanlar kendilerini bitik, küçük, sıradan görmezlerse çok şey olabilir. Gazze direnişi büyük bir olaydı. Eğer onlara onlar gibi destek verilseydi bugünler yaşanmazdı.

Müslümanlar aralarındaki çatışmaları bitirir, tek bir sese dönüşürlerse bu bir çıkış yolu olur. Öncü olanların seslerini yükseltmeleri gerekir.

Düşünme, var olma, bilinci olma, inanma cihatlarını hayata geçirmelerinden başka seçenekleri yoktur. Bu onların kurtuluşlarına vesile olur.