Günümüz çok gergin. Batı ruhu bir karabasan. İnsana özgürlük ve fırsat tanımayan ve kendisinden başkasına yaşama hakkı vermeyen bir ruh. Özünde olan bir durum. Bu karanlık ruh İslâm aydınlığı karşısında tedirgin. Kavramların ve durumların birbirine karışması yaşama koşullarını zorlaştırıyor. İnsanı bozuyor ve ana çizgisinden uzaklaştırıyor.
Başörtüsü üzerinden sürdürülen gerilimin vardığı noktaya dikkat edilirse tartışılan konular artık sınırları aştı. Bu tartışmaların getirdiği bir durum var elbette. Mümkün olduğunca bu kaba tartışmaların dışında kalıyoruz.
Tartışmaları alevlendiren ve gerenler, aslında bir avuç. Elbette bunlar bir avuçtur diye küçümsenemez, yok sayılamaz. İslâm düşüncesinde insan teki değerlidir, önemlidir. Bir tek insanın bile önemi büyüktür.
Biz kendimizi batıcı ruh ile donanmış insanların yorucu, gerici psikolojisiyle hareket edilirse birlikte yaşanması olası değil. İşin tuhaf yanı dikkat ettiğim bir durum, İslâm ı küçümsemek, Müslümanların tavırlarını eleştirmek adına insanlığa zararı olan nesneleri, durumları övücü ve savunucu bir tutuma girişmişlerdir. İlginç bir durum. Ellerinde büyüteçlerle kusur aramak için en küçük ayrıntı zumlanarak öne çıkarılıyor. Bir gazete haberinde, İran da gizliden gizliye içkinin çok tüketildiğini, evlerde diskoların çoğaldığını sevindirici bir haber olarak sunuyorlar. Garip ve tuhaftır, günlerdir Gazze de insanlık ölüyor. Milyonları bulan insan hayatı tehlikede. Bu Masonik, Semitik ruhlu medya bunları hiç önemsemiyor haber yapmıyor ve bir haber olma değeri olarak da yaklaşmıyor.
TV5 te Mahir Kaynak "Ekonomi Siyaset" oturumunda: "Aman din demeyin, dini örnek vermeyin. Osmanlı diyebilirsiniz!" anlamında bir yaklaşımda bulundu. Osmanlı diyelim hay hay. Din demeyelim. Çünkü Osmanlı bir İslâm devletidir ve İslâm medeniyeti dairesinde önemli bir deneyim ve süreçtir.
İnsanı ürküten tablolara tanık oluyoruz. Bezlerin kameralar önünde yakılması bir tahammülsüzlüktür. Batı düşüncesinin insana bakış açısını yansıtır. Oysa bu kara aslında batı ruhunu anımsatır insana. Kara günlerde karalara bürünenlerin görüntüsünü yansıtır. İslâm düşüncesinde ne ölüm, ne hüzün kara ile tanımlanmaz. Ruhunun aydınlığında insana huzur veren renkler öne çıkar. İnsanın ruhunu dinlendiren ve öne çıkaran renkler. Güzel merkezlidir. Ruhu gibi. Örneğin beyaz ve yeşil böyledir. İnsanı dinlendiren ve huzur veren renkler.
Osmanlı Devleti ve bu büyük medeniyetin ruhunda sevgi vardır. Her ırktan, dinden, kabileden, mezhepten insanların birlikte yaşadıkları bir ruh ortamı. Batı dediğiniz şey Solingen de insanları cayır cayır ateşe verir. Gazze de milyonlarca insanı ölüme terk eder, boğarak abanır. Irak ı bir kan gölüne çevirir. İstanbul sokaklarında kendi ruhunun aynası olan siyah bezlere bile tahammül etmez.
Savunma refleksleri artık içki, kumar, zina, fuhuş ve diskolardır. Güven Erkaya nın şarap bardağıdır, İstanbul sokaklarında beyaz bez parçalarını yakmadır. İslâm ile savaşta düşülen bu garip durum içler acısı bir paranoyadır.
Bu millet, insanımız İttihatçıların azgınlıklarını bile kabullenememiş. Tehcir zamanında, Ermeniler bir başka toprağa coğrafyaya gönderildiklerinde kız çocuklarını alıp saklamışlardır, erkek çocukları ve kadınları saklamışlardır. Müslümanlar, ermeni komşularının ardında ağıt yakmışlardır. Kaldı ki Ermeniler Ruslarla ve İngilizlerle iş birliği yaptıkları halde. Bunda halkın bir suçu yoktur. Osmanlı İslâm ruhu büyük bir coğrafyada büyük bir sevgi oluşturmuştur. Tarihin sevgi abidesidir. Kimi zaman kendi insanına bile tahammül edemezken.
Bir paranoya oluşturup herkesi birbirine düşman edecek olan psikolojik gerilim tehlikeli sonuçlara gebedir. Bu keskin sirkeyi azdıracak olan her adım tehlikeli sonuçlar doğurur.
Bırakın Sayın Baykal fetvalar versin. Nihayet fetvasının bir yerinde Farzları, helal ve haramları bile sıralıyorsa bu önemli bir gelişmedir. O da Millî Görüş ün kimi umdelerini kabul etmektedir. Her şeyin bir zamanı ve sırası vardır.