Hemen her gün Akdeniz’in sularına ölüme itilen göçmen haberleri geliyor. Buna karşılık ne AB’den ne de ABD’den bir tepki geliyor. Adeta hayatını kaybeden sığınmacıların can çekişmesini seyrediyorlar. Belki de bu seyirden zevk alıyorlar. Özellikle geçtiğimiz hafta ortasında Yunanistan açıklarında sığınmacı taşıyan bir teknenin battığı ve kimi haberlere göre 500, kimilerine göre 700 göçmenin hayatını kaybettiği belirtiliyordu. Başlangıçta ısrarlı bir şekilde 79 sığınmacının batan teknede hayatını kaybettiği, ancak henüz cesetlerine ulaşılamayanlar konusunda bilgi verilmiyordu. Bir bakıma bir süre hayatını kaybedenlerin sayısı ve bu olaydan hangi ülkenin sorumlu olduğu üzerinde durulmadı. Bir bakıma dünya beklemeye bırakıldı. Bu arada geminin ambarında 100 çocuğun bulunduğu haberleri fısıltı gazetesinde yer almaya başladı. Sonuç olarak tam bir vahşet yaşanmıştı. Söz konusu gemiden batmak üzere olduğunda Yunanistan’ın haberi var mıydı, vardı ise niçin insanların ölümünü seyretmekle yetindiklerinin makul bir izahını bulmak mümkün değil. Çünkü sergilenen ve yaşanan vahşetin hiçbir bahane ile izahı mümkün değildir.

            Olayın buraya kadarki bölümü aslında Akdeniz’de benzer olayların yaşanmasına sıkça şahit olduğumuz için sürpriz değildi. Ancak sicili iyice bozuk olan Yunanistan, olayın ardından ilk suçlanan ülke oldu. Bu arada birtakım haberlerde İtalya’nın da adı geçti. Yani geminin batmakta olduğundan özellikle Yunan sahil güvenliğinin haberdar edildiği ancak bir cevap alınamadığı ileri sürüldü. Sonuç olarak iddiaların hangisi doğru olursa olsan ortada 500 ile 700 insanın hayatını kaybettiği gerçeği vardı ve bu gerçeğin sorumlularının bulunması ve hesap sorulması gerekiyordu. Bu konuda da öncelikli olarak AB’nin devreye girmesi, ABD’nin de hiç olmazsa cılız bir sesle de olsa olayın sorumlularının peşine düşmesi gerekirken bu yönde bir adım atılmadı. Adeta AB ve ABD desteğinde söz konusu katliam yaşandı.

            Sadece bu olay bile dünyaya nizamat vermek iddiasında olanların sahtekârlığını, ikiyüzlülüğünü görmeye ve göstermeye yeter sanrım. Çünkü ülkemizde bazı mahkemelerin verdiği kararlara dönük hak ihlali iddiasıyla kampanyalar açılıyor, ülkemiz suçlanıyor. Ancak en az 500 kişinin katillerine yönelik hiçbir tepki söz konusu değil, böyle olunca da bunların utanma ve adalet duygusunu toptan unutmuş olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Buna rağmen insani duyguları, içlerindeki kin ve nefret sebebiyle işlerliğini kaybetmiş olanların dünyaya hak ve hukuk nutukları atmalarının ciddi olarak üzerinde durulması, kendilerini medeni olarak nitelendiren ülkelere karşı “Siz kendinize bakın, biz sizden merhamet beklemiyoruz, sadece insan olduğunuzu unutmayı istiyoruz” demek de bir yanlış olmasa gerek.

            Tüm bunlar da gösteriyor ki; yeryüzünün haksızlıkların, zulmün işgali altında oluşunun esas sebebi dünyanın gücü hak sebebi sayan Batı anlayışının bir sonucudur. Bunun için yeryüzünde adil bir düzenin kurulabilmesi için yeryüzünde İslam anlayışının hâkim olması, bunun için de en kısa zamanda İslam Birliği’nin kurulması gerekiyor. Bu olmadığı sürece sürekli olarak zalimlerin zalimliklerini gündeme getirmek zorunda kalacağız ama sonuç değişmeyecek. Çünkü zalimlerin diz çökmesi için mazlumların ayağa kalkması mecburiyeti var.