Ortadoğu’da sular bir türlü durulmuyor. Küresel güçler, çeşitli bahanelerle gelip, topraklarımızı, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi, değerlerimizi büyük bir öfke ile katlediyorlar. Kaynağı nereden olursa olsun melun saldırıların hedefi Ortadoğu ve Müslüman halklardır. Hedefe koyulan ülkemiz de bu anaforun içine dâhil edilmeye çalışılıyor. Türk, Kürt, Şii Sünni çatışması ile yeni kaos ortamları oluşturuluyor.
Demokrasi getireceğiz bahanesi ile tarumar edilen Afganistan, Irak, Suriye Yemen Libya hemen her gün iç çatışmalara maruz kalıyor. Ülke halkları geçmişe özlemle bakar hale geldiler. Nitekim toplumun yerleşik düzeninden ve huzurundan eser kalmadı. Kadınlar dul, çocuklar yetim bırakılıyor, mazlum halk kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortam bulamıyorlar.
Geçen hafta on beş yaşındaki yeğenim, -İslam toplumları neden birbirlerine düşman kesiliyor, saldırılara karşı neden bir araya gelemiyorlar- diye sordu. İslam toplumlarının liderlerinin ve söz sahibi etkin kimselerin sessizliğe gömüldüklerini ve zulme boyun eğdiklerini ona nasıl açıklayabilirdim. Sustum… Bu soru hayatınızın herhangi bir döneminde sizin de karşınıza çıkabilir. Sizin çocuğunuz da aynı soruyu sorabilir ve sizden açıklama bekleyebilir. Peki, ona ne cevap vereceksiniz
İnananları, İslam kardeşliği ekseninde birleşmeye çağıran bir dinin mensuplarıyız. Peki, ne oldu da parçalara ayrılıp, düşmanın cesaretini arttırır hale geldik Hangi el itiyor bizi, hangi ses hangi itici güç buna muktedir olabiliyor. Eğer biz istemesek, biz buna fırsat vermesek, İslam kardeşliği ile birbirinize kenetlenmiş olsak hangi hain el parçalayabilir bizi Fakat ne acıdır ki, kardeşlik bağlarımız yavaş yavaş çözülüyor ve bizler ayrıştırılarak aslında büyük bir tehlikenin içine doğru itiliyoruz.
Büyük Ortadoğu Projesi merkeze alınmış durumda. Güç odakları Türkiye ve İran’ı da bu kaosun içine sokup hedeflerine daha kısa yoldan ulaşmayı düşünüyorlar. Dolayısıyla İslam ülkelerinin acilen birleşmeye ve birlik beraberlik içinde hareket edip düşmanın silahını geri püskürtmeye ihtiyaçları var. Fakat ümmet olarak basiretimiz bağlanmış ve özümüzden her gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Batının gönüllü kölesi haline gelmiş liderlerin kurbanı oluyor ve sessizliğe gömülüyoruz. İslami noktada söz sahibi olabilecek kimseler ise üç kuruşluk çıkarları için iktidar yanlısı yorumlar yapıyor ve halkı uyutmaya çalışıyorlar.
İslam toplumları dipsiz bir dehlize doğru çekilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki ortaya çıkan kaosun en büyük mağdurları ise yoksul halklar oluyor. Para ve gücü ellerinde tutanlar, soluğu Avrupa’da alırken, yoksul halk, açlığa yoksulluğa terk ediliyor. Bir geçimlik elde edebilmek için çıktıkları derin sularda boğuluyor, hayata veda ediyorlar.
Yoksulluğa ve sefalete sürüklenen insanlar bizim kardeşlerimiz. Onlar sadece doğup büyüdükleri topraklarda huzurlu bir hayat sürmek istiyorlar. Çocukların oyunlarını özgürce oynayabilecekleri ve babaların kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortam istiyorlar. Fakat yalnız ve çaresizler.