Kendinizi dev aynasında görürseniz, önce korkusu sizi sarar. Kendi kendinizi korkutursunuz.
Ömründe hiç ayna görmemiş adamı köyün bekçisi yapmışlar. Eskiden bekçiye “Korucu” denirdi ve devlet ona senede bir takım özel kumaştan elbise verirdi.
Korucuya ilk elbisesi gelmiş, hanımın ve çocukların sevinç gözyaşlarıyla arasında giymiş ve dışarı çıkmış.
Dün, halktan biri iken farklı bir konuma gelen bu bekçi, köylüye hava ataraktan çeşmeye kadar gider ve çeşmenin yalağındaki suya bakınca devlet beni yakalamaya geldi zannıyla kendinden korkar.
Güzel hizmetlerinden dolayı babasını sevdiğim bir delikanlı evime ziyarete gelmişti.
Okulda yaptıkları çalışmaları bana fısıltı halinde anlatıyor, ben normal sesimle tebrik, takdir ve soru cümlelerimi söyleyince elini ağzının kenarına getiriyor ve “Sayın hocam, dinleniyoruz. Biraz sessiz konuşalım” diyor.
Bu olay, bundan on beş yıl önce gerçekleşti.
Sıradan bir esnaf iken, şehre gelen vaizin etkisinde kalarak İslami hizmetlere hız veren biri bana sorununu anlatıyor: “Hocam, dükkânda çalışan şunun işine son vereceğim. Beni izlemekle görevli olduğuna kesin inanıyorum” diyor.
Ben de ona: “Sakın işten çıkarma. Bu bir hastalıktır. Geçer. Bunun işine son verirsen hastalığın artar. Herkesi seni izliyor durumuna düşersin” dediğim halde o işçisinin işine son verdi.
Ondan sonra dükkânın karşısında üç tekerlekli arabada çekirdek satanı, simitçiyi, alış-verişe gelen polisleri kendisini izleyen olarak görmeye başladı.
Dikkat çeken bir iki sanat eseri nedeniyle bir televizyondan davet alan bir tanıdığım anlatmıştı: “Daveti kabul ettim, araba evin önüne geldi ama televizyonun hiçbir işareti yok. Arabaya bindim, arka koltuktan kardeşime arabanın plakasını verdim ve şüphelendiğimi de söyledim. Ben stüdyoya girdikten sonra mesajı okumuş hemen bana telefon etmiş. Telefon kapalı olunca, ‘Kardeşim kaçırıldı’ diye yeri göğü inletmiş. Akrabalardan biri o televizyonu açınca canlı yayında görmüşler ve rahatlamışlar. Meğer ben kendimi bir şey zannetmişim” dedi.
İnsan kendi hastalığını kendisi teşhis edebilmiş ve “Meğer ben kendimi bir şey zannetmişim” diyebilmişse hastalıktan kurtulmuş demektir.
Seküler (gâvur) hukukun hiçbir maddesinde Allah inancı ve ahiret inancı geçmediğinden sağ ve sol bütün siyasilerin, entellerin hayal ülkesi Amerika’nın dünyayı dinlediğine inanılır.
Seküler kanunlara göre normal olan da budur.
Kanunlarınız yılda bir milyon insan öldürmeyi devletin yaşaması için normal kabul ediyor ve bunu fiilen gerçekleştiriyorsa hem onlar hem onlara özenenler, hepimizi dinleyecekler.
İster dinlesinler, ister dinlemesinler.
Biz, Allah ve Resulünün değerlerinin üstünde bir değer kabul etmediğimizden, Kiramen Kâtibin tarafından dinlenildiğimizden ve görüntülü kayda aldıklarına inandığımızdan hiçbir teville yanlış yapmamaya dikkat ediyoruz.
Mekke’nin yöneticileri Sevgili Peygamberimizi ve arkadaşlarını gizli ve açık takip sonunda takip görevlilerinin Müslüman olmaya başlaması nedeniyle dinlemeyi kaldırma kararı alırlar.
Rabbimiz bu haberi şöyle bildirir: “Kâfirler dediler ki: Bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve okunurken gürültü çıkarın. Belki galip gelirsiniz” (Fussılet Suresi, ayet: 26).
Bir gün dünyanın medeniyetsiz sekülerleri: “Müslümanları dinlemekten vazgeçiyoruz” kararı almışlarsa biz, ayaklarımız üstünde İslam’a göre yaşamaya başlamışız demektir.