AKP-Cemaat kavgasının patlak vereceği, 7 Şubat tan sonra sinyaller vermeye başlamıştı. Ancak bu gizli güç kavgasının böylesi bir savaş a dönüşeceğini kimse tatmin etmemişti. Sarmaş dolaş olup kendileri dışındaki herkesi ezenlerin, gün gelip de birbirlerine yenir yutulur tarafı olmayan beddualar yağdıracağını, karşı taraf tan çete ye, örgüt e kadar suçlama ve hakaretleri sıralayacaklarını, operasyonlara girişeceklerini de tahmin eden yoktur kesinlikle.

Öküz öldü, ortaklık bitti şeklinde amiyane bir formülle açıklansa dahi bu savaş, bugün evrildiği durum itibariyle resmen bir iktidar ve devlet krizini de tetiklemiştir. Devletin kurumlarının birbirlerine karşıt hale gelmesi, birbiriyle zıtlaşması, ölümcül bir bilek güreşine girme işaretleri vermesi bu tehlikeli krizin işaret fişeği gibidir.

Kurdukları kutsal ittifak , iktidarları önündeki tüm diğer rakiplerini silindir gibi ezerken, meğer bu arada heybelere bolca ortaklarının hatasını, yanlışını, günahını biriktirmiş iki taraf da. Kavga kızışıp savaşa dönüşünce her ikisinin de karşıdakinin ne kadar da kötü olduğunu keşfetmesi(!) bundanmış demek. Bu içten pazarlıklı, hesaplı kitaplı ittifakın her iki tarafı da 28 Şubat sonrasının yeniden tasarlanan siyasi ve ekonomik atmosferinin parlayan yıldızları oldular, dünyaya hükmeden süper güç ortak paydasında buluşmak suretiyle tabii ki.

Türkiye tarihinde sürekli yaşanan güç ve iktidar savaşı, misli görülmemiş bir şiddet ve boyuta ulaştı bugün. Bu yaşananlardan sonra eski dengelerin yeniden tesisi mümkün olmadığı gibi bu kutsal ittifak da yıkılmaya mahkum artık. Daha önce kendi iktidarlarına muhalif olan veya eleştiri getiren herkesi komplocu , tezgahın, çetenin üyesi gibi yaftalayanlar, bu kez silahlarını birbirlerine doğrultuyor.

Şöyle bir gerçeği de tespit etmeli. Güçlendikçe pervasızlaşan, bırakın kendi dışındakileri kendi içerisindeki farklı düşüncelere bile tahammülü kalmayan ve toplumu birbirine düşman kutuplara bölmekte hiçbir mahzur görmeyen siyasi iktidar, yaşadığı güç zehirlenmesi ve iktidar sarhoşluğuyla hiçbir hatasını ve yanlışını da görmüyor, değerlendiremiyor. Kendisi gibi düşünmeyenlere millet iradesi altında bir dayatmada bulunmaktan çekinmiyor, giderek otokratik bir anlayışa büründüğünü kabul etmiyor. Güçlü olmanın haklı olmayı da beraberinde getirdiği yanılgısına kendisini kaptırıyor maalesef. Halbuki, gücün bozucu etkisinden arınmak için bir nefs muhasebesi ne, bir özeleştiriye tabi tutsa kendini, toplumun diğer kesimlerinin neden kendisine bu denli karşıt kesildiklerine bir kafa yorsa, iktidar ve güç sarhoşluğundan kurtarabilirdi kendisini. Olmadı maalesef. Karşısındaki gücün de çok halis niyetli olduğu söylenemez. 28 Şubat sürecinde Erbakan Hoca ya takındıkları olumsuz tavır, ABD ve İsrail söz konusu olunca tek bir kınamayı, tek bir eleştiriyi, tenkidi bile esirgemeleri pek de unutulacak gibi değil.

Güç kavgasının fitilini dersane meselesi ateşledi, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ise savaşa dönüştürdü. Hem de Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş çapta bir yolsuzluk olduğuna dair şüphelere sebep oldu. Bu çok ciddi yolsuzluk iddialarının parasal tutarı da, içerdiği isimler de insanı hayrete düşürüyor. Elbette, masumiyet karinesi diye bir şey var, ancak iddialara ciddi bir cevap verilememesi de toplumun kafasını kurcalıyor.

Siyasi iktidarın, bu çok ciddi iddia ve delillere karşı kendinden emin davranıp gereğini yapmaması, onun yerine komplo, küresel tezgah, lobi gibi söylemlere sarılması şüpheleri arttırıyor. Olmadığını söylemekle komplo iddiasında bulunmak aynı şey değil tabii ki.

Gelinen noktada kamu vicdanı yaralanmış ve ciddi soru işaretleri oluşmuş durumda. Siyasi iktidarın da hesap vermekten kaçınmaya çalışması, birtakım düzenlemelere ve değişikliklere yönelmesi farklı yorumları beraberinde getiriyor. Hele ki, kabinenin bir bakanının hafife alınamayacak açıklamalarıyla Başbakanı istifaya davet etmesi, siyasi iktidarın kamuoyuna bir hesap vermesi gereğini ortaya koyuyor. Yoksa bu şaibeler, siyasi iktidarın durumunun sorgulanmasına yol açacaktır.

Mevcut durum, meselenin çetrefilleşip bir iktidar ve devlet krizine doğru gittiğidir. Koskoca bir devleti ve tüm yönetme iradesini tek bir kişiye endekslemek, devlet çarkını bozuyor git gide.