Orta Doğu’da Müslümanların kara talihi kendi kendilerine ve kendi başlarına olamayışlarından kaynaklanıyor. Lime lime olduklarından beri hemen her parça birilerinin eliyle bir yerlere oturtulmuş, oturtuluyor veya oturtulacak. Bitmeyen bir süreç. Osmanlı’nın dağılışıyla Müslüman halklar, aşiretler ve kimi kabileler bir başına başsız bırakılmışlardır. Bitmeyen bir emperyal oyundur bu.
Müslüman’ın dikkati, duyarlığı, uyanıklığı ve bilinci tam anlamıyla oluşmadıkça bundan kurtuluş yolu bulamıyor. Bir yanıyla parçalanmalar sürüyor, ardı arkası kesilmiyor. Bunun başlıca nedeni parçalanmışlığın getirdiği sonuç ve süreç.
Oluşturulan kargaşalar sonucunda özgürlükleri kısıtlananların arayışları sürer. Bir anlamda baskıcı bir ortamdan kurtuluşun yollarını ve çarelerini arar. O zaman da kendisine elini uzatanlara tutunur. O tutunuş kendisini gerçekte özgürleştiriyor mu yoksa bir başka sürece mi götürüyor bunu düşünen yok.
Suriye olayı çok yeni, çok sıcak ve çok yakın bir tarih. Osmanlı devleti çökmeye başladığından beri süregelen bir durum. Özgürlüğüne kavuştu diye bilinen Türkiye bundan beri değildir. Tarihin sayfaları aydınlık olsa, bilinmezliklerin perdeleri aralansa durum çok daha farklı olduğu görülür.
Çözümü emperyal güçlerde bulan ve arayanların bahaneleri elbette ki az değildir. Bin dereden su getirerek işin aslı ve özü bulandırılıyor.
Suriye olayı baskıcı bir aşiret veya dar bir çevrenin yönetiminde yıllar yılı halkına zulmedenlerin kimlerle nereye kadar nasıl tutunduklarını göz ardı olunca her şey flu kalıyor. Bir anlamda zulmeden kişinin etrafındaki dünya biliniyor. Bu, sadece biri. Bölgedeki hemen bütün lime lime olmuş güçsüz, iradeleri elinde olmayanların durumudur. Suriye’nin ve etrafındakilerin durumu birbirinden farklı değildir.
Halkına ve kimi çevrelere heyecan veren Suriye dalgası Arap Baharı diye tanımlanan emperyal sürecin bir sonucudur. Defalarca belirttiğimiz ve sonucunun bizi yanıltmadığı Suriye olayının hâlâ bazı Müslümanlar ve kesimler tarafından “devrim” olarak nitelendirilmesi ya bir çarpıtma ya da bir aymazlıktır. Bu süreç oluşur ve oturtulurken bölge halkları, başta Türkiye olmak üzere tam anlamıyla bir karmaşa ve kaos ile yönlendirilmektedir. Olaylar birbirinden ayrı tutulamaz ve soyutlanamaz. Her yanıyla daralan çemberler ateşe verilirken bu yangın ve karmaşada bir yol bulabilme umudu elbette olmalı. Ama bu, emperyalizmin suyunda değil de kendi akarında ve yolunda ancak olabilir. Suriye’de halk sadece güdülüyor. Asıl oyun, emperyalizm ve o güçlerin elindeki kuklaların rolleri kadar görünebilir.
Suriye’de asıl oyuncular emperyalizm ve ırkçı Siyonizm’dir. Denetim ellerinde şimdi, adamlarıyla halleniyorlar. Özgürlük beklentisi heyecanı şimdilik sönmüş gibi görünüyorsa da herkes görevini ve rolünün gereğini yapıyor. Oynanan oyunun farkına varılsa bile olana adeta razı olunuyor.
Geçmişini, tarihini, sosyal olayları, yaşanmışlıkları bilen biri nelerin olup bittiğini bilir. Bilmezlik, öyle görünme birilerinin aynı yol üzere olduğunun göstergesi. Ya da oynanan oyunun bir parçası olur. Suriye’deki aktörler, gerek müdahil olanlar gerek oyunun içinde olanlar birlikte dans ediyorlar.
Şimdilerde Gazze neden unutuldu diye yakınılıyor, neden sessiz kalınıyor deniliyor. Nedeni belli. Farklı hayaller kuranların avuntusu ile oyalanılıyor sadece. Ve tabii ki hız kesildi. Uluslararası direniş ve çıkış da oynanan oyun gereği durdu, dondu. Olayların sıcaklığı ve gerilimi azalınca uyanışın önüne geçilmesinin temrinleri yapılıyor.
Bir bakıyorsunuz ki Uganda’da bir oyun başlıyor. Sevimli ve sevgili emperyalizm yeni dostlarıyla yeni başlangıçlar yapıyor.