Sizler çoktandır bizim kasabanın üstüne yazılmış bir hikâye okumadınız, değil mi

Hani bir zamanlar, ilçe olmanın yolunun bankası olmaktan geçtiğini sandığından, tüm birikimini birkaç günde kaybeden kasaba hikâyesi okumuştunuz. İşte oradan bahsediyorum. Çoktan mı unutmuştunuz

Siz de haklısınız canım. Medyada yazılmayan gönülden de ırak olur demişler. Onca sessiz geçen yıllarımızdan sonra bunu biz de öğrendik ve şimdi gereğini yapıyoruz.

Gayri bizim kasabamız da yazılır oldu medyalarda. Adı ıslanır oldu siyasetçi ağızlarında.

Önce bizim kasabamızda yaşanır, sizlerin günlerce konuştuğunuz o olaylar. Nasıl mı Bir ucundan anlatayım da gör, yahut okumuş ol.

Bizim Veli yi tanırsınız. Hani şu Göyneksizin Veli dediğimiz. Evet, evet valinin köpeğine baytarlık yapan. İşte o, balkonunda otururken, aşağıdan biri seslenir. En fazla alacağı olan biri...

Veli! Oraya geleyim mi Çay var mı

Veli hemen çay bardağını kenara koyar. Gecenin karanlığında görmemiştir sanarak der ki:

Gelme! Çay yok!

Adam ne yapsın Dönmüş gitmiş.

Ertesi gün bütün gazeteler bu olayı yazmasın mı Koca koca harflerle yazmışlar hem de.

Çay varsa, oraya geleyim...

İstemez gelme, çay yok!

Herkes Veli ye kızgın. Bir bardak çay için kasabamızın adını kötüledin. Veli hiç oralı değil. Kötü kasabanın da kötü alıcısı olur, hesabında... Dizi kaçırmayan tv seyircisi edasıyla diyor ki:

İşin sonuna bakın...

İşin sonu nereye varır, kimse bilmez ama, haklı çıktı Göyneksizin oğlu. Kasabaya reis adayı olmasını istemiş anamuhalefet partisi.

Yani şimdi bütün şehirlerin balkonlarında bu kış günü, insanların titreye titreye çay içmesinin modası, bizim kasabadan başlamış oldu. Balkonlarında çay içen, pijamalarının üstüne kaban giymiş orta yaş sendromundaki insanların hepsi, aşağıda iki-üç kişi gördüklerinde, uzanıp bağırıyorlarmış:

İstemez, çay yok!

Ne kadar çok varmış bu şehir insanlarının gönlünde muhalefet partisinden belediye başkan adayı olmak arzusu. Yolu, yordamı bu kadar mı bilinmez bu başkanlık işinin Ya bizim kasabamız olmasa, ya bizim kasabada Veli miz olmasaydı, ne yapacaktı bu aday olma arzulular.

O kadar da değil. Müracaat ederek adayı olmayı herkes biliyor, ama maksat teklif alan olmak, teklif aldı diye medyada yazılmak... Bunları diyebilirsiniz. Yani sizin iddianız da bu olur.

Gerçi işin içinde şu da var: Bir bardak çaya yok diyerek, güvenilirlik kazanmak...

O gün  medya hangi şehirlinin çay yok, dediğini yazmışsa, o şehirlilerin hayaline girermiş o kişi.

Bundan iyi belediye başkanı olur, diye düşünürmüş insanlar. Bir bardak çayın hesabını yaptığına göre, bir bardak çaya yok dediğine göre... Yarın başkan olunca, kapısına dayanan elleri ayakkabı kutulu onca insana da yok diyebilir.

Ayakkabı kutusu dedim de aklıma geldi. İmalathanesi en önce bizim kasabada açıldı o kutuların.

Şimdi diyeceksiniz ki, o da Veli nin bir işi mi

Hayır, hayır! Veli yi tanıyorsunuz. Onda cüzdanına koyacağı para yok. Ayakkabı kutusuna nerden bulsun da koysun.

