Cemre’nin hikâyesi güçlü insan algımı tamamıyla değiştirdi. 40 yaşında ağır fiziki engeli olan bir kadın Cemre… Evliliğin getirdiği sorumlulukları yerine getirecek durumda değilsin deyip engel olmak isteyen aile fertlerini ikna edip evlendi. Eşinin engel durumu kendisine nazaran daha hafifti ancak evin bütün sorumluluğu Cemre’nin üzerine yıkılmıştı fakat hiç şikâyet etmedi, dert varsa derman da vardır dedi ve yol almaya devam etti. Ne yapmak istese, neye karar verse engel durumu ileri sürülüyordu fakat Cemre bir şeye karar vermişse azimle çalışıyor ve bütün engelleri kolaylıkla aşıyordu. Doktorların hayati riskin var demelerine rağmen geri adım atmadı ve iki çocuğunu kucağına aldı. Ağır koşullarda çalıştı ve memuriyete hak kazandı.
Resmi bir kurumda sekreterlik yaptı kalan vakitlerde hem çocukların eğitimi ile ilgilendi hem de evine ve ailesine vakit ayırabildi. İnançlı, azimli, çalışkan bir kadındı Cemre… Güçlü ve sabırlıydı, halinden hiç şikâyet etmezdi, Rabbim bana her şeyi bahşetti daha ne isterim der ve şükrederdi.
Cemre’nin hikâyesi bana dev kayaların çatlakları arasından fışkıran bodur ağaçları çağrıştırır. Boyları bir metre olan bu ağaçlar kayaların gövdesine tutunur ve burada bir avuç toprakla beslenip hayatlarını sürdürürler. Göz alıcı renkleri ve dikkat çeken heybetleri yoktur bu ağaçların ama zor şartlarda uzun soluklu yaşayabilirler.
ŞİDDET ZAYIFLIK NBELİRTİSİDİR
Öfkesini kontrol altında tutamayan, vurup kıran psikopatların güçlü olduğu düşünülür ve bu kişilerin şiddeti kullanarak istedikleri her şeyi elde edebileceklerine inanılır. Oysa şiddet bir zayıflık belirtisidir ve kişi sorunlarını makul yollardan çözemediği için şiddete meyletmektedir.
Güçlü insan bilinenin aksine, öfkesini kontrol eden, karşılaştığı sorunlara pratik çözümler getirebilen, gerektiğinde susan ve davranışlarını kontrol edebilen kişidir.
Modern psikoloji hırçın, kırıcı, çabuk sinirlenen bireylerin bu tavırlarını, güçsüzlüğün çözümsüzlüğünü muhakeme edememenin bir sonucu olarak değerlendiriyor. Bu kişiler sorunları ile başa çıkamamış, komplekslerinin farkına varamamış, kendilerini olumlu ve olumsuz yanları ile kabullenememişlerdir ki, bu gücün değil, korkunun bir tezahürüdür. Öfkeye esir olan kişiler karşı tarafa ne kadar tahribat verebilirlerse, ne kadar taşkınlık yaparlarsa, ne kadar kaba kuvvet kullanabilirlerse kendilerini o kadar yetkin görür ve kasılırlar. Bu kişiler içlerindeki çocuğu olgunlaştıramamış ve o çocukla bütünleşmişlerdir.
Para ve mevkii insanlık tarihinin seyrini belirleyen iki önemli güç olarak görülmüştür. Ancak bu dünyevi bir güç algısıdır ve insanı aldatan, oyalayan sahte bir dostu andırır. Bu güç değil bir avuntudur. Peki, güçlü insan kimdir? Güçlü insan toprağa bağlı olan bütün konumlandırmaları ait olduğu yere koyup özgürleşen ve bütün benliği ile gücün gerçek sahibine teslim olabilendir. Onlar topraktan aldıkları her şeyi değerler dünyasına dâhil ederek sonsuz bir huzura ve özgürlüğe ulaşırlar. Bu kişiler Kaf dağının ardında değiller, bu kişiler yanımızda, yakınımızdadır fakat çarpık bir değer algısına sahip olduğumuz için onları diğerlerinden ayırıp hak ettikleri noktada değerlendiremeyiz.