Herhangi bir haber sitesinde bulabilirsiniz şimdi kalemimizin gücüne terk edeceğimiz ünlü AKP’lilerin kar-zarar kavgalarında saçtıklarını..

Ben Milli Gazete’nin haber sitesini tercih ediyorum.

Parsel, parsel intikam peşindeki Melih Gökçek’in iddiası şöyle: “Gezi’de Arınç’ı Başbakan yapacaklardı.”

Gezi 27 Mayıs 2013’de başlamış.

Bülent Arınç’ın Başbakan Yardımcısı ve yurtta olmayan Başbakan’ın vekili olduğunu da vurgulamaktan kaçınmamış Gökçek. Araştırmacılara, doğru söylemiş fırsatı vermek niyetinden değil ama..

İkisi de AKP’li ve hala AKP’li. Kayık sanılan transatlantic, okyanuslar ötesine giden yolda.

Bu kısa ve öz bilgilerin ışığında, “Arınç’ı başbakan yapacaklardı” cümleciği okunduğunda şu kanaate varmaz mı insanımız?

Arınç’ın kıymeti bilinmemiş.

O, başbakan yardımcısı ve vekilinin ötesinde, bizzat ve şahsen başbakan olmalıdır.

Filan paşayı sadrazam olarak görmek isteriz, diyen kara kazan kulpundan tutmuş yeniçeri ağası hikayelerine daldıysanız hemen, bu sağlığınızın yerindeliğine işarettir.

Melih Gökçek’in kendisine biçtiği rol bu.

Ya sorarlarsa: Bugüne kadar neredeydin?

O Gezi gününde neden konuşmadın? 4 yıldır ancak geldi bu emniyet noktasına. Kellesi alınmış Arınç Gökçek görevden alınsın mı diyebilir gayri? Onun dediklerine de geleceğiz..

Kendisi olmayan ve fakat mantığını iyi bildiğimiz Demirel’i, bu sayfanın “The Şapgalı Baba”sı olarak kullanmak yasal hakkımızda sıra.

“Arınç’ı başbakan yapacaklar da ne olacak? Binaenaleyh başbakan yardımcısı olarak ne yapmış, başbakan vekili olarak ne yapmış da başbakan olunca ne yapacakmış? Ağlayan çocuk rolüne son mu verecekmiş? Arınç’ı bu ülkeye başbakan biçmesi sayın Gökçek’in fevkalade hatadır, ayıptır, günahtır. Binaenaleyh isteyene, istediği yerde, istediklerini gönüllü veren sayın Gökçek, hangi sıfatına dayanarak Arınç’a başbakanlık kaftanı dikiyor?”

Gezi’cilerin AKP’yi iyi tanıdıklarını da itiraf etmiş olan Gökçek’e cevabı geciktirmemiş sayın Arınç. Savunmasının bir yerinde diyorki: 

“Yarın bir uyuşturucu kaçakcısı yakalansa ben bunları Merkel’den aldım dese, inanacak mıyız?”

Telefonun ucundaki haberci sormuyor Arınç’a. “Neden uyuşturucu üstünden girdiniz konuya? Yakalanmak üzere olduğunu sandığınız bir kaçakcıdan mı bilgilisiniz?”

Dahası da olabilir soruların: “Neden Merkel adını verdiniz? Merkel’e övgünün ötesinde, başka isimler olursa, inanırız mı demek istemiştiniz?”

Bu tip sorularla karşılaşmayan insanların en ünlülerinden sayın Arınç, bir itirafcıdan yardım istiyor. O itirafcı Gökçek ekibinin, mezar üstlerini asfaltla kaplayanıdır.

“Hüseyin Gülerce’nin diyeceklerini merakla bekliyorum.”

Sade bir cümle değil mi? Gülerce’yi şüphe çeken hiçbir sıfatın içine sokmuyor.

Beklemek, gerekli irtibatı kurup, aman Hüseyin’ciğim demek midir? Yoksa, Gülerce her ikimizi de iyi tanıyora inanmışlık mıdır?

Bu cevapları kendisi de yeterli bulmamış olacakki Sayın Arınç, sosyal medya hesabından, önce kendisini övmüş, sonra da Gökçek’in halini ifşa etmiş.

