Güç, gücün kendisi ile değil, sadece hamaset ve höykürme ile ortaya konulabiliyor. Dönemseldir bu da. Günü gününe değişiyor. Aslında yolunda gitmeyen bir şeyler var hem de ciddî. Ancak bunun üstünü örtmenin yolu da uzun bir süredir aynı yöntem ile gerçekleştiriliyor. Öfke patlaması yapılarak. Türkiye’nin değişmeyen bir kuralıdır bu. Bu, sadece bugünün iktidarına özgü değil ama günümüz iktidarı buna fazlasıyla yaslanıyor. Her daralanılan zamanda uygulanan bir yöntem.

Amerika’dan ne kopulabiliyor ne de tam anlamıyla yanında olunabiliyor. Böyle olunca da ne öfke patlamalarının ne de höykürmelerin bir yararı olabiliyor. Çünkü sonuç değiştirmeyecek çıkışlardır bunlar. Amerika bildiğini okuyor, önermelerimiz ve öfkelerimizin yararı olmuyor.

Türkiye’de onlarca ABD veya NATO üssü var. Türkiye uluslararası bir karar alındığında bu kuralın dışına çıkamıyor, bir adım dahi atamıyor. Bunun örnekleri geçmişte çok yaşandı. Afganistan, Irak, Libya gibi ülkelere yaptırım uygulanırken Türkiye ister istemez dâhil oldu.

Şimdi Türkiye’ye dönük doğrudan ya da dolaylı bir müdahale var. Türkiye bir NATO ülkesi ama NATO Türkiye’ye karşı.

Kimi çıkışlarımız öylesine abartıldı ki, bu, sanki Amerika’ya karşı idi, nerede ise dize getiriyorduk. Oysa Amerika emperyalizmi kılını bile kıpırdatmadı. Ne Fırat Kalkanı’nda ne de Afrin’de. Membiç’in önünde tıkanıverdik. Çünkü Kuzey Suriye’deki yığınak öyle basit değil.Biz hamasi duygulardan hoşlandığımız ya da ciddî durumları ancak böyle örtebildiğimiz için bu dalgalar ile ancak yanılabiliyoruz.

Doğu milletiyiz vesselam. İnancımız, imanımız köklü. Öyle ki laik seküler, kapitalist ve batıcı ruhun savunuculuğunu da cihat ruhu ve bilinciyle yapıyoruz ne yazık ki! Bu değerler yitiminin sonuçları daha da ürkütücü.

Çok yalnız kalmış durumdayız. Komşularımız ile ilişkilerimiz ve açmazlarımız çok boyutlu.

Suriye olayına “Şia” ile “Esad” merkezli bakıldığında asıl büyük felâketin sonuçları fark edilmediği gibi, bunu hâlâ bir takıntıya dönüştürenler asıl gerçeğin farkında değildirler. Amerika’nın büyük yığınak yaptığı Suriye, Golan tepelerini işgal eden ve artık içeri doğru girmeye hazırlanan İsrail, içi boşaltılmış ve çok parçalı Suriye. Daha önce Filistinlilerin bir sığınağı olan Suriye’nin kapıları artık kapalı. Hatta Suriye’de hapiste olan Filistinliler ve ölenler var. Doğru ve yanlışların izahı da artık çok zor. Çünkü biz küçük oyunlarla büyük oyunların üstesinden geleceğimizi umuyoruz.

Irak ile sorunluyuz. 1991 yılından beri. Bütün girişimler aleyhimize döndü. Bu açmazın bir türlü üstesinden gelemedik.

Şu sıralar başlıca sorunumuz Güneydoğu. Ama biz bu olayın giderilmesini emperyalizmin oyununa gelerek çözmeye bakıyoruz. Biz derken bunu bütün taraflar için ifade ediyorum. Emperyalizme bel bağlayan kim olursa olsun hiç fark etmiyor. Zaten emperyalizm tarafları karşı karşıya getirirken öncelikle çıkarlarını gözetiyor. Sonuçlarını ona göre devşiriyor.

Sorunlarımız kendi içimizde gidereceğimize birbirimize hasım olarak üstesinden gelmeye bakıyoruz. Birbirimizin soyunu kurutmak için çırpınıyoruz. Bu da hem emperyalizmin hem de İsrail’in işine geliyor.

İsrail tarihinin en rahat dönemini yaşıyor.

İslâmcıların iktidar olanaklarına yapışması asıl büyük açmaz. Bunu korumanın tek yolu da şiddet ve hamaset. Sistemin bir parçası mı olunmuş, kapitalist sistem mi onanmış ve iyice içselleştirilmiş kimsenin umurunda değil. Çünkü bunu sağlayan ve sağlamaya çok neden var. Bunu korumanın tek yolu da hamaset ve öfke.

Hayata bütünüyle böyle bakıldığından sağlıklı bir düşünüş oluşmuyor ne yazık ki. Bununla siyasal olarak sadece içteki muhalifleri sindirmiyoruz, bununla büyük emperyal güçleri de sindireceğimizi umuyoruz. Ve giderek öfke parlamalarına kendimizi kaptırıyoruz.