BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Kıyamete kadar sürece olan Hak-bâtıl mücadelesinde düşmanlarımızın izlediği stratejiler ve kullandığı silahlar her dönemin kendine has şartlarına göre -doğal olarak- değişiklikler arz etmiştir. Günümüzde İslam düşmanlarının kullandığı en etkili silah ise basın-yayın ve medya iletişim araçlarıdır. Nitekim bundan 68 yıl önce 1948’de Yahudi asıllı iş adamı Sedat Simavi, Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladığında Üstad Necip Fazıl’a; “Bak, Babıali’de fikri idam edeceğim. Sadece resim ve göze hitap. Yazıya göre resim değil, resme göre yazı (olacak)” diyor.
O tarihler Türkiye’de dinin hayatın çok ağır baskılar altında tutulduğu, ezanın dahi asli suretinde okunmasının yasak olduğu bir dönemdir. Ama o günlerde halk dindardır. Henüz televizyon yayını yoktur. Radyo yayınları ise çok sınırlıdır ve radyo çok az evde vardır. Gazeteler ise bu günkü kadar magazinsel ve pervasız değildir. Devlet laik bir burjuva sınıfı oluşturmuştur ama halk hâlâ kendi yolunda devam etmektedir. Osmanlının yaşam tarzı muhafaza edilmektedir. Bugünkü çıplaklıktan eser dahi yoktur. Halk evlerinde yetişme mesleği eğitimci ama asıl görevi milletimizin yeni yetişen evlatlarına dinsizlik ideolojisini aşılamak olan öğretmenlerle dinsiz bir neslin inşası başarılamamıştır. Resmi ideolojinin dayattığı laisizm halkta karşılık bulmamıştır. İşte burada basın devreye girmiş ve halkı değiştirip dönüştürme işini Yahudi sermayesi ile üzerine almıştır.
Üstad başlangıçta böyle bir gazetenin satmasının mümkün olamayacağına inanmakta ise de sonradan gözlemlerini “Babıali” isimli eserinde şöyle dile getiriyor:
“Gördüm. Bugün yüksek tirajlı gazeteleri sadece batı taklitçiliği işine bağlayan “Hürriyet” gazetesinin Bâbıâli’de yaptığı dehşet verici inkılâbı gördüm. Bunlar maden gibi halkın boşluğunu, gafletini, şehvetini işletir; bu maden işlendikçe onları semirtir, onlar semirdikçe halkın ruhu pörsür ve böylece yumurta tavuktan ve tavuk yumurtadan türeyerek, taraflar, yüzünden ve tersinden orantılı bir şekilde gelişir. Onların tirajı yükseldikçe halkın ruh seviyesi düşüyor, halkın ruhu düştükçe de onların kâr seviyesi yükseliyor.”
Başlangıçta halkı dinden soğutmak ve laikleştirmek için İslam ve Müslümanlarla istihza eden yayınlarla yola devam edilirken, ilerleyen süreçte bunun yeterli olmadığı kanaatine varmış olmalılar ki dinin özüne ait tağyir ve tahriflere de başladılar. Mesela Güngör Mengi gibi hiçbir İslami eğitim almamış laik birisi dahi mütedeyyin kesimleri ikna etmek için Kur’an’daki başörtüsü ile ilgili ayetleri yorumlama yani müfessirlik yapma cüretini göstermiştir.
Şu an girdiğimiz safha ise en tehlikeli safhadır. O da dinin özüyle oynama, İslam dinini tıpkı Hıristiyanlık gibi tahrif ve tağyir etme gayretleridir. Bundan 20-30 yıl önce Siyonistlerin bu planına hizmet edecek adam sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Ama günümüzde durum çok değişmiş durumdadır. Televizyon ekranlarında birbirinden yaldızlı ve okkalı sözler söylemek için yarışan onlarca din bilimcisi (!) kendini pazarlamakta ve her birisi İslam’ın bir başka tarafını inkâr etmekte birbirleriyle yarış etmektedirler. İş o kadar ileri gitmiştir ki İslami hayattan habersiz olan birisine dini bir meseleyi izah ederken “İslam’a göre şöyle” diye söze başlarsanız bu İslam’dan bi haber olan vatandaş hemen itiraz etmekte ve hemen “hangi İslam’a göre” diye size karşı çıkmaktadır.
Bundan 50-60 sene önce dine karşı ilan edilen topyekûn savaşla elde edilemeyen netice Siyonistlerin strateji değiştirmeleri sonucu bu gün elde edilmeye başlanmış durumdadır. Bu nedenle şuurlu Müslümanların üzerine düşen görev düne göre bugün daha fazladır. Zira dinin ekseni din adına kaydırılmakta ve dini hayat şu ya da bu gerekçelerle giderek toplum hayatından çekilmektedir.
İlk yayınlandığı andan bugüne Hakk’ın ve haklının yanında yer alarak yürüyüşüne devam etmekte olan Milli Gazete’mizde inşaallah haftada iki gün sizlerle beraber olacak itikadi ve fıkhi meselelerimizi gündeme taşımaya gayret göstereceğiz.
Selam ve dua ile.