TERÖRÜN giderek tırmanması karşısında insan, “Çözüm sürecinden maksat terörün tamamen son bulması değil miydi ” diye sormaktan kendisini alamıyor. Çünkü uzunca bir süre toplum çözüm süreci söylemlerinden artık terörün son bulduğuna/bulacağına inandırıldı. Bizim gibi olaya tereddütle yaklaşanların söyledikleri, yazdıkları ise bu heyecan arasında fazla dikkate alınmadı. Buna karşılık çözüm sürecinin terörün tamamen sona ermesi olarak takdim edilmesi toplumun her kesiminden destek buldu. Çünkü herkes artık evlatlar ölmesin analar ağlamasın istiyordu. Kısacası, toplumun büyük bir bölümü barıştan yanaydı. Bu heyecan ülkemiz ve bölgemizde barışın tesis edilmesini istemeyen dış güçler ile içerideki maşalarının hedeflerini gözden kaçırdı. Özellikle de terörün sanki ülkemizin iç sorunlarından kaynaklandığı, eğer özellikle hak ve özgürlükler konusunda gerekli adım atıldığı takdirde terörün sona ereceği propagandası ve söylemi toplum kesimlerini çözüm süreci konusunda iyimser bir yaklaşıma itti. Hâlbuki terörün tek kaynağı kesinlikle bir takım hakların elde edilmesi mücadelesi değildi. Öyle olsaydı özellikle çözüm süreci öncesi ve sonrası atılan adımlar terörü sona erdirmeye yetmese bile böylesine azgınlaşmaması gerekirdi.

Lafı uzatmanın anlamı yok. PKK terör örgütünün ortaya çıkışının ana sebebi ülkemiz ve bölgemiz üzerinde hesapları olan küresel güçlerdir. Bu gerçeği görmeden terör konusunda atılacak adımlar sonuç vermedi/vermeyecek. Bu köşede ısrarla dile getirmeye çalıştığım gibi terör örgütünün dış bağlantıları ile ilişiğinin kesilmesi gerekiyor. Bunun için de artık terörün destekçileri ile birlikte hareket etmekten vazgeçilmelidir. Bu yapılmadığı/yapılamadığı sürece terörün sona ermesini beklemek terör örgütünün ve destekçilerinin keyfini beklemek anlamına gelecektir.

Kaldı ki, gelinen noktada artık terörün sebebi ve arkasındaki güçlerin tartışılmasının anlamı kalmıyor. Çünkü terör giderek yaygınlık kazanıyor, bu ise ülke çapında toplumsal tepkilere yol açıyor. Hemen belirteyim ki, terörle mücadele devletin güvenlik güçlerinin işidir, hangi gerekçe ile olursa olsun bir takım kimselerin yol kesmesi, Doğu ve Güneydoğu’dan gelen otobüsleri durdurarak kimlik kontrolü yapmaları, otobüsleri saatlerce belli yerlerde bekletmeleri doğru değildir. Ancak, her gün gelen şehit haberleri ister istemez toplumu germekte, öfke patlamasına zemin hazırlamaktadır. Buna bir de yaklaşan seçimlerin oy hesabı da eklenince işler çığırından çıkabilir. Ufukta böyle bir tehlike görülmektedir. Terörle mücadelede kesin sonuç almanın şartlarının başında tüm siyasi partilerin ortak bir noktada buluşması geliyor. Bir takım oy hesapları, iktidara duyulan öfke birlikte hareketi engellememelidir. Çünkü bu seçimden istenen sonuç alınamasa bile gelecek seçimde alınabilir. Kısacası seçimler iç meselemizdir ama terör sadece bir iç sorun değil, dış ayakları vardır. Bu dış ayakların etkisiz kılınmasının yolu ise tüm kesimlerin ortak hareket etmesi, ortak ses vermesi ile mümkündür. Terör ne kadar devam eder ve akan kan ne kadar artarsa toplum kesimleri arasındaki mesafe o ölçüde açılacaktır. Unutulmamalıdır ki; terör örgütü ve arkasında yabancı güçlerde bunu istemekte, ülkemizi bir iç çatışmanın içine çekmeye çalışmaktadırlar. Böyle bir durumu düşünmek bile istemem. Çünkü böyle bir durum ülkemizin Irak ve Suriye’ye benzemesi/benzetilmesi anlamın gelir ki, ülkesini seven hiç kimse siyasi kanaati, fikri ne olursa olsun böyle bir durumu istemez. Aksi davranış terör örgütünün ve arkasındaki güçlerin işini kolaylaştırmak anlamına gelir.