Dünya Müslümanları çok yönlü bir kuşatma altında bulunuyorlar. Bir çok konferansımda ve yazımda bir atasözümüzü sık sık yinelerim: Derenin kuşunu derenin taşıyla vurmak. Bu atasözü bir çok açıdan yorumlanabilinir ve üzerinde düşünülebilinir. Atasözlerimiz ve geleneksel kültürümüz bu anlamda oldukça zengindir.
Bize en çok zarar veren de Müslümanların kisvesine bürünen, İslâm düşünce hareketine karşı eylemde bulunanlardır.
Diyarbakır medeniyet tarihimizde önemli merkezlerden biri olarak yer alır. Hz. Ömer efendimizin Diyarbakır ı İslâm topraklarına katmasından beri özelliğini korumuş ve sakınmış. Koruyucu bir ruh burayı sürekli olarak muhafaza etmiş.
Türkiye yi özellikle bölgeyi sekülerleştirme sürecinde direnen ve özünde duran merkezlerin başında gelir Diyarbakır. Manevi büyüklerin varlığı ve sürekliliği burayı hep canlı tutmuş.
Diyarbakır yazı serimizde üzerinde durduğumuz en önemli husus, özellikle Müslüman cemaatlerin ve grupların varlığı, o bölgeyi sürekli olarak diri tutmuş olduğu düşüncesi. Hizbullah cemaati, bölgenin dinamik unsurlarından biri. Mazlum olma özelliği de en önemli yanı. Bölgede 500 den fazla mensubu terör ve istihbarat örgütlerinin kurbanı olmuş. Olaylar öylesine ters yüz edilmiş ki, öldürülenlerin vebal ve sorumluluğu da onlara yüklenmiş. Bu, sadece bölgeye ilişkin değil ulusal bir hüviyete büründürülmüş, hareketin öncüleri çok acı ve feci bir biçimde şehid edilmişlerdir.
Bölgeyi sekülerleştirme sürecinde Kürt ırkçılığına yönelinmiş, başarılı da olunmuştur. Asıl üzerinde durduğumuz husus da budur. Müslüman kardeşlerin canlılığı ve varlığı onların önünde en büyük engeldir. Böyle olunca istihbarat örgütleri İslâmî hüviyetlere bürünerek bölge insanlarını birbirine kırdırma yöntemini seçmiş. Stratejistlerin ve büyük güçlerin desteğiyle Orta Doğu daki İslâmi bir hareket olan Hizbullah adı kullanılmış. Bölgenin dinamiklerinden, Hizbullah a olan sevgi, bağlılık ve muhabbet bu güçler tarafından kamuoyu nezdinde bir terör örgütü olarak sunulmuş ve gözden düşürülmüş. Oysa insanları birbirine kırdıran ve tahakküm oluşturan bir kuklacı vardır. Bu kuklacı değişik zaman ve yerlerde farklı farklı olarak ortaya çıkar. Müslümanların Uğur Mumcu yla bir sorunu olmadı, Bahriye Üçok la da. Sivas ta yakılan insanlar da böylesi bir tezgâhın kurbanıdırlar. Güçlü bir el aramızda gezinmekte. Ne yazık ki bu büyük olayların tamamı Müslümanların üzerine yıkılmış. Bir türlü de altından çıkılamıyor.
Merhum Hüseyin Velioğlu nun, İbrahim Sarı nın Zehra Vakfı mensuplarının ölümündeki trajik durum ve olaylar çözülebilindi mi İstanbul daki ölüm evlerinde öldürülen insanların failleri kimdir, nedendir, niçindir Mossad tarzlı, domuz toplu ölümlerin vehameti gözlerimizin önünden gitmiyor. Bir Müslümanın bir Müslümanı öldürmesi düşünülemeyeceğine göre...
Belli bir süreçten beri aramızda cirit atan istihbarat örgütlerinin tuzağına düşmeyen Müslümanlar masun ve mazlumdurlar. Bu anlamda çok rahattılar ve hatta takdir topluyorlardı. 1980 sonrasında cinayetler Müslümanların üzerine yıkılmaya başlanınca Müslümanlar da gözden düşmeye başladı.
Not: 17 Ocak tarihli yazımız yanlış anlaşıldı ve yorumlandı. Bu anlamda haklı haksız bir çok ileti geldi. Yazının bütünlüğüne ve mantığına bakılmadı. En son gelen, soğukkanlı düşünen bir kardeşimizin iletisini alıntılıyorum.
"kardestavsiyesi@
Muhterem ağabeyim, duyarlılığınıza minnettarım. Ancak bu cemaati şekillendirip yönlendirenler de O SAF İNSANLAR OLUP, ALLAH YOLUNDA ŞAHİT VE ŞEHİT DE OLMUŞLARDIR. Ayrıca bizler onların ahlâk ve tarihçe-i hayatlarına da şehadet etmişiz. MÜSLÜMANLARA KARŞI HEP HÜSN-Ü ZAN TARAFINDA OLABİLMEK VE KAFİR VE MÜNAFIKLARIN DESSAS OYUNLARINA KARŞI HÜŞYAR OLABİLMEK DUASIYLA... (Unutmayalım ki komplo teorileriyle herkesin herkesi ajan ve sair diye gösterebilmesi mümkündür. Bundan kimse ari olamaz. Çamur atarlar tutmasa da izi kalır. Bir deli, bir kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz. İki taraftan biri bir gözü çıkmış halde sana gelirse hemen karar verme diğer tarafın iki gözü çıkmış olabilir gibisinden sayılamayacak kadar İNSAF DÜSTURU VARDIR. Uhuvvet ve kardeşlik risalelerinin Müslümanlar arasında Kur ani düstur ve icra vesilesi olabilmeleri temennisiyle...)
SAYGILAR SUNARIM...