Dünyanın hal-i pürmelaline baktığımızda Müslüman çoğunluğun yaşadığı bölgelerde kargaşa, zulüm, işgal ve çatışmanın yoğun olduğunu görüyoruz. Bir tarafta ulusal, etnik ya da mezhepsel kimliklerin birbiriyle olan çatışması varken diğer tarafta ise dışarıdan işgallerin ve zulmün yine bu coğrafyaya yöneldiği de bir gerçek. Sonuçta bu coğrafyanın manzarası kan ve gözyaşından ibaret. Bu duruma itiraz etmenin elbette bir usulü var. Bunun için içeride adalet ve kardeşliği hâkim kılmak, dışarıdan gelene karşı ise vakarlı duruşu göstermek gerekiyor.

Bu itirazın Müslümanların genelinde yükselemiyor olması başlı başına bir sorunken, itirazın yükseldiği alanın kirletilmesi de daha önemli başka bir sorundur. Salman Sayyid’in Hilafeti Hatırlamak kitabında isimlendirme üzerine konuşurken dikkat çektiği iki kavram var. Çifte Müslüman ve muselmann. Sayyid’in anlattığına göre, çifte Müslüman kavramı Richard Pryor’un Arizona’daki bir Amerikan cezaevinde gördüklerini anlatırken mahkûmlar için yaptığı tasnifte geçer. Bu tasnifle birlikte muselmann ve çifte Müslüman kavramlarının farklı Müslüman algılayışının zemininin nasıl kurulduğunu ifade eder.

Çifte Müslümanlar dediği, Allah’a kavuşmak için yanında sekiz dokuz kişiyi daha götürebilecek derecede radikal eğilimli kişilerdir. Yani bu tanımlama bugün Batı algısının şiddetle özdeşleştirdiği Müslüman tipolojisinin yansımasıdır.

Muselmann ise Almancada Müslüman demekle birlikte aslında Müslümanların kastedilmediği bir kavramdır. Yazara göre muselmann, Nazi kamplarında kullanılan argo bir kelimedir. Kamplarda ölümü kabullenen esirlerin kaderlerine teslim oluşlarıyla, Müslümanların kaderci olduğu düşüncesi arasındaki benzerlikten dolayı bu esirlere muselmann ismini vermişlerdir. Yani biz de bu kavrama kolay anlaşılabilmesi için tepkisiz, kaderine razı, itirazı olmayan, düşünmeyi unutmuş gibi anlamlar yükleyebiliriz.

Salman Sayyid, Batı muhayyilesinde çifte Müslüman ile muselmann ikilemine hapsedilmiş bir Müslüman tasavvuruna dikkat çeker. Ilımlı Müslüman aşırı Müslüman, kaderci Müslüman fanatik Müslüman, liberal Müslüman radikal Müslüman gibi ayrımlar bu iki kavramın Batı zihnindeki yansımasıdır. İyi kötü ayrımına referans olan bu kavramsal zıtlık, Batılıların Müslümanlara yaklaşımı da belirlediği görülür.

Bu şekildeki bir algılama çabasının temel amacı aslında Müslümanların itiraz gücünü kırmaya dönüktür. Bunu zaman zaman iç çatışmalarla enerjilerin tüketilmesi şeklinde görebiliyoruz. Ama zihinsel kırılmanın asıl büyük büyük payı Müslümanların işgale ve zulme karşı meşru direnme haklarının çifte Müslümanlar gibi kavramlarla kirletilmesinde yatar. Üretilen gayri ahlaki örgütlerle bu kavrama zemin oluşturanlar bu kavramın içeriğine de kendileri açısından sorun gördükleri tüm Müslüman duruşunu dâhil ederek direniş hattını kırmayı amaçlamaktadırlar.

Dün de, günümüzde de Müslüman coğrafyada yapılan işgallere ve zulümlere karşı her itiraz bu tanımlamanın içerisinde sindirilmeye çalışılıyor. Bugün İsrail zulmüne karşı HAMAS’ın haklı ve meşru direnişinin itibarsızlaştırma gayretlerinin dayanağı da burasıdır. HAMAS’ı kendi tanımladıkları çifte Müslüman sepetinin içine dâhil ederek sindirmeye ve dünya kamuoyu nezdinde meşruiyetini yok etmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki, bırakalım Batı kamuoyunu, diğer Müslüman ülkelerde hatta kendi ülkemizde dahi bu itibarsızlaştırma gayretlerine teşne insanların varlığı bu durumun vahametini bize göstermektedir.