Ülkemizde genellikle sorunlar biliniyor, zaman zaman gündeme geliyor ama her nedense ilgililer var olan sorunları gidermek için uygulamaya geçmiyor, belki de geçemiyorlar. Bu arada var olan tüm olumsuzlukların bir sorumlusu da bulunmuyor. Genellikle geçmiş ve geçmiş yöneticiler suçlanarak işin içinden çıkıldığı sanılıyor. Özellikle de sorunlarımızın büyük bölümü geçmişte ve günümüzde uygulanmakta olan eğitim sisteminden kaynaklanıyor. Bunun için de her gelen bakan eğitim sisteminin bir yerine el atmakla sorunun çözüldüğü sanılıyor.

Sözü uzatmadan zaman zaman dikkat çekmeye çalıştığım ülkemizdeki ara eleman sorunu ve diplomalı işsizler ordusu üzerinde durmak istiyorum. Gerek ara elaman sorunu gerek diplomalı işsizler ordusunun oluşmuş olması eğitim sistemi ile ilgilidir. Çünkü alınan kararlar ve uygulamalar üzerinde ciddi olarak çalışmadan sadece güncele dönük bir takım kararların uygulamaya konulması ile oluşmuş sorunlar yumağını gidermek de mümkün olmuyor. Mesela, ülkemizde üniversite sayılarının artırılması, her ile bir ya da birkaç üniversite açmakla övünen siyasi iktidarlar ne kadar üniversite açtıkları ile övünerek bunu oya çevirmeyi marifet bilirlerken sanayide ciddi olarak bir ara elaman ihtiyacı var ve bu ihtiyaç her geçen gün de büyüyor. Çünkü her ilerde bir ya da birkaç üniversite açarak adeta üniversiteye gitmek özendirildi. Ne var ki uzun sürede söz konusu üniversitelerden mezun olanların nerede çalışacakları, nerede ekonomiye katkı sağlayacakları üzerinde fazlaca durulmadı.

Özellikle de ülkemizin hangi dalda ve ne kadar yetişmiş elemana daha fazla ihtiyacı olduğu sorusunun cevabı hemen hemen hiç düşünülmedi. Sonuçta genç işsizlerimizin sayısı yüzde 25’lere dayandı. Sadece işe girme sırası bekleyen öğretmenlerimizin sayısı giderek artıyor. Bu artış oranında öğretmen alımı yapılmıyor. Yapılanlar ise genellikle sözleşmeli, ücretli gibi nitelendirilen öğretmenlerle açık kapatılmaya çalışılıyor. Bu ise bir yandan öğretmen açığını kapatıyor gibi görünüyor olsa da sorun bir başka boyuta taşınmış oluyor. Çünkü aynı işi yapan öğretmenler arasında gereksiz farklılıklar oluşturuluyor. Hâlbuki öğretmenlik nasıl olsa yapılır bir meslek değildir.

İşin bir başka boyutu da eğitim fakültelerini bitiren öğretmen ordusunu her sene biraz daha büyümesidir. Bu durumun sadece öğretmenlerle sınırlı olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Sonuç olarak üniversiteyi bitirmiş, mimar, mühendis gibi unvanlara sahip olmuş ama iş bulamayan insanlar daha hayatın başında ciddi bir moral bozukluğuna sürükleniyorlar. Bu bakımdan ülkede geçmişte ve günümüzde ülke yönetiminde sorumluluk üstlenmiş olanların bu işte sorumlulukları vardır. Çünkü her çocuk ilkokulu bitirdikten sonra ortaokul, ortaokuldan sonra liseye ve liseden sonrada mecburi istikamet üniversite anlayışı topluma hâkim olunca sanayide gerekli olan ustalar yetişmez oldu. Çünkü ya hiçbir mesleği olmayanlar ya da üniversiteyi bitirmiş işsizler çoğaldı. Hâlbuki sanayide ara eleman ihtiyacı günümüzde çok fazla. Hemen belirteyim ki, ara eleman olarak nitelendirdiğimiz ustalar iş bulmakta zorlanmıyorlar.

Sonuç olarak hayatın her alanında ülke yönetiminde yer alanların bir an evvel ben yaptım oldu anlayışını terk etmesi gerekiyor. Aksi halde ara eleman ihtiyacımız giderek artarken, yüksek tahsilli işsizler ordumuz da büyümeye devam edecektir. Bu noktada bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Hayatın her alanında Avrupa’yı taklit etmeyi tercih ederken eğitim konusunda nedense dikkate almamış görünüyoruz. Çünkü Avrupa’da herkes üniversite bitirtmekten çok kurslarda ara eleman yetiştirilmesine öncelik veriyorlar. Bu gerçeği 1960’lı yıllarda Avrupa’ya işçi göndermeye başladığımız yıllarda görmüştük. Kısacası, sadece eğitimde değil, her sorunumuzda sadece içinde bulunulan dönem değil, geleceğe dönük ülkenin geleceği de dikkate alınarak planlar yapmak ve onları uygulamak durumundayız. Aksi halde bir sorunu çözüyoruz derken bir başka bir sorunun kapısını açmış oluyoruz. Bunun telafisi de kolay olmuyor.