Modern zamanlar insanı belli bir yaşam biçimine doğru sürüklüyor. İnsanlar, evlere giren teknolojiden mustarip değil artık, her ferdi kendi yörüngesine alan dijital dünya ile etkileşimlerinden mustarip ve şikâyetçi oluyorlar. Bu kuşatmanın getirdiği yeni alışkanlıklar ve insanların önceliklerinin değişmesi de insanı daha çok maddi olan yüzeye doğru yönlendiriyor ve bu yönlendirme ile insan farkında olmadan ona dikta edilen yaşam biçiminin içinde buluyor kendini. Adeta insan kendini kadere karşı sigortalatmak istiyor oysa hayat bir akistir ve gelen her şey insanın imtihanıdır. İnsan bunlarla yüzleşmelidir.

Oysa bütün olarak insan kendine yabancılaşıyor. Tarihsel tecrübeyi, insanın içsel boyutlarını ihmal ederek sadece insanın enkazı üzerinden bir yaşam kurgulamak merhametsiz zamanların kapılarını aralamaya yarıyor. Bunların çok boyutu var her biri tek başına ele alınabilir. Ancak ben bugün çocukları, gençleri ve gençlikten olgunluğa doğru evrilen nesillerin en büyük bahtsızlıklarından birini konu edinmek istiyorum. O da duasızlık tabi ki. Günümüz insanının en büyük yitiği bu olsa gerek. Modern hayatın içimizden çektiği ve bizi mahrum bıraktığı en önemli sütunlardan biri de dua. Bugün artık çocuklara dua alabilmek için hiçbir vesile bırakmayan alışkanlıklar yüzünden en basitinden ana-baba veya büyüklerin duasından mahrum bir hayat yaşanıyor. Gündelik koşuşturmacanın içinde yaşanan keşmekeş ve onun içinde kaybolan aile ve çocuk bu eksikliğin yaşanmasında bir başka rol oynuyor. Vesileler ortadan kalktıkça duaya muhtaç kimseler ve nesiller çoğalıyor.

Hem artık ağzı dualı insanlar yerine daha çok öfkeli ve hırslı insanlar var. Her şeyin bir görünürlüğü ve karşılığı olmalı mantığı da duaya ihtiyaç yokmuş duygusunu besliyor. Gündelik hayatın en basit işlerinde insanı bulan “su gibi aziz ol”, “berhudar ol”, “ne muradın varsa versin” vb. gibi dualar insanın karşısına kolaylıkla çıkmıyor. Zaten bunlardan bir kısmı sokaklarda istismara konu olduğu için ağırlığı da kaybolmuş gibi. Dua alabilmeyi, dua edebilmeyi yitirmiş insanlara baktığınızda gördüğünüz şey; herkesin, kendi suyunun akışına doğru kürek çekiyor oluşudur. Ne aziz olunacak hürmetli an’lar ne ağzı dualı büyükler ne de duaya ihtiyaç duyan küçükler var. Oysa yaşanan hayatın keşmekeşinden bizi çıkartacak en kilit şey dua değil midir? Birbirimizi iyiye güzele yönlendirecek, hatalardan duyulan üzüntüleri giderip iyiliklere yönelmek için yapılabilecek en güzel eylem dua değil midir? “Dualarınız olmazsa neye yararsınız” mealindeki ayette bize çok şey söylüyor.

Bu zamanın madde yüzeyine hapsolmuş insanı hürriyetine doğru götürecek ilk bağlantı noktası, belki de duadır. Hayatın her anında genişlikleri ve darlıkları aşabilmenin ve bir vasata oturabilmenin yolu da buradan geçiyor. “Dua, müminin silahıdır” buyuruyor Efendimiz (S.A.S.). Dua, bu zamanın her türlü musibetine, aldatmacasına karşı kuşanabileceğimiz ne güzel bir silahtır. Dua bizlere kalkan olacaktır. Allah ile bağımızı kuvvetlendirecek ve kendimizden başlayarak birbirimizle barıştıracaktır. Diğerkâmlık melekesini heybemize ekleyecektir. Dua Allah’a yakınlaşmaktır. Çünkü o bana yakın olmak isteyenler dua etsin icabet edeyim diyor. 

Duanın çağrı işlevi de vardır. O birbirimizi iyiliklere, güzelliklere çağırmanın bir vesiledir. Hayatın yüklediği yüklere karşı dirençli olmayı da sağlar. Bütün bunları yan yana koyduğumuzda bu zamanın insanına, bütün çocuklara, gençlere ve birbirimize dua etmek gibi büyük bir görev yüklüyor. Kibirlenerek her şeyin üstünde kendini gören insan simsarlarına karşı, hakikati perdeleyen çağın tüm hastalıklarına karşı dua gibi manevi bir kalkanla etrafını kaplayarak aşabilir insan. Şu mübarek Ramazan günlerinde, oruç ile sağlamlaştırmaya gayret ettiğimiz yaşantımızı bu zamanda daha çok duaya sarılıp hayatımızın düzenleyicisi haline getirebiliriz. Böylelikle hayata anlam kazandıran mühim bir parçayı da kazanmış olacağız. Bunu yapabilmek kendi ellerimizde ve bu imkânı kaybetmemek gerekir. Her türlü ayıbın, her türlü sözün saçıldığı bu geveze zamanlara dua ile set çekmeyelim mi? “Allah’ım ayıplarımızı ört, bizi korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail eyle ve bizi bize bırakma! Bizi sana duadan mahrum bırakma!” (Âmin) diye dua etmeyelim mi? ‘Hu hu’lara karışmasın mı âminler. Hoşça bakın zatınıza…