Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İnsan; yeryüzünde, doğumdan ölüme kadar bir hayat yaşıyor. Doğuyor ve ölüyor. Doğum ile ölüm arasında yaşanan hayata, dünya hayatı deniyor. Dünya; bizzat ve hükmen yaklaşmak, zaman ve yer açısından yakına gelmek, aşağı çekmek anlamına gelir. Bir başka anlamı ile dünya; basit, iğreti, adi, alçak anlamında kullanılır. Dünya hayatı; ahiret hayatının karşılığı olarak, yakın hayat anlamındadır. Dünya; yeryüzünde yaşanılan hayatın sıfatıdır. Üzerinde yaşadığımız gezegenin adı değildir. Yeryüzünde insanın yaşadığı dünya hayatı, bir yerde ebedi hayat olan ahiret hayatındaki sonsuz saadeti yakalamak içindir. Dünya hayatı, ahiret açısından kıymetlidir ve ahiret saadetini kazanma yeridir. Peygamberimiz: “Dünya; ahiretin tarlasıdır” buyurmuştur. İnsan, dünya hayatını, dünya hayatı için yaşarsa kaybeder, ahiret hayatı için yaşarsa kazanır. Hak kitabımız Kur’an; dünya ile ahiret arasında yapılacak tercih konusunda, ahireti tercih ederek yaşamayı emrediyor. Çünkü dünya hayatı geçici, ahiret hayatı ise ebedi ve hayırlıdır. Dünya hayatını ahirete tercih edenler, uzak bir sapıklığa düşerler. Allah’ın hak hükümlerine kulak vermeyip İslam ve adil düzeni yerine, batıl din ve düzenleri tercih edenler, ahireti unutanlar, dünyaya karşılık ahireti satanlardır. Böyle bir alışveriş hiç de kârlı değildir. Şuurlu Müslümanlar ise ahiretlerini kazanmak için dünyalarını feda ederler. Onlar, dünya hayatlarında da ahiret hayatlarında da saadeti ve güzel olanı isterler. İstedikleri güzellik, dünyada İslam ve adil düzeni, ahirette ise cennettir. Onun için bu Müslümanlar, Allah yolunda, Kur’an nizamının, yeni bir saadet dünyasının kurulması için cihat ederler. Kur’an göre dünya hayatı, bir oyun ve eğlencedir. Aldatıcı bir metadır, geçici ve önemsizdir. Dünya hayatı; yağmurla biten ve yeşeren, sonra da bir doğal afetle yok olup giden ekin gibidir. Oyun, oyalanma, eğlence ve bir süs olmasının yanında, mal ve çocuk bakımından bir övünme ve bir çoğalma yarışıdır. Mal sahibi olmak, çocuk edinmek ve sahip olunan diğer şeyler, aslında dünya hayatının süsüdür. Ancak, varılacak yerin en güzeli, mutluluğun en şahanesi Allah’ın katındadır. Dünya hayatı İslam ile yaşanırsa güzel olur. Çünkü İslam; din ve düzen olarak dünyada yaşanır, ahiret dünyada kazanılır.
ÖMÜR
Dünya bir imtihandır, o yüzden dünyayı ahiret için yaşamak gerekir. Ebedi saadet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir. Kıymeti bilinmeli, ömür boşa harcanmamalıdır. Kur’an; dünya için bugün, ahiret için de yarın diyor, ahiretin bir gün kadar yakın olduğunu vurguluyor ve ona azık hazırlanmasını istiyor. Dünya hayatı, pasif değil, aktif bir hayattır. Bundandır ki bu hayat, iman ve cihattır. Hakkın hâkim batılın zail olması için çalışmak hayatın gayesidir. Kadınlara, oğullara, biriktirilen altın ve gümüşe, salınmış atlara, davarlara ve ekinlere olan şehvet ve düşkünlük, insanlara cazip gösterilmiştir. Bunlar sadece dünya hayatının geçimidir. Asıl varılacak güzel yer, Allah’ın yanındadır. Bu şehvetlerin hepsi bir imtihandır ve bunların tamamı Allah yolunda kullanılmalıdır. Kur’an bizi: “Ey iman edenler; size ne oldu ki, ‘Allah yolunda savaşa çıkın’ denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Ahiret hayatına dünya hayatını tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır” diye ikaz ediyor. Allah’ın vaadi haktır ve gerçektir, dünya hayatı bizi aldatmamalıdır ve o aldatıcı şeytanın Allah’ın affına güvendirmek suretiyle bizi aldatmasına fırsat vermemeliyiz. Mallarımız ve çocuklarımız bizi Allah yolundan alıkoymamalıdır. Bunu yaparsak kaybedenlerden oluruz. Herhangi birimize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktir de sadaka verip iyilerden olayım” demeden önce, bize verdiği rızıktan Allah yolunda infak edenlerden olmalıyız. Mallarımız ve ilmimizle şımaranlardan olmamalıyız. Zanlarımızı İslam’ın yerine ikame etmemeliyiz. Hakikaten Allah ve Resulünün bütün emirlerine teslim olanlardan olmalıyız. İnananlar kardeştir, esasına bağlı kalmalıyız, başkalarını kardeşlerimize tercih etmemeliyiz. Ömür geçiyor, ömrümüzü israf edenlerden olmamalıyız.
DÜNYEVİLEŞME
Her şeye sahip olma duygusuna hırs denir. İnsanoğlunun temel zaaflarından biri olan bu hırs terbiye edilmediği zaman, insanın gözünü kör, gönlünü ve zihnini esir eder. Para, mal, makam, şöhret gibi her tür dünyalık onun duygu ve düşüncesini kaplar, basiretini kör eder, boynunda tasma, bileğinde kelepçe, ayağında pranga olur. O, artık dünyaya tapan dünyevileşmiş bir tip olur. Dünyevileşmiş bu tip, hiçbir dünyalığa sahip olamaz, çünkü tüm dünyalıklar ona çoktan sahip olmuştur. Eşyanın emrine verildiği insan, eşyanın emrine girmiştir. Dünyanın efendisi olan insan, dünyanın kulu olmuştur. Bu ise, insanın insanlığına karşı yapılabilecek en büyük ihanettir. İnsanın eşyaya kul olması, kula kul olmasından daha kötü bir sapmadır. İşte bu noktada İslam insanı kendi zaaflarından korumak için devreye girmektedir. İslam; insanın maddi ve manevi olarak insanlığını, yani fıtratını korur. İslam; dünya ile ahiret arasındaki atılan köprüleri yeniden tamir eder. Dünyevileşme hastalığı, İsrailoğullarını Yahudileştiren unsurlardan biriydi. Bu hastalık Müslümanları da Yahudileştiriyor. Bu ise insanları yoksulluğa ve alçaklığa mahkûm ediyor. Dünyevileşmiş kimsenin örneği Karun’dur. “Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğiz” sözünü söyleyeni herkes bilir ve Harun’un da, Karun’un da kim olduğunu öğrenmiştir. Müslümanlara Musa ve Harun olmak yaraşır. Karun, Samiri ve Haman olmak yaraşmaz. Dünyevileşmekten kurtulmak için hakkı üstün tutmak, nefis terbiyesini esas almak ve maneviyatçı olmak gerekir. Bu yola Milli Görüş denir. Hidayet, feraset ve dirayet… Selam hidayete tabi olanlara…