Modern çağ bütünüyle bizi kuşatmış vaziyette. Dünyalık mesaimizde de, dini yaşantımızda da merkezilik modern çağın verileri üzerine kurulu. Müslümanların kendilerini bu cenderenin içinden kurtarması bu vasatta pek mümkün gözükmüyor. Şu an için yapılması gereken içselleştirilmiş bu yaşam tarzının prangalarından kendimizi beri kılmaktır. Müslümanların belki de en büyük sorunu Müslümanca düşünemiyor ve yaşayamıyor olması. Çünkü Müslümanlar bugün özü itibariyle İslamı yaşama gayretinde değil, İslami sembolleri görünür kılma ve ihya etme peşindeler. Aslında bu durumun açıklanabilir birçok nedeni var ama en önemlisi yasak ve baskıların semboller üzerinden uygulanmasıdır. Bu yasaklar ve İslami semboller üzerine tahkir edici yaklaşımlar bizim sembolleri dinin kendisi olarak algılamamıza neden oldu.
İslami sembolleri dinin kendisi gibi algılayıp, onları görünür kılma gayesi sonuçta bizleri şekilci bir din anlayışının merkezine oturttu. Modern dünyanın temelde, dini sembol ve şekilden ibaret ritüellerle herhangi bir sorunu yoktur. Modern dünyanın dinle daha özel ifade ile İslamla olan en büyük sorunu dinin düşünsel muhteviyatının hayata hâkim kılınmasıdır. Çünkü bu durumda modern dünyanın verileri üzerine eleştiriler gelmeye ve sorgulanmaya başlayacaktır.
Çağımızın üzerine abanan modern dünyanın en büyük gücü, üzerine sorgulamaların yapılamayışıdır. Kendini vazgeçilmez olarak konumlandırmıştır. Nefisler üzerine bir dünya inşa ederek tahakkümünü devam ettirmek istemektedir. İşte tam bu noktada dinin düşünsel muhteviyatı, bizi modern rüyalardan uyandırmaya, bize modern kurgunun dışına çıkmaya fırsat sunmaktadır. Fakat dini sembolleri din olarak telakki ettiğimiz sürece bizim dinin düşünsel atlasına doğru yolculuk yapmamız mümkün değildir. Bu demek değildir ki, sembol ve şekiller önemsiz. Sembollere özünü veren muhtevasıdır. İşte bu özün, akleden kalp vasıtasıyla, semboller üzerinden hayata hâkim olması sağlanmalıdır.
Müslümanların diğer Müslüman ve insanların gözünde hak ettiği değerde olmayışının sebeplerini de bu minvalde değerlendirebiliriz. Müslümanların şekle verdikleri hassasiyetin dinin düşünsel özden beslenmemesi, Müslümanın pratik hayatında da bu özden yoksun davranış ve tutumları beraberinde getirmektedir. Netice itibariyle Müslümanlar - daha güncel ifade ile bir kimlik olarak üzerlerine oturmuş - muhafazakârlar İslami şekil ve sembolleri diğerlerinin gözüne sokmayı dini yaşamak olarak algılamışlardır.
Kirlenmiş aklın inşa ettiği modern dünyanın karşısına berrak bir zihin ile çıkmamız gerekir. Berrak zihne uzanan iki motivasyon alanı vardır. Birisi ibadet alanını içine alan, ferdi ve toplumsal bazda İslami sembolleri kuşanmış bir somut tavır, diğeri ise İslami şuur ve hassasiyetin düşünce dünyamızda hâkim olmasını sağlayan tefekkürdür. İslami düşüncenin kaynağı akleden kalptir. Akıl, tefekkür ederek çağın marazlarına bulaşmadan zihni berrak tutmayı sağlar. Kalp ise ibadet ve üzerine sirayet eden sembollerle tefekkür alanının kirlenmesine mani olur.
İslam vasat dinidir. İslamı görünür kılma adına İslami sembollere merkezilik vermeye gerek olmadığı gibi, sembolleri hırpalamaya ve itibarsızlaştırmaya da gerek yoktur. Düşünen insan, aynı zamanda yaşayan insan olmalıdır. Kurtuluş kapısı, bilmekle ve bunu ilmek ilmek işlemekle önümüze açılacaktır.