Çağımızda İslam’a en çok saldırı yapılan alan kadın konusu ve en çok tartışma konusu yapılan şer’i hüküm ise Müslüman kadının örtüsü meselesidir. Bu konuda İslam ahkâmını tümden reddeden kâfir ve münafıkların yazıp çizdiklerini muhatap alacak değiliz. Bizim muhataplarımız kendilerini Müslüman olarak tarif eden; İslam adına, İslam’ın yararına söz söylediğini, görüş beyan ettiğini iddia eden ama İslam’ı tam olarak hazmedememiş kişilerin bu mesele hakkında takındıkları tavırlarıdır.
Hayatın merkezine Batılı yaşam tarzını koyma anlayışının İslam toplumlarında revaç bulmaya başladığı günden beri bu mesele hep gündemde olmuştur. Nitekim 1954’te gurbet illerinde vefat eden Osmanlı’nın son Şeyhu’l-İslamı Mustafa Sabri Efendi, Mısır’da bir mecliste Batılı kültürle yetişmiş bir şahsın, Japonların İslam’ı incelediğinden bahisle sözü kadınların örtünme meselesine getirerek şöyle dediğini naklediyor:
“Bunun için Japonya’da bir meclis teşekkül etti. Hemen hemen İslam dinini kabul ediyorlardı. Yalnız bir mesele buna mani oldu. “Tesettür-i nisvan /(kadının örtünme)” meselesi. Bu, onlarca pek müşkil görünüyordu. Kadınlarını böyle bir hapisle (örtüyle) kayıtlandırmak istemiyorlardı. Ama ne iyi olurdu. İslam âlemi kırk-elli milyonluk bir terakki etmiş milleti kazanmış olacaktı. Bizim âlimlerimize meram anlatılmaz ki!.. Bana sorulsa bu hususta kulaç kulaç müsaade eder ve hâsıl olacak günahı boynuma alırdım.” (1)
Bu münafığın cüretine ve yüklendiği vebale bakınız. “Örtünme emri dinden çıkarılsın ben bunun günahını üzerime alıyorum” diyor. Nitekim bunların benzerleri ülkemizde de sıkça görülmeye başlandı. Bu yaklaşım tarzı nedeniyledir ki geçmişte örtülü olan bazı kızlar ve kadınlar sonradan açılıyorlar ve mini etekli resimlerini sosyal medya bataklığında iftihar ederek teşhir ediyorlar.
Mustafa Sabri Efendi söz konusu zatın iddialarını bir miktar daha anlattıktan sonra onun asıl niyetini şu sözlerle açıklıyor: “Şimdi bu zat ne demek istiyor ve neden şikâyet ediyor? Tesettür esasen İslam dininin hükümlerinden olmayıp sadece âlimlerin uydurmalarından yahut halkımızın milli alışkanlıklarından olduğu halde dine karıştırılmış demek mi istiyor?” (2)
Peki bu nasıl oldu da bu düşünce İslam dünyasında taraftar buldu? Bunu da “Fizilal” sahibinin kaleminden okuyalım:
“Uzun asırlardan bu yana sürüp gelen İslâm kültürüne asırlarca süren çabalarla Yahudiler tarafından beslenen hain eller yetiştirildi. Bunlar, çok değişik alanlarda çalışan muhtelif şahıslar üzerinde birtakım plânlar yaptılar. Bu şekilde yetiştirilenlerin yüzlercesi, binlercesi İslâm aleyhinde kullanıldı. Bugün bu yöntem hâlen daha kullanılmaktadır.
Bunlar bazen öğretim üyeleri, filozoflar, doktorlar ve araştırmacılar, bazen de yazarlar, şairler, sanatçılar ve gazeteciler kılığında görev yapmakta ve Müslümanların adlarını taşımaktadır. Çünkü Müslüman bir aileden gelmektedirler. Yine onların bazısı Müslümanların sözde “bilginler”indendir.
