Kahramanmaraş depremi ile birlikte, kayıtlara asrın felaketi olarak geçecek ölçüde bir yıkımı hep birlikte yaşamış olduk.

Depremin doğrudan etki ettiği 11 ilimiz baz alındığında 13,5 milyonun, yakın iller de eklendiğinde 20 milyonun üzerinde vatandaşımızın depremi yakından hissettiği bir afetten bahsediyoruz. Örneğin Şırnak, Mardin, Batman, Mersin, Kırşehir, Kayseri, Niğde gibi illerimizin her ne kadar bir yıkım olmasa da sarsıntıyı ciddi ölçüde yaşadıkları bilinmektedir. Yine aynı şekilde resmi kayıtlara göre aynı bölgede 2 milyona yakın Suriyelinin yaşadığını da unutmamak gerekmektedir.

Bu nedenle depremin kendisi her ne kadar iki dakika sürse de doğrudan ve dolaylı etkisinin oldukça uzunca bir sürece yayılacağı, coğrafyanın ve nüfusun büyüklüğüne bakıldığında apaçık ortadadır.

Bu etki mimariden psikolojiye, sağlıktan ekonomiye tüm alanları kapsayacak ölçüde genişliğe sahiptir. Bu sebepten dolayıdır ki, yeniden onarım sürecinde her alandan uzmanların konuya dahil edilmesi ve farklı görüş sahiplerinin fikirlerinden istifade edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Enkaz kaldırma çalışmaları yalnızca molozların ortadan kaldırılması ile sınırlı tutulmamalı ve depremin ekonomik, siyasi, sosyo-psikolojik, kültürel, çevresel etkileri masaya yatırılmalıdır.

Konu ile ilgili üzerinde durulması gereken önemli hususlardan birisi deprem ile birlikte ortaya çıkan nüfus hareketliliğidir. Bu husus, göç konusuna değinmemizi zorunlu kılmaktadır.

Esasında göçle şekillenen bir ülke olduğu halde Türkiye, göç konusunu Suriye’den gelen kitlesel göçle birlikte gerçek anlamda ciddiye almaya başladı.

Nitekim göç konusunda yasal adımların atılması ve Göç İdaresi Başkanlığı’nın kurulması ancak 2013 yılından sonra mümkün olmuştur.

5 milyona yakın Suriyelinin, her ne kadar sonradan daha kontrollü hale gelse de, ilk dönemde kontrolsüz bir şekilde ülke geneline yayılması çeşitli illerimizde gettolaşmaları beraberinde getirdi. İstanbul’da Esenyurt ve Fatih ilçelerinin durumu bunun çarpıcı örneğidir.

Bu plansız nüfus hareketliliği peşi sıra önce işgücü piyasalarında yeni konumlanmalara yol açarken sonrasında ise buna bağlı siyasi ve kültürel karşı karşıya gelme süreçlerini tetikledi.

Hatta sadece bu gerilim-ayrışma hattından istifade etmek üzere politika geliştiren siyasi parti kurulduğuna dahi şahitlik edilmiş oldu.

Neticede bugün deprem hadisesiyle birlikte ayrışmanın psikolojik zemininin ne ölçüde tamamlandığı da görülmüş oldu.

Aslında Suriye de depremden büyük yara aldığı ve uluslararası camiada deprem haberleri Türkiye-Suriye depremi diye verildiği halde Türkiye’de medyanın Suriye’yi adeta görmezden geldiği ve acının yalnızlaştırıldığı bir gerçekliği yaşıyoruz.

Şunu ifade etmek gerekir ki; muhtemelen ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının Suriye’de de insani yardım faaliyetleri bulunmaktadır ancak ayrışmanın zemini böylesi bir dönemde bu konunun gündeme getirilmesinin dahi maliyetinden korkmayı gerektirmektedir.

Neticede siyasette aşırı sağ partilerin kurulması ve belli ölçüde destek bulması, diğer partilerin söylemlerini de doğrudan etkilemektedir. Ayrışmanın psikolojik zemini diye bahsedilen husus tam olarak bununla ilintilidir.

Milyonlarca insanın nüfus hareketliliğinin belli bir plan dahilinde yürütülmemesinin faturası karşımıza başka türlü ve çetrefilli sorunlarla çıkmaktadır.

Bugün deprem nedeniyle milyonlarca insanımız yerinden-yurdundan ayrılmak, başka yerlere göç etmek durumunda kalmaktadır.

İşte bu yüzden, Türkiye’de yaşanılan bu iç göç sürecinin acilen kontrollü hale getirilmesi gerekmektedir. Hâlihazırda ilgili kurumların yürüttüğü bir plan varsa bunun kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması ve konunun paydaşlar aracılığıyla tabana yayılması sağlanmalıdır.    

Göç konusunda bilinmesi gereken ilk kural, göçün dönüştürücü yönüdür. Hatay’dan Aksaray’a yönelen göç dalgası hem Aksaray’ı hem Hatay’ı her yönüyle dönüştürür.

O halde deprem nedeniyle milyonlarca insanımızın katıldığı bu büyük iç göç sürecinin planlanması ve geçici bir göç olarak kalmasının sağlanması bir zarurettir.

Vatandaşlarımızı kendi memleketlerine dönmeye teşvik edecek politikaların kısa sürede ilan edilmesi bu açıdan büyük önem taşımaktadır.

Suriye sınırımızı çevreleyen bu bölgenin demografik dönüşümü, taşıdığı stratejik konum itibarıyla milli güvenlik meselesi olarak görülmelidir.