Daha büyüklerimizin icraatından sayın siz bunu. Ben muhtarımızınkini bilirdim. Başkalarını duydumsa da siz kulak asmayın.

Bizim muhtar, kasabanın tek ayakkabıcısı. Karşısında dükkan açmak, balkondan çay yok demeye benzemediğinden yani...

Git bir ayakkabı al. Muhtar içini veriyor, kutusunu vermiyor. Israr edip isteyen olursa, ne yapacaksın, içine koyacağın kuruşun mu var diyor...

Evini gören hayrette: Aynen dükkanı gibi. Üstüste kutular... Ziyaretçisi de şaşırmış. Mobese kayıtlarındaki şaşkınlığını herkes gördü. Adam kasa arıyor. Kasa yok. Sonra bir kutudan ayakkabı alayım bari, diyor. O sanmış ki 42 numaralı kutuyu çekersem 42 numaralı ayakkabı bana uyar. Ne bilsin garibim bir ayakkabı kutusunda 42 bağ dolar paketi olduğunu. Biz de mobese kayıtlarında gördük. Nasıl sığmış bir kutuya onca para

Şimdi diyorlar ki: Muhtar öteki kutuları götürdü, şehirde sattı. Zararını kurtardı. Şehirde insanlar ellerinde bir kutu olmadan sokaklara çıkamıyorlarmış zira.

Bu söylenti bizim kasabalı kutu imalatçısının işi. Muhtarın kutusu bunlar, demese şehirliler alırlar mı Alırken soruyorlarmış üstelik: Buna biz kaç bağ dolar koyabiliriz Kaç numara bu

Peki, diyeceksiniz ki, şehirliler nasıl geliyorlar sizin kasabalıların oyunlarına Hiç içlerinde okumuş çocuklar yok mu

Zaten hep onların yüzünden. Muhalefet partileri ellerinde ayakkabı kutusu olanlardan başkan adayı yapacakmış, haberlerini medyalarda okuyunca o çocuklar... Yani iki elleri kutulu çıkmışlar gezilere...

Hani muhtar zararını kurtardı demiştim ya, itibarı konuşulur oldu. Ziyaretçisinden yana durdu çoğu insan şimdi. Evde kasa olur, ayakkabı kutusundaki paranın bereketi olmaz. Bir kasa almaya kıyılamayan o paralar, ziyaretçilerin aldığı ayakkabı kutularında kıyıma uğrarlar, filan diyormuş insanlar. Ne demek istiyorlarsa gayri

Lakin kız analarının dedikleri çok açık. Sarı demirli karyola, çamaşır makinası, tel dolap filan derken, ayakkabı kutuları da eklemişler oğlan tarafına verdikleri listelere. Hatta evinde kutu çıkan muhtarınkilerden olsun, da diyorlarmış.

Elbette emlakçılar da karışmışlar bu kutu işlerine. Kutu gibi ev, reklamları eskilerde kaldı. Ben ayakkabılığı şu kadar kutu alır, diyenlerden bahsediyorum.

Yani bir dahaki seçimlerde kutu kıtlığı çekilmeyecek. İstatistikçilerin dediklerine göre muhalefetin elindeki kutular, okyanusları aşan kanallara yanaştırılsa, yine de dolmazmış. Yani boş boş sokaklarda sallamaktan başka çare yok.

Gerçi bu seçimlere daha çok var. Bakalım kaç kere okuyacağınız kaldı bizim kasabayı. Medya bu. Ünlendirecek bir şeyler bulur. Anamuhalefet dediğinin iki övülmelik canı var.

İsterseniz biz yine Göyneksizin ünlenen oğlu ile bitirelim sözümüzü. Gazetelerde okuduklarınızı tekrar edelim yani.

