Bismillahirrahmanirrahim;
Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.
Müslüman yalan söylemez, Müslüman yalan söylemez, Müslüman yalan söylemez, Müslüman yalan söylemez, Müslüman yalan söylemez. Çünkü İslam ile yalan bir arada bulunmaz. Müslüman; Kur’an ve sünnet ile yasaklanmış işleri yaparak, Allah ve Resulüne muhalefet etmez. Müslüman, Müslüman’a küfretmez. Müslüman; elinden ve dilinden diğer kimselerin zarar görmediği kimsedir. Müslüman’ın izleyeceği siyaset; günlük politikadan ve onun bitip tükenmeyen oyunlarından, iftira ve çarpıtmasından farklıdır. Basit ve çıkarcı hesapların gözetildiği bir siyaseti, samimi bir Müslüman onaylayamaz. Müslüman’ın siyaseti, adalet ve ahlak siyasetidir. Bu yüzden bizim inancımız siyaseti, adalet ve ahlaktan ayırmaz. Ahlakta kişiyi ve toplumu bağlayan bütün kurallar, aynı zamanda siyasetti de bağlar. Adaletli olmak, emanete riayet etmek, doğru sözlü olmak, ölçüyü kaçırmamak, hem kişinin hayatında hem de toplumsal hayatta uyulması gereken esaslardır. Bu yüzden İslam’da siyaset, hem uygulama, hem de ahlak olarak değerlendirmeye tabi tutulur. Devletin nasıl yönetileceğini, siyasetin nasıl yapılacağını belirleyen uygulamalar, hayatın ilmihalidir. Maddeci, çıkarcı, bencil, ilkesiz, Batıca siyasetin tersine, İslam’ın benimsediği erdemli siyaset, merkeze; insanın manevi değerlerini ve hayat gayesini yerleştirir. Asıl hedef, beşer kalıbını aşıp, “insan” olabilmektir. Beşeriyetten sıyrılıp insan mertebesine ulaşmak, insanın bu dünyadaki en büyük imtihanıdır. Eğer siyaset, beşer ile insan, Peygamberimiz (s.a.v.) ile Ebu Cehil arasındaki farkı gözetmezse, istikametini kaybetmiş demektir. Eşitlik, temsil, düzen, dürüstlük gibi ahlaki değerlerin yok sayılması, Batıca siyaset anlayışının temel sapmalarından biridir. Bölerek, kamplaştırarak, savaş mantığı güderek seçim kazanmak yolu, toplumu helak olmaya götürür. İyilik ile kötülük bir değildir. Müslüman’a yakışan, iyiliğin yanında durup, kötülüğün karşısında olmaktır. İnsanlığın da böyle bir duruşa ihtiyacı vardır. AK Parti ve Erdoğan’ın takip ettiği siyaset, bütün bu değerlendirmeler ışığında diyebiliriz ki, kötülükler ile mücadele eden değil, bilakis kötülükleri koruyan siyasettir. Bunun için bu siyasetten hayır gelmiyor.
NEREYE?
