SİYONİZM azgınlaştı; oynadığı “mazlumiyet” ve “mağduriyet” rolleri de sonlandı. Ancak, biz ülkemizde “Siyonizm”i, suç olarak yasalaştırmaz isek, yarın o, “anti- semitizm” adına, bize Kur’an’daki ilgili ayetlerin okunmasının engellenmesini bile sağlayabilir. Aynı zamanda “arz-ı mev’ud” adına “Batı”yı arkasına alarak kapımıza da dayanabilir. İfsada odaklı, lanetliler bunu yapmak istemezler mi?

Filistin'de Siyonistler; ürettikleri batıl/sapkın din ve ideolojilerinin gereğini yerine getirerek (her şeyi/bütün insani değerleri yakıp yıkarak, ifsad ve imha ederek) ibadet ettiklerine inanıyorlar?! Müslümanlık iddiasında bulunan iki milyar olarak biz, zulmü önlemek sorumluluğumuzla, İslam'ın neresindeyiz?! Bu "zillet" durumumuzla biz, zalimler safında mıyız, yoksa mazlumlar safında mı? Müslüman veya insan sıfatlarını hak ediyor muyuz? Toptan secdede/duada olsak bile, bu zilletten kurtulup, yardım alamayız... Çünkü zulümle/düşmanla savaşarak, dua edenlere yardım edilir. Biz ise, kalbî, sözlü dualarla yetinerek, fiili dua yapamadığımız, savaşamadığımız için, zalimlerin safında olabileceğimizin farkında bile değiliz! Rahmân'ın (C.C.) hatırı, rızası, velayeti yerine, ABD, AB, NATO, BMGK vb. Siyonizm’e hizmet edenlerinkini tercih ettikçe, bu zillet, yok olmaya da gidebilir, maazallah... Bu zillet, bizim Kur'an’dan yüz çevirmemizin cezasıdır. Çare de bellidir: Yeniden İslam'la buluşmak, barışmak...

HAMAS yöneticileri, sahadaki direniş/mücadele kadar, masadaki/siyasi mücadelenin de – hatta- daha önemli olduğunun bilincindeler. Şehit kanlarının, ah-u figanların devşirilmesine, çalınmasına, başka yönlere kanalizesine izin vermezler.

FİLİSTİN DEVLETİ’nin tanınması önemli olsa da daha önemlisi, tanınacak “Kudüs başkentli” devleti, Abbas’ın mı, yoksa Haniye’nin mi temsil edeceği değil midir? Başka bir ifadeyle, Siyonist küresel düzene eklemlenmiş laik, uydu bir devlet mi, yoksa Gazze direnişinin ruhu olan İslâmî/bağımsız/özgür bir devlet mi?

GAZZE’DEKİ JENOSİD; ırk, ulus anlamında değil, dinî/İslami anlamda jenosiddir. “İslâm” kimliğine karşı, Siyonist -Evangelist/Yahudi- Hıristiyan ittifakıyla yapılıyor. Araplar da Yahudiler de aynı soydan/Sami ırkından; Hz. İbrahim’in (A.S.) oğulları Hz. İsmail (A.S.) ile diğer oğlu Hz. İshak’ın (A.S.) çocukları olarak birbirleriyle çatışıyorlar. Bu, din/ideoloji savaşıdır. Bunu gizlemiyorlar da. Günümüzde anılan ittifak, Firavun (zulüm) zihniyetini, Gazze’de direnenler de Hz. Musa’nın (A.S.) (adalet) zihniyetini temsil ediyor. Sonunda zalimler, denizde boğulacak, inşaallah...

Umutsuzluk yok. Pek yakın bir gelecekte; arkasındaki/yanındaki Batılı güçlerin, kuklaları iş birlikçi yöneticilerin, ilgili yasaların bile kendisini korumaya yetmediğini görecek, hüsranının, hezimetinin, zilletinin azabını da tadacaktır... Yüce Rabbimiz'in vaadi vardır: "Zalimler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecek," Onlara en kötü azabı tattıracak kimseleri gönderecektir." (Şuara/227, Araf/167)

Umutsuz olamayız; müminlerdeniz, Elhamdülillah... Lanetli, bozguncu kavmin hezimetine pek yakında şahitler olacağız, inşaallah… Bu konuda bizi müjdeleyen ayetler, hadisler ve salihlerin beyanları var. Şehid Ahmet Yasin'inki bilinse de Medineli H. Osman Efendi'nin bir eserinde,1970’li yıllarda üniversiteli iken okuduğumuz cümleyi hiç unutmuyor, hatırladıkça da heyecanlanıyoruz: "Yahudilerin nüfuzu, Türkiye ile karşı karşıya gelinceye kadar sürecek ve hezimete uğratılacaklardır..."

Zamanımızın “Uhdud”u Gazze, geçmişteki firavun ordusunu boğan/yutan deniz olacak, inşaallah... Vesselam.