“Bir Hint atasözünde denirki:”

Yine bizi şaşırtıyor sayın Arınç. Neden Hint atasözü? Türkçemiz yetmiyor mu? Yoksa işin türkçesinin bilinmesini istemiyor mu?

“Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesinlikle altını kirletmiştir.”

Çok emin konuşuyor sayın Arınç. Ankara’daki burun kıran kokunun kaynağını açıklayınca kendini kurtulmuş bulacak.

Ankara’ya ayak bastığından beri Belediye Başkanı yaptığınız Gökçek’e, siz hiç “kalk” demiş mi idiniz? Sorusunun vakti de gelir birgün.

Arınç-Gökçek atışmasını burada ve şimdilik noktalamak istiyoruz ama, Gökçek’in durumunun tıbben de irdelemezsek, sayın Erdoğan’ın Başbakan iken görevden aldığı ve Google bilgilerine göre “Görevden alınan ilk Sağlık Bakanı” sıfatıyla mücehhez kıldığı, fakat Binali Yıldırım hükumetinde koltuklanan Sayın Akdağ’a saygılarımızı iletmemiş oluruz.

Bir adam yolda yürüyordu. Ayağındaki yöresel şalvar, bacaklarını ayırarark adım attığını saklayamıyordu.

Yeni mezun iki tıbbiyeli gördükleri manzarayı değerlendirmek ve bilgilerini kontrol etmek istediler.

Ortopedi imtihanında birkaç puan fazla olan taze doktor konuştu önce.

“Yaşam süresinin uzaması sonucu osteoporoz kırığı olmuştur. Hasta eve kadar bacaklarını ayırarak gidecek, orda bir ambulans isteyecektir.”

Arkadaşına katılmayan diğer taze doktorun tezi ise hastanın ta çocukluğuna varmıştır.

“Kalça çıkık doğmuştur. Sınıkcılar çare olamamıştır. Bizim gibi doktorlar nerde o devirde. Hayatını böyle yürüyerek idame ettirmektedir.”

Önlerindeki şalvarlı adama sormaya karar verirler sonra. Yetişirler ve sorarlar. Lakin kendi cevaplarını söylemeden de duramazlar.

“Sen hangimizin teşhisine katılıyorsun?”

Şalvarlı garip insanımız, kendisiyle ilgilenen bu taze doktorlara sevgiyle bakar ve derki: “Üçümüzde yanıldık!”

Üçümüz mü? Biz tamam.Ama sen..

Şalvarlı insanımız, bacaklarını ayıra ayıra yürümesini sürdürür.

“Ben de gaz sanmıştım!”

Sayın Arınç’a son yardımımızdır bu. Ne de olsa Gökçek’lere göre AKP’nin bir yaralı kuşudur.

Yaralı kuşa taş atmayan olarak biliniriz biz de.

Hırdavatçı kızı, yeni yazıcı

Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın 11 Mart 2017 tarihli ve Elif’in kağnısı, başlıklı geniş alanlı yazısından iki paragraf artı bir cümle aldık sayfamıza.

Sessiz kalınan ya da yanlış aktarılan tarihimizin bazı olaylarına sosyolojik vak’a incelemesi, araştırması yapmak isteyen yeni nesil gençlerine tabağında servistir maksadımız.

Kurtuluş savaşımız bir “halk savaşı” değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin askere aldığı erkeklerle verilmiş bir “düzenli ordu” savaşıdır. (Aksini söylemek Çerkes Ethem’I haklı çıkarmaktır!) Birkaç kadın yok değil… Halide Edib..

Hani şu, Atatürk’e “diktatör” deyip yurdu terkeden, ancak onun ölümünden sonra dönebilen ve anılarını İngilizce’den Türkçe’ye tercüme ettirirken Atatürk’ün aleyhindeki bölümleri çıkaran kadın!

Atatürk’ü, döndükten sonra mı öğrendi.

İngilizce kitabın hataları ne idi?

Sultanahmet parkındaki büstü önünde Türk kadınının yegane temsilcisi nutukları hala atılmakta mıdır?

Cevabı okunmamış sorulardır bunlar.

