Bizim tanıdığımız Erbakan Hoca, “Türkiye’ye şeriat getireceksin” diye idamla yargılanırken, yargılandığı mahkeme kürsüsünün önünde namazını kılan adam…

Elbette 28 Şubat günlerinde Ahmet Taşgetiren’in hangi ruh hâliyle yazdığını bilemeyiz ama oluşan “savunan adam” profiline itirazımız var.

Niyetini de bilemeyiz; kalkıp buradan Ahmet Taşgetiren’in düşünce yapısını ve niyetini sorgulayacak değiliz ama tarihi bir yanılgıya itiraz etme gayretindeyiz.

Cennetmekân Erbakan Hoca’nın çelik gibi iradesini yakinen tanımayanlar, onun nezaketini farklı yorumluyor.

Yaşadığı asrın gidişatına müdahale eden, yönünü değiştiren ve vefatından sonra da ektiği tohumlarla ümmete umut olan Erbakan Hoca’nın hayatı taarruzla geçmiştir.

Erbakan Hoca, İslam dünyasının tartışmasız en ferasetli ve en cesaretli liderlerinin başında geliyor.

Hafızaları tazelemekte fayda var.

Her türlü vahşeti ile bugün dünyayı teslim alan Siyonist çeteye ilk kafa tutan adam kim?

Hem de dünyada milyarlarca Müslüman’ın arasından çıkan tek isim kim?

Hem de kimse böylesi bir tehlikeden haberdar değilken, ortaya çıkıp “Uyanın; bu sapkın topluluk önce Müslümanların sonra da dünyanın başına bela olacak” diyen babayiğit kim?

Bugünlerde ortaya çıkan, çocuklara tecavüz edip etini yiyen Epstein sapkınlıklarını yarım asır önce bizlerin kafasına çivi gibi çakan adam kim?

Ve hayatının her gününü, her saatini ve her saniyesini Siyonizm vahşetiyle mücadeleye adayan babayiğide “savunan adam” demek safdilliktir.

Erbakan Hoca, çok nezaketli,

Çok merhametli

Çok güler yüzlü

Ama çok da merhametsizdi; tabii ki zalimlere karşı.

Kendisi Amerika’ya kaçıp yarım asır boyunca biriktirdiği insan sermayesini ve tüm yapılanmasını ateşe atan “hoca”lar da gördük. Peşinden koşanlar da…

Gerek 12 Eylül’ün kanlı günlerinden gerekse 28 Şubat’ın karanlık günlerinden, kendisini seven ve güvenen bir tek kişinin burnunu kanatmadan çıkan Erbakan Hoca’yı da gördük.

Belki de aranızdan “28 Şubat günlerinde masaya yumruğunu vurup çıkmalıydı” diyenleriniz vardır.

Hatta o yıllarda bizler de zaman zaman aynı ruh hâline büründük ama gün geldi yine Hocamıza hak verdik.

Böyle düşünenlerin Mısır’ı ve Rabia Meydanı’nı akıllarına getirmesi yeterli sanırım.

“İyi de 15 Temmuz gecesi darbe girişimi nasıl püskürtüldü?” diyen olursa ona da, “15 Temmuz, askerin içinde kısıtlı sayıdaki ismin darbe denemesiydi; darbe başka bir şey” deriz.

2002 yılında iktidar olan AK Parti, hem de iktidarının 6. yılında 2008’de kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. Tek başına iktidardaki parti, bir tek oyla kapatılmaktan kurtuldu.

O dönem yargıdaki FETÖ yapılanması ve gücü olmasa şu an başka bir siyasi tabloyu konuşuyor olurduk.

AK Parti’nin kapatma talebi, 11 hâkimin sadece 6'sının lehte karar vermesiyle (7 hâkimin kararı gerekliydi), yani bir oyla reddedildi; ancak 11 hâkimin 10'u AK Parti'nin "laiklik karşıtı faaliyetlerin merkezi" hâline geldiği ve partinin devlet fonlarından mahrum kalmasına yol açtığı konusunda hemfikirdi.

Bunu niçin yazıyoruz?..

Erbakan Hoca’nın tek başına ve yıllar boyu neyle mücadele ettiğini anlayın diye. Partilerinin kapatılmasını dahi malzeme yapan zevatın dikkatine sunmak için sıralıyoruz bu olup bitenleri.

Yani, Erbakan Hoca, hiçbir zaman “savunan adam” olmamıştır

Buna 28 Şubat da dâhil.

Ancak Erbakan Hoca, çoğu kez yalnız bırakılmıştır, arkadan hançerlenmiştir.

Erbakan Hoca, hiçbir zaman savunma hâlinde olmadı!

Erbakan Hoca’nın büyük bir mücadele ile kazandığı ve işi gücü bırakıp başbakanlığın verdiği bütün yetki ile bu koltuğu gasbetmek isteyen Süleyman Demirel’e karşı verdiği mücadeleyi hatırlayın.

Günler değil, saatler içerisinde oturduğu koltuğun hakkını verip Kıbrıs’ı fetheden iradeye “savunan adam” demek safdilliktir.

Bu ülkede Genelkurmay Başkanlığı yapmış İlker Başbuğ’un da dile getirdiği gibi engellenmeseydi Kıbrıs’ın tamamını alacak olan adamdı ERBAKAN HOCA!

Birkaç saatlik başbakanlığı döneminde Kıbrıs’ı fetheden Erbakan Hoca, birkaç aylık başbakanlığında ise ümmetin kurtuluşuna vesile olacak birlikteliği kurmuştur.

Çarpık dünya sistemine karşı Erbakan Hoca’nın kurduğu D-8’e daha sonra gelenler sahip çıkabilseydi bugün Irak, Libya, Suriye, Mısır ve namlunun ağzındaki İran’da bir tek insanımızın burnu dahi kanamazdı. Gazze’de ümmetin yetimleri açlıktan ölmezdi.

Dolayısıyla ülkemiz, daha güvende ve ekonomik olarak da daha bir refah içerisinde olurdu.

Erbakan Hoca’nın “savunma”ya yönelik tek hamlesi, savunma sanayisine yaptığı yatırımlar ve çizdiği perspektiftir.

Erbakan Hoca’nın, ülkemizin en büyük savunma sanayisi adımı olan ASELSAN’ın temelini attığını bilmeyen yoktur herhalde.

Bahsettiğimiz her bir başlık ayrı bir makale konusu ama bizler sadece kısa hatırlatmalarla yetindik.

Ve bir yanlış algıya karşı çıkmaya çalıştık…