Bizim Veli savunmaya geçmiş. Anamuhalefetin adayı olunca insan,kendini düzeltemese de, konuşmasını düzeltir, derlerdi ya... Bizim Veli ninki de o hesap. Diyormuş ki:

Ben kahve var mı, deseydiler, yok demezdim. Çünkü kahvenin kırk yıl hatırı olduğunu herkes biliyor. Çay yok derken, aslında ben çok bekledim, ya kahve demesini... Kabahat benim mi Onun kısmetsizliği işte...

Bizim kasabayı artık bir daha unutmazsınız, değil mi

Bu kadar bilgi, kaynaksız olmaz!

Fethullah Gülen e yakınlığı ile bilinen ve twitter adresinde yazdıklarıyla meşhurluğunu pekiştiren Gülerce bey demiş ki:

Bu fırtınada dostlar kaybedilecek, çürükler ayıklanacak, vefasızlar ortalığa saçılacak. Herkes yerini bulacak.

Diğer medyacıların Son tehdit diye tanımladığı bu sözleri, biz, geleceği bilmek olarak anladık.

Kim dost, kim değil biliniyor;

Kaybedilecekler, kaybedilmeyecekler biliniyor;

Çürük olan ne, sağlam ne kalmışsa, biliniyor;

Eleyiciler ya da ayıklayıcılar teyakkuzda bekliyor; vefalılar ve vefasızlar kayıtlarda...

Herkes şimdi yerini bulsa, olmaz mı

Fırtınayı kim istiyor

Geleceği bilenler mi, afetlere gülen ler mi

Hukuk, Guguk Değildir

Kılıçdaroğlu ndan yazmazsak olmaz. Gazetelerdeki bir kibrit kutusu kadar alanındaki cümlesi aynen şöyle.

Bu özel yetkili mahkemeleri Türk hukuk tarihinden tümüyle silelim, kaldıralım, yargılamaları yeniden başlatalım.

Bir CHP li gibi konuşmamış.

Haydi, Yassıada dan başlayalım derlerse ne diyeceksin

Sanılıyor ki, Kılıçdaroğlu hukuktan yana olmayı içine sindirdi.

Asacaksın Meclis in bahçesinde on-onbeş tanesini... diyen emekli savcıyı sinesine basmasına ne demeli

Tır

Suriye ye gönderilen yardım TIR ını durduranları canla başla savunuyor Kartelin tetikçileri, kalemşorları...

TIR dakiler devlet sırrıdır, denmesine takmışlar; didik didik etmek istiyorlar.

Bir kutu bisküvi, üç-beş kilo pirinç, üç-beş top sargı bezi ise bunlar; biz de bir görseydik diyorlar.

Bu gazetecilik meraklarını iki olayla sorgulayalım.

CHP iktidarda iken, Ferda Güley ulaştırma bakanı iken, Antalya dan kalkan uçak Antalya dağlarında düşmüş iken, neden alkol almış pilot olayı diye yazmadılar Adı geçen bakan 30 yıl sonra açıklamıştı.

İstanbul Belediyesi CHP de iken, Boğaz a uçan ve içi insan dolu olan leyland marka İETT otobüsü üstüne, sadece bir sendikacının lastikler hatalı üretimmiş, demesinden başka bir şey yazmamışlardı Neden

Son sorumuz şu: O TIR ın içine girseydiniz, gördüklerinize inanacak mı idiniz Yoksa tahlil raporları mı isteyecektiniz

Bir tek sebebi var bu meraklarının.

Devletin sözünün üstüne söz söylemek ya da devletin sözünü çiğnemek...

Bir Görevi Daha Deşifre Oldu

Başbakan ın gezilerine katılan gazetecilere sınır konulmasına (Ne katılanlardan olduk yıllardır, ne de sınırlamaya kalkabilirler bizi.) karşı çıkanlar, isimler yazarak kendilerini kuvvetlendireceklerini sanıyorlar.

Hasan Cemal, Ferai Tınç, Enis Berberoğlu, Ekrem Dumanlı, Fikret Bila... artık yok.

