Acıları olanın derdi olur. Derdi olanın sorumluluğu ve bilinci artar. Acılarla yoğrulu olanlar başkalarının hâllerinden anlar. Başkalarının hâllerini anlayanın acıları katmerlenir, giderek artar, istiflenir.
Ruhun acıları görülmez, kimde ne denli olduğu anlaşılmaz.

Derdi olanlar etrafında neler olup bittiğinin farkına varır. İstemese de görür, duyumsar, sezer. Bir evde ağıtlar yükseliyorsa, acılar duvarlara yansıyor, dışarı taşmıyorsa kim ne bilsin? Gözler yaşlı veya buğuluysa, düşünceliyse insan belki o zaman dışa vurur. Gören görür, görmeyen sadece yüzünde hafif bir burukluk belirir ya da belirmez çekip gider, yoluna devam eder. Görse ne fark eder, acı onun değil, dert onun değil. Ancak hissedebildiği kadarıyla eder. Onun acıması, gördüğüyle sınırlıdır, birkaç adım sonra zihni bir başka şeye takılır, kendisiyle meşgul olur.

Aşk acısını ve derdini yaşayan birinin dünyası allak bullaktır. İçinde esen fırtınanın onu nasıl alabora ettiğini kimse bilemez. Yaşayanlar bilir, onlar da kendi kuyularının derinliklerindedirler. Aşk derdi olan sadece tensel ve bireysel olanı kastetmiyoruz. Kastımız kendisini bağladığı, inancına, insana, medeniyetine, düşüncesine, sevenlerine olan bağlılığıdır. Sevmeyenleri de olabilir. Bir yerde acıların sesi, iniltileri, ahları yükseliyorsa elbette birileri tarafından fark edilir.

Zulüm üzerine kurgulanmış bir insanlığın dünyasında acıların çokluğundan geçilmez. Neredeyse hemen her hanede bir biçimde ya da dolaylı olarak görülür ve yaşanır.

İnsanın insana dayanması, dayanışması acıları kısmen de olsa hafifletir. Teselli bulur. Kimi çevrelerde bir evde bir cenaze çıkmışsa en az bir yıl kara yıldır onun için. O evde yüzler gülmez. Kaderin tecellisi elbette haktır. Ancak insana yapılan zulümlerle acılar artıyorsa, bunlar unutulmayacak denli ağırsa neredeyse bu, bir ömür sürer.

Coğrafyamız insanı dert yüklü. Acımasız eller ve katil ruhlarıyla aramızda gezinip duruyorlar. Bunları hafifletmenin, gidermenin zorluklarına rağmen, giderilmesinin mutlaka bir yolu vardır. Yeter ki niyet edilsin, azmedilsin ve çaba gösterilsin. Bir sorun varsa buna çözüm üretilemiyor, çaba gösterilemiyorsa kendi kendisine giderilmesi beklenemez.

İnsanların birbirlerine merhamet ve sevgiyle bakmaları birçok sorunun önüne geçmesine neden. Sevgi gözüyle bakılınca tebessüm edilir. İnsanın insan ile bağ kurmasının ilk yoludur. Sözcükler ondan sonra dökülür ağızdan.

İnsanın insanı kendine dert edinmesi acılarını, sorunlarına, sevinçlerine ortak olmayı sağlar. En azından birini yanında görür, manevî olarak birbirine yaslanılır. Hâl ve davranışın gücü sözcüklerden fazladır. Hâl ve davranış hüneri olanın sözcükleri de, eylemleri de etkilidir.

Bir insanın yüz ifadesi neredeyse kendisini tanımlar. Dert sahibi midir, acılı mıdır, çilekeş midir, umursamaz mıdır?..

Bir meczubun yüzünün acıları çok derindir, yüzünden belli olur, sigarasını tüttürmesinden, bakışından, hemen her davranışından belli olur. Onun dert dağı onun içinde kökleşmiş, büyümüş ve yer etmiştir. O, artık sadece kendisidir. Ellerini boşa savuruşu, yürüyüşü, kendi kendine söylenişi onun kendi iç döküşüdür. Dertleri olmayanlar, insanı umursamayanlar onlara sadece deli gözüyle bakarlar.
Sokakta yaşayanların hâlleri onlardan farklı değildir.

Günümüz karmaşasında insanın insana ilgisizliği benlerin sadece kendileriyle sınırlı dünyaları, başkalarını, en yakınlarını bile umursamayanlarla dolu. Kentlerin bulvarlarında akan insan seli, her hâliyle neredeyse kendini belli eder. Onların arasında gezinirken, bu insan seli içinde savrulan kumlar gibi olunur. Bu, geneli kast ediyoruz anlamına gelmiyor. Genel bir tutumu gösteriyor. Öyle olmasa acıları olanların yalnızlaşması, âdeta kendi kuyularında boğulmasına neden olur.