Yığılıp kalıyor kalabalığın ortasında. Aaa n’oluyor ya, yetişin doktor yok mu, ambulans çağırın, ne oldu acaba, bayıldı mı, bayıldı galiba, öldü mü, hayır yaşıyor, yo ya, evet nabzı atıyor çığlıkları kulaklarında uğulduyor. Göz kapaklarını aralamaya çalışıyor ama bir türlü olmuyor. Göz kapaklarının üzerinde derin bir ağırlık var. Aynı zamanda etrafında maketler uçuşuyor. Gerçek olduğuna herkesin inandırıldığı maketler… Göz kapaklarını aralıyor…
Kürsüde siluetler. Kürsüde kürsüler. Kürsüde maketler. Siluetler maket. Vatan diyor, bayrak diyor, memleket diyor. Bana oy vermezseniz elden gidecek diyor! Kalabalık ellerine bakıyor. Ellerinde yoksulluk görüyor. Bütün kalabalığın elleri yoksulluk akıyor. Oysa herkeste akıllı telefon var. Bütün kalabalık akıllarını kürsüdeki siluete vermiş oh ne rahat, öyle rahatlamışlar ki maketlere son güçleriyle inanıyorlar. Düşünmüyorlar maket düşünüyor. Fikretmiyorlar maket fikrediyor. Onca zenginliğine rağmen yoksulların adamı olduğuna inanılıyor. O yoksulların adamıysa neden ben yoksulum sorusunu sormak kimsenin aklına gelmiyor. Makete yüklenmiş akla ne gelecek ki… O adilse neden bende onunla aynı hizada değilim demiyor kimse. Maket paralar yağan bir atmosferde namazını eda ediyor, namazın kimlere gideceğini hiç hesap etmiyor.
Ayaklar var kaldırımlarda. Öteye beriye koşuşturan. Ellerde bayraklar, ellerde pankartlar, ellerde sloganlar... Herkes kardeş ama o partiden olursa. Herkes kardeş çıkarlar çakışıncaya kadar. Çıkarlar çakışınca bayraklar çöpe. Çıkarlar çakışınca pankartlar siliniyor. Sloganlar mı, o var ya o ne vatan haini adam bir bilsen? Bilmiyorum öğrenebilir miyim? Vatanın nasıl haini olmuş adamcağız. Vatana ne yapmış mesela. Şey öyle işte vatan haini, ne yapacaksın gerisini. Herkes vatan haini diyor niye vatan haini olmasın ki. Vatan ne, hain ne? Yüzleştirsek acaba gerçek öyle mi? Bırak onu bunu şimdi sıra şu bayrakta. Yani artık bu bayrakları taşıyoruz. Bu sloganları atıyoruz.
Dilenciler var her yerde. Yok canım bunlar öyle ekmek parası demiyor. Ekmek fabrikası diyorlar. Yani kendilerine. Fabrika kuracaklar kendilerine. Sokaklarda caddelerde geziyorlar. Meydanlarda kürsülerde dileniyorlar. Ekranların gösterdiği kadarıyla herkes onları tanıyor. Herkes gerçek mi? Onlar gerçek mi? Maket değil mi yani. Allah rızası için beni seçin. Ben çok iyi bir insanım. Vatanı kurtarırım. Milleti kurtarırım. Herkese yedirir içiririm. Düşmanlarla savaşırım. Dostlarla barışırım. Bulutlarla yarışırım. Topraklara karışırım. Yağmurlarda yağarım. Denizlerde gezerim. Irmaklarda yüzerim. Bir dakika ya, sen İkinci Ramses misin? O da tanrılık iddiasında bulunmuş ya!
Kravatlar uçuşurken ortalıkta. Laik düzen aynı yerinde dururken. Rejim bütün din dışılığıyla hükmederken. İnsanlık düşerken. Yükselirken gâvurluk. İyi ve güzel ne varsa her şeyin ayaklar altına alındığı. El üstünde çıkarlar ve paraların durduğu. İnsanların birbiriyle gönül bağı, din bağı, dil bağı, güven bağı, komşuluk bağı, akrabalık bağı, arkadaşlık bağı, dostluk bağı kısaca insani olan bütün bağların koptuğu. Bütün bağların para ve çıkarla sağlandığı. Parası olmayanın insan yerine konmadığı. Maketler orada burada. Toplum bu durumda. Kravatlar ortalıkta.
Kürsülerden böğürtüler duyuluyor. Kalabalıklardan alkışlar yükseliyor. Maketlere iman demokrasi dininin birinci şartlarından. Yasalar aynı kalır ama yönetime her geçen rejimin din dışılığına göre kendini değiştirir, değiştiriyor. Etrafını da değiştiriyor; arabalar, villalar, katlar, yatlar… Maddiyat yükseliyor maneviyat sonsuz bir şekilde düşüyor. Sahte duygu ve düşüncelerden yapılmış maketler, ne olacak ki…
Maketlere baktıkça derin ağırlık ağırlaşıyor!