Yani bunlar, bu adları taşıdıkları için mi hep gezi demirbaşı olma hakkına erdiler

Her seçilmiş başbakan, bunları taşımak zorunda, bir yerlere gidip gelirken...

Patronları bu gazetecileri çalıştırmaya mecbur, başbakanlar gezdirmeye mecbur...

Fakat okuyucular mecbur değil bunları okumaya...

Böyle yazılarla haberdar etmeye çalışılır ancak.

Kim Milyoner Olmak İster

Kartelin devşirmesi, Cumhurbaşkanı Gül ün sözlerinin de ne mânâya geldiğini yazıvermiş.

Yargı bağımsızdır demesi, muhalefeti;

Paralel devlet olmaz demesi, iktidarcıları okşamakmış.

Her şeyi biliyor dedi, bir okuyucusu. Ben de duydum.

Öyle olmasaydı istikbalini oralarda görüp devşirmeliği kabul eder miydi, dedi karşısındaki. Ben bunu da duydum ve sustum.

PARALEL, HAYDİ GEL

Paralel devlet,

Paralel devlet...

Galiba yanlış kullanılıyor bu tanımlama.

Paralel olmak, birbirlerine eşit uzaklıkta veya yakınlıkta olmanın şart olduğu bir durum.

Ama bunlar,

Çakışıyorlar, kucaklaşıyorlar, kesişiyorlar, küsüşüyorlar, ayrı duruşuyorlar, vuruşuyorlar...

Nasıl paralellik bu

Çıt Çıt, Çıt Çıt Çedene

Yardımcısı Bülent Arınç bey, partisinin tweet hesaplısı milletvekillerine, bakanlarına, danışmanlarına çok kızmış...

Ne oldu Çıt, çıt, çıt... Şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu.

Azarlama cümlesi aynen böyle. Biz de duyduk.

Siz, çıt çıkarmasını yasaklarsanız o insanlara, ne yapabilirlerdi Gözünüzün içine baka baka, telefonlarına çıt çıt dedirtmekten başka...

Hem sonra sayın Arınç bey, o yakınlarınızdakilerin retweet almalarını artık hoş görün.

Ya başka şeyler alsalardı Değil mi ama...

MHP  CHP

MHP den belediye başkanı adayı olduğu yıllarda partisini CHP lileşti diye eleştirerek ayrılan günümüz CHP adayı Mansur Yavaş a hücumları görünce, biz bari savunalım, dedik. Bir müdafaaname yazdık onun ağzından.

Benim bugün burada olmam, (CHP de olmasını kastediyor.) yıllar önce yaptığım o tespitin doğrulanmasından ötürüdür.

O gün MHP nin CHP lileşmeye başladığını, çalıştığını görmüştüm. Bugün baktığımda ise dönüşüm kemaline ermişti.

Ben de o Kemalin bir sevdalısı olarak buradayım ve gelecek arkadaşlarıma döşekler hazırlamaktayım.

Yaşayan Görür

Kaset olayı mağduru Deniz Baykal, yaşadığımız günler üzerine birilerini ikaz etmek görevinin kendinde olduğunu düşünerek, ihtiyaç hissedilen en lüzumlu cümleyi kurmuş.

Krizin kimseye yarar getirmesi söz konusu değildir. Herkes kaybedecektir.

Bu herkesin içine, Kılıçdaroğlu da giriyor, Gezi cilikten kriz pompacılığına atlayan kartel de giriyor.

Derslenecekler mi,

Tersleyecekler mi

ETLER

İnsan yakan üç ET;

ŞöhrET, servET şehvET.

Rabbım bizi hıfz ET!..

(29.06.2010)

ÜÇ MAYIN

Bilin ki; şehvet, servet, şöhret,

Bizlerin yolunda üç mayın!

Ey insanlar, ben etkilenmem

Diye avunup da uçmayın!..

(07.01.2012)

Ekrem Şama

(Eski bakan Nihat Ergün den telif hakkımı isterim! )