Türkiye’nin ışık hızında değişen gündemi şimdi de terör örgütünün silah bırakması ve kendisini fesh etmesine evrildi. Önce Irak’ta, sonra da Suriye’de, farklı adlarla ancak benzer güdülerle hayata geçirilen birtakım oluşumlardan sonra işlevselliği tartışmalı durumda olan terör örgütünün kendini feshinin, Ekim 2024’ten itibaren Bahçeli tarafından yürütülen ve ucunda teröristbaşına “umut hakkı” da vaat edilen bir sürecin sonunda gelmesi elbette ki tesadüfi değildir.
Elbette ki, terör belasından yaka silken, acı çeken ve 50 küsur bin şehit veren bir ülke için bu belanın sonlanması önemlidir, ancak zaten işlevi kalmayan bir yapının kendini feshetmesi ve “mücadeleye başa zeminde devam” mesajını vermesinin üzerine de “barış” diye atlamak da fazla iyimserlik olacaktır. Hele ki, daha geçen günlerde Kamışlı’da toplanan aynı yapının farklı unsurlarının hiç de toprak taleplerinden geri adım atmayışını gördükten sonra, daha da temkinli olmak gerekecektir.
Ne de olsa karşıdaki bir terör örgütüdür ve bu kadar uysal şekilde ve hemen “beklendiği yönde” bir tavır alması da şüpheli bir bakışı gerektirmektedir. Burada, “barış” tabirinin kullanılmasının yanlışlığını da vurgulamak gerekecektir. Şayet terörün sonlanmasını “barış” olarak nitelerseniz, “demek ki bugüne kadar Türklerle Kürtler arasında bir savaş vardı” gibi yanlış bir kanıya varılacaktır. Halbuki, ne iki halk arasında bir savaş söz konusuydu, ne de iki devlet arasında.. “Barış” olması için ortada “devletler arası” bir çatışma, savaş ve olması gerekir. Bu yanlış kullanım, ileride yanlış çıkarımlara ve yanlış noktalara işi vardırabilir. Yarın öbür gün, federasyon vs gibi taleplerin önümüze konmayacağını bilemiyoruz. Hele ki, anayasa değişikliği gibi bir Pandora’nın kutusu söz konusu iken.
İktidar medyası başta olmak üzere estirilen propaganda rüzgarı, vatandaşın bir numaralı gündem maddesi olan ekonomiyi ve geçim meselesini yine gündemde en gerilere atacak. 19 Mart’taki siyasal gelişmelerle birlikte rezervlerdeki son derece akıl mantık dışı bir şekilde yaşanan 55 milyar dolarlık erime ve zaten kırılamayan enflasyon beklentilerinin yeniden yukarı yönde kötüleşmesi, 2023 seçimlerinden sonra uygulanan kemer sıkma programının da tam manasıyla çöpe gitmesine neden oldu.
Yani sürekli umut pompalanan ve “ha gayret, az kaldı” diye oyalanan vatandaş, 2 sene boyunca bir hiç uğruna dişini sıktı ve fakirleşti. Enflasyonda adamakıllı bir düşüş emaresi görülmediği gibi her fırsatta çalıştığı söylenen programın 2 sene sonra geldiği noktanın enflasyonda 2023 Haziran seviyesi olması da bir arpa boyu yol gidilemediğini gösteriyor.
2023 seçimlerinin ardından “gözlerdeki ışıltı” ekonomisinden çark edip de yeniden “Ortodoks iktisadın acımasız gerçeklerine” dönüş yapan siyasi iktidar, sanki önceki politikalar kendilerinin değilmiş gibi “rasyonel zemine” dönüldüğünü müjdelemişti halbuki. Bu uğurda, yurt dışındaki vazifesini “ekonomiyi düze çıkarma” uğruna bırakıp gelen Mehmet Şimşek, “dökülenleri toparlamak” amacıyla direksiyona geçti. Tam manasıyla bir “adı konmamış IMF programı” olan ve “enflasyonla mücadele programı” adı konulan “acı reçete” ile ekonominin birkaç zor yılın ardından “düze çıkacağı ve rasyonel bir zemine dönüleceği muştulandı!
Elbette ki, acı reçeteyi içecek olan da, birkaç zor yıl boyunca sıkıntıyı çekecek olan da belliydi: Vatandaş! En balta onun rızasını almak, onu ikna etmek gerekirken, buna gerek bile duyulmadı.
Onun yerine, yurt dışında “ikna turlarına” çıkıldı. Küresel yatırımcılar ve finans çevrelerine yeni programı anlatmak ve onları ikna etmek masadıyla çıkılan bu turlar ve düzenlenen programlarda, tam manasıyla sıcak paradan farkı olmayan küresel rantiye ikna edilmeye çalışıldı.
Küresel rantiye, yüksek faize ikna oldu, ancak asıl sıkıntıyı çeken vatandaşı ikna etmekle uğraşan olmadı. Aradan 2 sene geçmesine rağmen, 19 Mart’tan sonraki akıl mantık dışı süreçle her şeyin başa dönmesinin ardından bile vatandaşa izahatta bulunma gereği duyulmadı.
Asgari ücretin bile yüksek sayıldığı, milyonlarca emeklinin 14-15 bin lira gibi öğrenci bursu kadar paralarla süründüğü bir ekonomide, iktidar sahipleri kötü ekonomi hakkında en ufak bir açıklama yapmıyorlar, üstüne üstlük mütemadiyen “enflasyonun belinin kırıldığı”, “en kötünün geride kaldığı” türünden gerçek olmayan şeyleri söylüyorlar.
Kendi meselesine bile yabancılaşmış milyonlar ise, içinde bulundukları yoksulluk ve yoksunluğu iliklerine kadar hissettikleri halde bu propaganda bombardımanına ve şimdi de “barış” temalı birtakım mavi boncuklara kendilerini kaptıracak ve her senenin bir öncekinden daha kötü olduğu bir ekonomik gerçekliği kendilerine dert bile etmeyecekler. Olan hayata atılıp geleceğini kurmak üzere olan yeni nesillere, önümüzdeki senelerde emekli olacak çalışanlara ve sonraki nesillere olacak. Ekmek olmayan yerde özgürlük nasıl olacak diye sormak gerekecek yine.