Zaman ve hayat akıyor. Nehrin suları akıyor. Değişenler ile değişmeyenler arasında süreçler yaşanıyor. Kâinatın en önemli varlığı insan. Her şey insan için, insan ise bunlar içinde bir şey.

Yaratılış, insanın varlık bilincini oluşturur.

En çok sorulması gereken niçin ben, niçin insan ve ne içindir bütün bunlar? Kendisine soru sorulmayınca nedenlerin bir anlamı kalmıyor. Hakikate erebilmenin tek yolu kendine veya başkasına soru sormasıdır. Hakikate ulaşmanın tek yolu. İnsanlığa sunulanlar sadece görünenler değil. İnsanlar içinde seçilenlerin insanlığa sunulmasıdır. Bu, bütün dönemler için geçerlidir.

Sıradan yaşama bilinç ötesi bir durum.

Hayatlar yaşanıyor, oluşumlar gerçekleşiyor. Devletler, uygarlıklar, yapılar meydana geliyor. İnsanlık bunların içinde kendisine bir yer buluyor. Yükselişlerin olduğu gibi düşüşlerin olması da kaçınılmaz. Her şey insanın etrafında dönüyor.

Düşüşlerde insanların hem kendilerine hem de etraflarına zarar verdiği bir gerçek. Düşüş anları, insanların yorgunlukları, tıkanıklıkları ve zorluklar karşısında kendilerini koyuvermeleridir. Umudunu tüketenler artık vazgeçenlerdir. Vazgeçenler ise kendilerinden kaçanlardır.

İnsan için gerekli olan soluk alıp verdikçe yaşama bilinci içinde olmasıdır. Hayat devam ediyor ise onun cehdi de devam etmelidir. İnsanın yıkımı kendisinden ve gelecekten, umuttan kesilmesidir.

İnsan önce kendisinden sorumludur. Kendisini var kıldıkça bir varlık olarak olduğu yerde durur. Bu kendisiyle sınırlı kalmaz, onun devinimi, varlığı çevresini de etkiler. Bu bir dalga oluşturur. Durgun sulara taş atmadıkça bir devinme olmaz, dalgacıklar oluşmaz.

Hakikat bilincinde olanlar ise kendileri var oldukça bir gelecek mutlaka vardır. Zaten yaratılmış olan şu kâinatta insan var oldukça umut asla kesilmez. Bir yerde, hatta en umulmadık ve beklenmedik yerlerde bir hareket başlayacak demektir.

İnsan kendisine değer verdikçe değerin kıymetini bilir. Bir sürecin başlatıcısının kendisi olduğunun farkına varır.

Çile ve acı çekmeyenler hayatı önemsemezler. Bunlar, acılarının ve çilelerinin bilincinde geleceğe bakarlar. Işık hemen onun ilerisindedir. O ilerisi çok uzağında değildir.

Yüzyıllar, tarihin belli kesitleridir. Dönüp geçmişe bakıldığında hemen hemen bütün insanlık ve devletler açısından karanlık ve bitik dönemleri bulunur. Karamsarlığa düşen, umutsuzluğa kapılanlar yitip gitmişlerdir.

Müslümanların bilinç dünyalarında belli bilinenleri vardır. Bunlar onun umutlarını oluşturur. Kitap ve sünnet, büyük bir medeniyet bu büyük medeniyetin düşüş zamanlı olmuştur. Bugün için de insanlık açısından böyle bir izlenim bulunuyor. Bu, bu medeniyetin bitişi, anlamına gelmiyor. Zaman bunu gösteriyor. Bir halk Müslümanlara ve hatta insanlığa öncülük ediyor, onların dönemi bitiyor, onların yerini başkaları alıyor. Dünya var oldukça bu devran devam edecek.

Umutsuzluğu kendine haram bilenler hayatın bilincini yaşarlar. Yaşadıkça başkalarına da hem umut olurlar hem de yaşatmanın yollarını açarlar.

Hakikat kimse ile sınırlı değildir. O yol üzere olanlar ile olmayanlar olacak elbette. Bu da bu dünyanın ve insanlığın gerçeği. İnsanlık iki uç arasında, bunların farkında olmak da bir bilinç. O zaman da ikisinin arasında kendi yerini edinmek ve bu halkayı genişletmek.

İnsanlık çok yönlü yaralı. Yaraları azdıran, zorluklara teslim olanlardır. Bu, onları bitirir, sonlarını getirir. Dahası kölelik ruhuna teslim oluştur.

Gelecek önümüzde duruyor, nehrin çağıltısı suları akıyor, dünya dönüyor, insanlık yer ve konum değiştiriyor. Tek bir hakikat vardır, hakikate inananlar ve yaşayanların geleceği olur.