Bu ülkede cezaevleri boşaltılırken, suçun ve güvensizliğin neden arttığını artık açıkça konuşmak zorundayız. Çünkü yaşananlar bir infaz tekniği ya da hukuki bir ayrıntı değil; yıllar boyunca “af yok” denildikten sonra bugün fiilen af uygulanmasının sonucudur.
Net konuşuldu, kesin konuşuldu. Toplumdan bunun üzerinden rıza alındı. Bugün ise adına af denmeyen ama fiilen af olan düzenlemelerle on binlerce kişi cezaevlerinden çıkarılıyor. Kelimeler değiştiriliyor, isimler yumuşatılıyor ama gerçek değişmiyor: Cezaevleri boşaltılıyor.

Bu tablo geçmişte söylenen sözlerle yan yana konulduğunda daha da çarpıcı hâle geliyor. Çünkü hafıza ortada, arşiv ortada, söylenenler ortada. Recep Tayyip Erdoğan yıllar boyunca farklı tarihlerde ve farklı zeminlerde açık cümleler kurdu.

2011 yılında seçim meydanlarında, “Suç işleyenin yanına kâr kalmayacak. Devlet suçluyla pazarlık yapmaz” dedi.
2013 yılında parti grup toplantısında, “Af beklentisi olanlar boşuna beklemesin. Böyle bir anlayışımız yok” ifadelerini kullandı.
2016 yılında, 15 Temmuz sonrasında yapılan açıklamalarda, “Devletin sabrı merhametle karıştırılmamalıdır. Suçun affı değil, cezası esastır” dedi.
2018 seçim sürecinde ise, “Devlet kişiye karşı işlenen suçları affedemez. Af gündemimizde yok” diyerek noktayı koydu.

Bu sözlerin hiçbiri muğlak değildi. Hiçbiri yanlış anlaşılacak ifadeler değildi. Hepsi devlet adına, milletin huzuru ve güvenliği gerekçe gösterilerek söylendi. Bugün gelinen noktada ise bu sözlerle taban tabana zıt bir uygulama hayata geçiriliyor.

Bu noktada soru kaçınılmazdır:
Bu sözler mi yanlıştı, yoksa bugün yapılanlar mı?

Eğer bu sözler doğruyduysa, bugün cezaevlerini boşaltan irade yanlıştır.
Eğer bugün yapılan doğruysa, bu millet yıllarca bilerek yanlış sözlerle oyalanmıştır.
Bu ikilemin ortası yoktur.

Şimdi işin sahadaki karşılığına bakalım. Cezaevinden çıkan, sabıkası olan, işsiz, eğitimsiz ve toplumdan dışlanmış bir insan serbest bırakıldıktan sonra neyle karşılaşıyor? Devlet bu kişiye iş mi veriyor? Rehabilitasyon mu sağlıyor? Sosyal destek mi sunuyor? Takip mi ediyor?

Hayır.

Onu bekleyen tek bir gerçek var: Sokak.
Ve sokakta en organize, en hızlı ve en acımasız yapı uyuşturucu piyasasıdır.

Bugün uyuşturucu baronları ne cezaevindedir ne de kamuoyunun gündemindedir. Ama sokaklar torbacı doludur. Bu torbacıların önemli bir kısmı ya yeni tahliye edilmiştir ya da daha önce cezaevine girip çıkmış gençlerden oluşmaktadır. Sistem bu insanları içeri alıp hiçbir hazırlık yapmadan dışarı bırakmakta, ardından hangi yapının onları içine çekeceğini görmezden gelmektedir.

Torbacılar sokakta cirit atarken uyuşturucu baronlarına dokunulmuyorsa, bu ülkede adalet çalışmıyor demektir. Cezaevlerinden insanlar çıkarılıp hiçbir denetim ve destek olmadan sokağa bırakılıyorsa, hukuk zayıflamış demektir. Dün “af yok” diyen bir iktidar bugün fiilen af uyguluyorsa, devletin sözü de ciddiyeti de aşınmış demektir.

Bu yüzden soruyu açık sormak gerekir:
Uyuşturucu baronları torbacısız mı kaldı ki bu düzenlemeler peş peşe gelmektedir?

Ceza gevşedikçe suç örgütleri rahatlamakta, caydırıcılık zayıfladıkça baronlar güçlenmektedir. Büyük balıklar yerinde dururken, küçük balıklar sürekli piyasaya sürülmektedir. Bu tablo suçla mücadele değildir; suçun yönetilmesidir.

Artık kimse kelimelerle oynayarak gerçeği gizlemeye çalışmasın. Adı af olmasa da bu bir aftır. Ve bu af, adalete değil, sokakları zehirleyen suç düzenine hizmet etmektedir.

Cezaevlerini boşaltanlar, adaleti boşalttıklarını fark ettiklerinde; tarih hükmünü vermiş ve iş işten geçmiş olacak.

Whatsapp Image 2025 12 30 At 15.31.08Whatsapp Image 2025 12 30 At 15.31.07