Bu sayfa okuycularının, yazılarımızda, Milli Şef kalemşoru olarak bildikleri Yusuf Ziya Ortaç ve bacanağı ve Ortağı Orhan Seyfi Orhon 17 Kasım 1938 tarihli mecmualarının iki sayfasını Atatürk’e ayırmışlar. Karşı safyadaki Cemal Nadir’e alel acele çizdirilen Batı efsanesi “Harp ve Sulh”un ağlarken, ikimizde kahramanımızı kaybettik demesini de Atatürk’le ilgili sayarsak, kapaktaki Cumhuriyet kızının 11 Kasım 1938 tarihinde Cumhurbaşkanı seçilmiş Milli Şef’e İsmet’im diye sarılmasını ayrı tutarız. (Bu kapak geçmiş sayılarımızın birinde aynen yayınlanmıştı.)

İşte o Akbaba’da yayınlanmış bir anıda, Engin Ardıç’ın özellikle vurguladığı Halide Edib’in adı geçirilmeden “meşhur bir kadın yazıcımız” diye anlatılmasıdır tabağında servis dediğimiz.

Ben birşey daha öğrendim, bu yazıyı hazırlarken.. Yazıcı diyor Yusuf Ziya. Hani bizim köşeci, katip, yazman dediğimiz gibi iktidarın kalemşoru olmak isteyenlere..

Haberli değildim..

Nöbetçi  Nalburiye

Zeki Ceyhan ağabey “Tuncay Özkan’ı dinlerken!” Başlıklı yazısında “FETÖ başına” “Alma mazlumun ahını” diyor.

Dinleyemediğim Tuncay Özkan röportajında anlatılan vatansız ihanetin “FETÖ başına”, Zeki Ceyhan ağabeyimizin böyle ılımlı yaklaşmasını, ispatlanan terbiyesizliğe “Bu sözleri de kuşkusuz söylemiştir”, demesini anlayamadığımdan, yazısını birkaç kez okudum.  

“Susurluk davası”nın MİT raporunda adı geçen “FETÖ başı”nın haber yapmasından sonra başına gelenleri anlatmış Tuncay Özkan.

Teknolojik hücumlarla insanların nefes almalarını güçleştiren “FETÖ başı”, ayağına gazeteci çağırıyor.

Bu olayı, itirafçı kimliğiyle tv kanallarında yatıp kalkan ve ikinci adamdım iddialarının arkasında bilgiler saklayan dörtlü çeteden duyan var mı? 

Hiçbiri neden anlatmadı, nasıl yaşandığını, “FETÖ başı”nı kimlerin nasıl kışkırttığını?

“Peçete yemek”ten daha mı az önemli idi bu olay?

Gittim diyor Tuncay Özkan. Belki de bağlantılarının olmadığına dair belge ummuştur. “Bunu senin yanına bırakmayacağım” tehdidinden sonra “Deri yüzdürüp ot bastırmak” zevkinde sıra.

Kim yapacak bunu?

Cizvit papazlığından eğitimli “FETÖ başı”.

Bu nasıl bir kan bürümesidirki gözlerini, haçlı şovalyelerinin arzusuyla yanıp tutuşuyor.

Deri yüzmek, içine ot basmak!..

Sonra..

Tuncay Özkan üstünde gerçekleştiremeyeceklerinin hesabı önüne konduğunda, plandaki ismi değiştirir. Hedefe Erbakan’ı koyar. Ankara’dan araştırdık iddiası da içinde hala Erbakan’a karşı adalet duyguları taşıyan piyonlarının önünü kesmeye yöneliktir.

Rahmetli Erbakan’ı hep “hasmı” olarak gördü, “düşmanca” davranışlar içinde oldu.

Bildiğimiz bu kadar mı Zeki Ceyhan ağabey.

O kendi başına Erbakan hoca’mızı “hasım” olarak görse ne yazardı, “Düşmanca” davranışları olsa ne yazardı?

Zeki Ceyhan ağabey! Ankara’nın ortasındasın. İntikam almak peşindeki o FETÖ Meclis’e saldırdı, askerimize saldırdı, polisimize saldırdı, milletimize saldırdı.. Bunları biliyorsun.

Bu gün bize kim, nereden saldırıyor? İntikam saldırılarına yeni mi başlıyorlar? Hep birlikte tanık olalım bunlara da…