Nereye gidiyoruz? 17 yıllık AK Parti ve Erdoğan iktidarında ülkede toplum, ahlaken ve manevi olarak yozlaştırılmış, AB yasaları ile aile kurumu ve sosyal yapı çökertilmiştir. Bunu gören gözler görüyor. Benimsenen materyalist eğitim, acımasız bir şekilde genç nesilleri milli ve manevi değerlerden koparmakta, tam bir “Arasat” nesli yetiştirmektedir. Bu, bu ülkeye yapılan en büyük kötülüktür. Bu yanlış eğitim sisteminde bizim evlatlarımız sadece bir figüran olarak kullanılmaktadır. Benimsenen “faizci kapitalist düzen” uygulamaları sebebiyle, ülke sanayisi çökertilmiş, üreten bütün fabrika ve tesisler satılmıştır. Tarım ve hayvancılık öldürülmüştür. Türkiye artık dışarıdan getirilen tarım ve hayvansal ürünler ile karnını doyuran bir ülke konumundadır. İşsizlik sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır. Devlet ve millet ağır borç yükünün altına sokulmuştur. 2019 yılı bütçesine 117 milyar faiz giderinin konması ne ile izah edilebilir. Türkiye kötü idare edilmektedir. Bu iktidar, bu yanlış politikalardan vazgeçmediği sürece, bu kötü gidişatın önlenmesi mümkün değildir. Dış politikada ülkemiz köşeye sıkıştırılmıştır. Bu böyle gitmez. AK Parti ve Erdoğan artık ülkeyi yönetemez hale gelmiştir. Kurtulmak için iki yol vardır. Bunlardan birincisi, iktidarın yanlışlarını görmesi, Milli Görüş’e-Saadet Partisi’ne kendisini teslim ederek milli ve yerli uygulamalar ile ekonomiyi onarması yoludur. Bu mümkün değilse milletimizin, iktidarı bizzat Saadet Partisi’ne emanet etmesi yoludur. Milletimiz, iktidarı; Saadet Partisi’ne verdiği zaman, ekonomi onarılacak, halkın refah düzeyinin artırılması için bir üretim seferberliği ilan edilerek adil paylaşım sağlanacaktır. Sosyal ve ekonomik hayat, insan merkeze alınarak yeniden yapılandırılacaktır. Bunu, Saadet Partisi’nden başka yapacak kadro da yoktur.
İLKELER SİYASETİ
Bay Temel, beş harfliler gibi söylemler üzerine bina edilen ve “yalanlar ve ithamlar” ile yürütülmeye çalışılan seçim kampanyaları artık “kabak tadı” vermeye başlamıştır. Bahçeli, “Biz Türkiye’de beka sorunu diyoruz ama gerçek sorun belli oldu; Kemal, Meral, Temel... Hepsi beş harften oluşan bir ittifakın kapsamı içerisinde bulunan anlamlı isimler olarak dikkat çekiyor” dedi. Meğer sıkıntı beş harfliler sıkıntısıymış, Türkiye ne çekiyorsa beş harflilerden çekiyormuş. Bize sınıf atlatacak bu buluş ve tespitlerinden dolayı Bahçeli’yi kutlamak gerekir. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Ey Kemal, ey Meral, ey Temel…” gibi hitabıyla başlayan konuşmalarında, “Yalan konuşuyorsun, İstanbul’da bile aday çıkarmadınız, bal gibi HDP ile ittifak yaptınız” ithamında bulunması, siyasete yeni bir seviye kazandırdığı konusunu A Haber gibi kanallarından, Sabah gibi gazetelerden öğreniyoruz. Ne kadar gurur verici bir durum değil mi! Ben burada, “Reis yalan konuşuyor” demiyorum, biliyorum ki “Reisler” yalan konuşmazlar. Bahçeli’nin dediği gibi “5 harflileri” deşifre ederek etkisiz hale getirmek öyle kolay olmasa gerekir. Beş harfliler dediniz de “Recep, Berat, Burak, Bilal” bunların hepsi beş harfli değil mi? Yoksa Bahçeli beş harfliler derken bunları kastetmiş olmasın… Samimi olarak ifade etmeliyim ki siyaseti, kısır döngülerden ve basit çıkar hesaplarından kurtarmak ve yüksek ahlâki değerlere bağlamak, bizim temel görevimiz olmalıdır. Bunu yaptığımız vakit, siyaseti adalet dağıtan ve insanların huzur ve mutluluğuna hizmet eden bir kurum haline getiririz. Bunu başardığımız gün erdemli ve kaliteli siyaseti hayata geçirmiş oluruz. Erdemli toplumu meydana getirmek, ancak “ilkeli siyaset” ile mümkündür. Ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılmanın anlamı da yoktur. Milli Görüş-Saadet Partisi bu anlamda ülke için önemli bir fırsattır. Selam hidayete tabi olanlara…