Geçen günlerde Zeytinburnu-Davutpaşa da bir işyerinde patlama oldu. Şimdiye kadar 23 çalışan öldü, 100 dan fazla insan yaralandı, büyük bir maddi hasar ve zarar meydana geldi. Televizyonlar ve gazeteler haberi "paparazzi" üslûbu tarzında verdi. Ve geçti.

Bir iki yıl içinde sadece Tuzla da tersanelerde 50 yi aşkın işçinin öldüğü, yine bir haber olarak kısaca verildi. Maden ve kömür ocaklarında vuku bulan kazalar ve ölümler, magazinlerde yer alan bir televizyon kadın sunucusunun bilmem kaçıncı evliliği kadar yer bile alamıyor.

İşsizlik yakıcı ve yıkıcı sorun olma özelliğini gerçek hayatta çok yönlü derinleştirirken, istatistiklerde sadece bir tartışma maddesi olarak yer alabilmektedir. "Özelleştirme" adı altında yağmalanan kamu kaynakları, bir yandan nitelikli işgücünü üretimden yoksun bırakırken, diğer yandan suçlu oranının hızla artışını besler hale gelmektedir. Mevcut ceza evlerinin dolup taşması ve yenilerinin yapılması, adeta bir sektöre dönüşmektedir. Suç; çeteler, mafyalar, bir tür işkolları halinde örgütleşmektedir.

Diğer yandan "kayıt dışı istihdam", istihdam, yatırım ve üretimin itici gücü gibi sunularak ekonomik kalkınmanın asıl temelini oluşturuyor şeklinde değerlendirilmektedir.

Çalışma hayatının ve çalışma barışının kurulması, yerleşmesi ve gelişmesi için olmazsa olmaz şartı olan "ekonomik ve sosyal hak ve özgürlükler" sadece yasalarda numaralanmış maddeler olarak vardırlar. İnsan ve toplumun hayatında herhangi bir karşılığı olmadığı gibi, çalışanın önceden sahip olduğu birtakım hak ve özgürlüklerinin yokedilmesine imkan vermektedir.

Sigorta yok.

Çalışma saatleri belirsiz.

Belirlenen ücretler, bırakınız yoksulluk/fakirlik sınırının altını, açlık sınırının altında kalmaktadır.

Bundan dolayı çalışacağı işi seçme özgürlüğü değil, bulabildiği işte çalışmaya muhtaç olma durumudur tek seçenek. Davutpaşa da meydana gelen patlama, aslında Türkiye deki çalışma hayatının, 24 Ocak Kararları nın uygulanması sonucunda nasıl bir çalışma sefaletine gelindiğinin açık, çarpıcı, insafsız göstergesidir. Bir başka ifadeyle, iyi kötü hedef alınmış "millî sanayi" görüşünün nasıl iflâs ettirildiğinin ilamıdır. Yok kaçak bir işyeri varmış, iş teftişi yapılırsa istihdam düşermiş, belediye üstüne düşeni yapmamış gibi gerekçeler, tek kelimeyle mugalatıdır. Bu kapitalizm, hele "vahşî kapitalizm"in sonucu gibi gösterilmeyi de desteklemez. Ancak ilkellikle, insan, emek, istihdam, kalkınma, hak ve özgürlüğü, kısaca insanî herhangi bir değeri anlayacak, kavrayacak ve duyacak düzeye ulaşamamakla ifade edilebilir. Kısacası "millî sanayi" ülküsünün yitirilmesi, onun için gerekli ruh ve zihniyetin dumura uğratılmasıdır bu.

"Millî sanayi" dedik. Bunun hatırlatılmasının, anlatılmasının, mücadelesinin verilmesinin tam da zamanıdır. 60 lı, 70 li yıllarda verilen bu mücadelenin, bizce takipçisi ve bir ölçüde temsilcisi olma sorumluluğu, muhatap olarak Saadet Partisi ne bağlanıyor. ABD-AB sömürüsünün durdurulacağı nokta da burasıdır. "Millî sanayi" ülküsünün açıldığı kapı D-8 i de ufka yerleştirecektir.