Yerli işbirlikçilerden oluşan bu ordu, çeşitli yöntemlerle gönüllerdeki inancı sarsmakla mükelleftiler. Bunu; araştırma, bilim, edebiyat, sanat ve gazetecilik maskesi altında yapmaktadırlar. Asıl görevleri ise imanın ilkelerini zayıflatmak. Onların görevi; hem inancın, hem şeriatın değerini düşürmek ve ilgisi olmayan te’vil ve yorumlara çekmek, ondan kurtulmaya çağırmaktır! Ya onu hayattan çekerek ya da hayatı ondan uzaklaştırarak onu hayatın alanından dışarı çıkarmaktır. İnançtan gelen düşünceleri, yaklaşımları yok ederek onlarla çelişecek düşünceler, ilkeler, kurallar üretmektir. İmana dayalı düşünceler ve ilkelerin zayıflatıldığı kadarıyla uydurma düşünceleri yaldızlı göstermektir. Şehevî arzuları çığırından çıkarmak, tertemiz inancın üzerine bina edildiği ahlâk kurallarını çiğnemektir. Böylece alabildiğine yaymaya çalıştıkları çirkefin içine onları sürüklemektir! Bunlar aynı zamanda nassları (Kur’an ayetlerini ve sahih hadisleri) tahrif ettikleri gibi, tarihi de tümden karıştırıp tahrif ediyorlar!
Ve onlar yine de Müslümandır! Nitekim Müslümanların adlarını taşımıyorlar mı? Onlar bu Müslüman isimlerle sabahleyin Müslüman olduklarını ilan ediyorlar. Bu çirkin eylemleriyle de akşamleyin onu inkâr ediyorlar. Onlar, bu iki görevleriyle önceki ehl-i kitabın görevini yapıyorlar. Bu eski görevde değişen tek şey şekil ve çerçeveden başka bir şey değildir!
“Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.” (Al-i İmran, 72)
Bugün de o günkü Yahudilerin davasını güden Siyonizm’in ve misyonerliğin ajanları kendi aralarında aynı şekilde hareket ediyorlar. Bu bir daha ele geçemeyebilecek fırsatta İslâm inancına var güçleriyle yükleniyorlar.” (Fizilal, Al-i İmran Sûresi 72. ayet tefsiri)
“Günün başlangıcında inanınız, fakat günün sonunda onu reddediniz, böylece belki onlar da inançlarından dönerler.”
Bu ayet-i kerimeyi tekrar tekrar okuyunca sosyal medya bataklığında geçmişte örtülü olduğu halde sonradan açılan bazı kadınların önceki hayatındaki örtülü resimleriyle sonraki hayatındaki mini etekli resimlerini birlikte paylaşmaları meselesini hatırlattı. Acaba bunlar, önceden planlanmış İslam’ın örtünme meselesini sulandırmak amaçlı planlı bir hareket mi, yoksa insan olmanın, zaaflara yenilmenin neticesi işlenilen bir günah mı?
Eğer bunların davranışları ikinci tercihe göre şekillenmişse mesele yok. İnsanlar melek değillerdir ve zaman zaman zaaflarının peşine takılır ve günaha dalar. Ama ne nane yediğinin de farkında olurlar. Günahlarını ulu orta teşhir etmezler, günahlarına başkalarını şahit tutmazlar. Aklı başına geldiğinde de pişman olur.
Yok, eğer bu tavırları İslam’ın örtünme emrinden tümüyle kurtulmak, canının istediği şekilde yaşamak arzusu ile yapılmış bir davranış ise o takdirde de sözümüz Kâfirun Sûresi’ndeki şu ilahi buyruktur: “Sizin dininiz size benim dinim de bana”dır. Zira Müslüman kadının örtünmesinin Allah’ın farzlarından (kesin merilerinden) bir farz olduğunu kabul etmeyen bir inanışa İslam denemeyeceği gibi, böyle bir inanca sahip kişiye de mü’min denilemez.
---------------------
1) Şeyhul İslam Mustafa Sabri, Meseleler Hakkında Cevaplar, 130
2) Şeyhul İslam Mustafa Sabri, Meseleler Hakkında Cevaplar, 131