İslam hukukuna hayatını adayan Ebu Hanife, aslında ipek tüccarı idi. Fakat genç yaşında zekâsını görenlerin, “bütün güç ve yeteneğini çarşıda tüketmesinin yanlış olduğunu” söylemeleriyle, ticarette değil ilim dünyasında mutlu oldu. Pek çok âlimden ders aldığı gibi Hammad ekolüne bağlandı. Hammad’ın vefatı ile yerine geçmesi teklifine karşı, kendisi bir teklif getirdi. Ders arkadaşlarından on kişinin, kendi derslerine bir yıl öğrenci olarak katılmalarını şart koştu. Ebu Hanife, fakir öğrencilere kişisel gelirinden yardımlarda bulundu.

Genç sayılabilecek bir dönemde, kırk yaşında akademisini kurdu. Eğitimlerini tamamlayan bin kadar öğrencisi içinden en parlak kırkını seçti. Bu kırk kişi ictihâd derecesine varmışlardı. İmam da bu kırk kişiyi yıllar boyunca öyle yetiştirmişti ki, yeri geldiğinde kendisini eleştirmekten çekinmemekteydiler. Büyük imam bu kırk öğrencisi ile İslam hukukunu sistemleştirdi. Bunlar Kur’an, Tefsir, Hadis, Tarih, Sarf ve Nahiv, Dilbilim, Matematik, Cebir’de uzman olan danışmanları idi. 40 üyelik Akademi’nin bunların dışında, on üyesi olan teknik bir komite daha vardı. Bu özel komitenin görevi bölümleri sıralayıp düzenlemekti. Yalnız dört üyeden oluşan diğer bir özel komitede, tıpkı Kur’an hafızları gibi yalnızca hukuk ezberler, fıkıh hafızlığı yaparlardı.

İşte bu akademide, Ebu Hanife, konuyu ortaya koyduğunda, üyelerin görüşlerini sorardı. Bir tek konu üzerine yapılan tartışmaların bazen bütün bir ay devam ettiği olurdu. Sonunda akademinin kâtibi olan İmam Ebu Yusuf, konuyu açık cümlelerle kaleme alırdı. Bu tarzda çalışılarak yarım milyon kadar hukuki meselenin karara bağlandığı söylenir. Delillerden yola çıkarak hüküm sayısı 83 bini geçmiştir. Ki onlardan 38 bini ibadetlere, geri kalan borçlar ve ticari hükümlere ilişkindir. Toplantılara Kur’an okunarak başlanırdı. Henüz eğitim hayatına başlamış öğrenciler gibi, halk da bu akademi tartışmalarına giremezdi.

Roma hukuku, üç konuya ayrılmıştı; şahıs, eşya, borçlar hukuku. Hanefi hukuk ise tamamıyla ayrı bir sınıflama yapar; ibadetler, ticari hükümler, ceza hukuku.

Bu büyük imam, ilim meclislerinin tadını öylesine almıştı ki en üst düzey devlet memurluklarına, makamlara dönüp bakmadı. Hatta canı ile büyük bir bedel ödeyecek denli makamdan uzak durdu. Halife Mansur, Bağdat kadılığını kendisine teklif etti. İmam-ı Azam reddedince hapse atıldı. Hapiste iken o kadar dövüp işkence ettiler ki, darbeler içerisindeki bedeni dayanamayıp, secdede yetmiş yaşında vefat etti.

Böylesine parlak, onurlu, bir okul, ekol, akademi olan, ilimle dolu bir ırmak gibi akan hayatı aslında hiç bitmedi. Eserleri, öğrencileri, bağlıları, kurduğu mezhebin mensupları, kaleme aldığı İslam hukuku; bugün hâlâ İmam-ı Azam’ın görüşlerinin ne kadar berrak olduğunu göstermektedir.