Memleketimiz olan Kahramanmaraş, 12 Şubat’ta kurtuluş gününü kutlayacakken, bambaşka bir acının merkezi oluverdi. Üst üste 2 depremin merkezinde olan Kahramanmaraş gibi 9 il daha çok büyük bir acıyı yaşadılar, insanların canları gitti, hayatlar da binalar gibi yerle yeksan oldu. İlahi takdirin şaşacağını kimse düşünemez ama keşke takdiri tedbirle karşılayabilseydik de binlerce insan bugün hayatta olsaydı.
Büyük afetin ardından toplumun hemen her kesimi büyük bir dayanışma ve insaniyet örneği sergiledi, herkes elinden geldiğince yardım edebilmek için didinip durdu. İlgili kuruluşların yanında sivil toplum kuruluşlarının, gönüllü derneklerin, yabancı ekiplerin ev halktan kimselerin büyük bir özverisi, gayreti, mücadelesi gözleri yaşarttı.
Ancak maalesef bazı aksayan noktalar, özellikle de koordinasyondan kaynaklı büyük sorunlar da olmadı değil. Bu hususları depremzedeler, enkazda yakınlarını bekleyenler, felaketi bire bir yaşayan insanlar defaatle dile getirdi, getiriyor. Korkunç olan nokta, bu insanların şu acılı günde dahi, yaşadıkları büyük felaketin etkisiyle yaşadıkları travmalar göz ardı edilerek çeşitli suçlamalara, hakaretlere maruz kalmaları.. Sosyal medyada bunu “kasıtlı” ve “bilinçli” bir algı yönetimi şeklinde uygulayan “trol” denen onursuz, haysiyetsiz kimseler bulunuyor. İnsanları şu atmosferde bile provoke etmek, ağzını açanı, aman dileyeni, sitem edeni bile çeşitli ithamlarla yaftalamaktan kaçınmayan birtakım insanlıktan nasibini alamamış, net olarak “kötü insanlar” var maalesef.
Bir canlı yayında, sanıyorum Hatay’da, bir teyzemiz Cumartesi yani depremin 6. gün haykırıyordu. Öğretmen olan kızı ve 2 bebeğinin enkaz altında olduğunu, günlerce herhangi bir çalışma olmadığından şikayet ederek, diğer bazı çadır, tuvalet vs gibi eksikleri de sıraladıktan sonra şöyle bir şey dedi: “Ben devlet veya millet düşmanı değilim. Benim içim yanıyor ve acıyla söylüyorum olanları.” Bunu söyleyen tam bir Anadolu insanı, bu toprağın gerçek sahibi, dillerden düşmeyen o “millet” ifadesinin kanlı canlı bir numunesi bir teyzeydi. Bu ülke insanı, acısını dile getirirken bile “ben devlet düşmanı değilim” demek zorunda kalıyor bu günlerde. Oy için kapılarına gidildiğinde bu ülkenin gerçek sahibi olduğu söylenen insanlar bunlar, mazlum halkımız yani. Bu insanlara kızmak, öfkelenmek, acılı gününde suçlamak nedir Allah aşkına? 24 sene önce yaşadığımız acı aynen yaşanırken, milletin üstün gayreti, çabası ve alicenaplığına rağmen gözle görülür sıkıntılar ve acılar varken, bunları dile getiren insanlara bırakın kızmayı öf bile denemez, surat bile ekşitilemez. Acılı insana kızmak, onları suçlamak nedir yahu!
24 sene önce dönemin hükümeti hatta devlet hakkında “enkaz altında kaldı” yazanlar, bugün iktidar medyası olarak nitelenen medya… 24 yıl önce yazdıklarını bugün yazsalar, kendilerini “devlet düşmanı” olarak niteleyecekler demek. O gün o sözleri söyleyenler bugün kınadıkları şeyin aynısını yapıyor. Sanıyorlar mı ki millet olan biteni görmüyor, hiçbir şeyin farkında değil.
99’dan sonra gereken derslerin çıkarılmadığını son yıllardaki Elazığ ve İzmir depremlerinde olduğu gibi bu depremde de gördük. 99’dan sonra yapılan binalar yıkıldıysa ve insanlara mezar olduysa ders çıkarıldığı söylenemez. Binaların hasar alması kaçınılmaz ancak yıkılması bugünün dünyasında bahsedilemez. Mühendisliğe, mevzuata, kurala göre yapılanların ayakta durduğu görülüyor. Bu işin çözümü belli olduğu halde üstüne üstlük afet beklenen yerleri depreme hazırlayamamak büyük bir eksikliktir. Bu ülkenin sınırlı olan kaynaklarını öncelikle bu alana kanalize etmek gerekmez miydi? Mesela İstanbul özelinde bakarsak, Kanal İstanbul denen ne idüğü belirsiz rant projesi mi, yoksa yüzbinlerce insanın can güvenliği, oturdukları binaların sağlamlığı mı önce gelir? Buna bir karar vermek gerek artık.
Hele ki bir de İmar Barışı denen bir şey var ki, büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Depremden etkilenen 10 ilde 294 bin binanın affedildiği söyleniyor. Bunların kaçı yıkıldı, ne kadar can kaybı oldu acaba? Kahramanmaraş’ta 2019’da İmar Barışı çıkartırken, diğer yandan da Ekim 2019’da Pazarcık merkezli 7,5’lik deprem tatbikatı yapmak tutarsızlık değil midir?
Bir de şu husus var, ki aslında çok önemli. Enkaz altındaki yakınlarını bekleyen insanlara verilecek ilk haber TOKİ inşaatlarının yapılacağı mıdır, yoksa olumsuz koşullarda bekleyen insanlara öncelikli ihtiyaçlarının karşılanacağını belirtmek midir? Olayı sıcaklığı sürerken değil de 1 hafta sonra da verilebilir inşaat yapılacağı haberi mesela. Cenaze evinde öncelikle acı mı paylaşılır yoksa müjde(!) mi verilir?
Allah, hayatını kaybeden insanlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar, geride kalanlara da dayanma gücü ve sabrı cemil niyaz etsin. Daha büyük afetlerden ve belalardan ülkemizi muhafaza buyursun.