Yaşadığımız olaylar, duyduklarımız, gördüklerimiz her şey bir rüya mıydı diye inanmakta hâlâ güçlük çekmekteyiz.

Son günlerde kimi fanatik laik kalemler, “yatın kalkın bize dua edin darbeyi biz engelledik” havalarında.

Aslında bütün bu yaşananların sebebi olduklarını çok çabuk unutmaktalar.

12 Eylül ve öncesi daima birinci tehlike halktı, düşman dindarlardı, adı irtica konmuş bir öcü ile toplum o kadar korkutulmuştu ki.

28 Şubat bu öcü gösterilerek gerçekleştirilmiş, dindarlar halkın gözünde düşürülmek için başörtülü bir konu mankeni ile taşralı küçük grup şeyhin, tiyatromsu birlikteliğine, polis baskın düzenlemiş, bir Ramazan günü canlı yayın ekiplerinin ayaküstü yazdığı dizi film, saf ve masum halkın midesini bulandırmıştı.

Cüppeli ve çarşaflılar sokaklardan toplanmış, sakallı insanlar cemselerle götürülmüş, o günlerden bugünlere bıyıklar yok edilmiş, laik görüntülere evrilme dönemi başlamıştı.

Kızılderili renklerimiz olan örtülerimizle, Laik tarafın kızgın boğalarını rahatsız etmemek için öyle her yerde görünmemeli idik.

“Bir İstanbul Efendisi” oyununda bile efendi olamayan laik bayanlar tiyatroya kadar nasıl yol bulabilip geldiğime şaşırmış, acaba adresimi şaşırdı tabelaları mı okuyamadı ki buralara kadar geldi, muamelesi yapmış, localarında hazretleri rahatsız ettiğim için kadıncağızlar bunun burada ne işi var diye, ekşi suratlarını daha çok buruşturarak hesap sormuşlardı.

O ekşi suratlarını güldürebilmek için elimizden geleni yaptık. Kimileri, bakın bizde sizler gibiyiz diye, örtülerini minimize etti, yüzlerini boyalarla renklendirdi, “dış kıyafetleri de attık, modern olduk artık kovmayın bizi bulvarlarınızdan” serenatları sundu.

Sen yasaklarsan dinin özgün kaynaklarını, ellerinde gördüğünde Kerim Kitabı; yaşlı dudağını büzersen, giderler ilkokul mezunu vaizin kitaplarına dadanırlar.

Sen dinin ulularını küçümser, taktığı sarıktan tiksinirsen gider, modern görünüyor diye sakal karşıtı mürşitler edinir, laik kılıçlarla doğrarsan son çeyrek yüzyıldır gördüğün yerde, 28 Şubat duvarının betonunda boğarsan demokratik seçimlerle iş başına gelmiş iktidarları; böyle kendini Amerikalarda milyonlarca yeşil dolarlar, işadamları, profesörler, generaller arasında saklayan zararlı tırtıllar, bahçeleri basar, bağları tarumar eder, gencecik fidanları devirir azgın hırslarından.

Sadece eşlerinin başları örtülü olduğu için, çocuklarına dua öğrettiği için, namaz kıldıkları için dindar subayları ordudan atarken memnun oluyordun tabii artık insanlar gözleri ile ima ederek namazlarını kılıyorlar eşlerinin başları da açıktı, korkmana gerek yoktu etrafını hakiki dindarlardan temizlemiştin, göz zevkini bir daha sonsuza kadar bozamayacaklardı.

Oysa ateşle oynamıştın öyle homongoloslar kurgulamıştın ki; robota dönüştürdüğün insanlar, din diye denizde bulduklarına sarılmışlardı. Robotlar öylesine kendilerinden geçmişlerdi ki doğaüstü güçleri, büyüleri, cinleri kullanan Karun’un her dediğini yapıyor, çoluğunun çocuğunun tek geliri olan oturduğu evini bile satıp Karun’un hesabına yatırıyor, ağzını sildiği peçeteyi yiyecek kadar, kesilen tırnaklarını, saçlarını, çamaşırlarını saklayacak kadar, örgütün dışındaki herkesi düşman görecek kadar ona ruhanilik biçmekten çekinmiyorlardı.

Şu anda bizler sizden daha çok şaşkınız, koskoca generaller, profesörler, sporcular, iş adamları nasıl ağzına bakıp da bir vaizin; ülkelerini işgal edecek kadar, halkının üzerine kurşunlar yağdıracak kadar, tanklarla ikiye biçtiği fidanların, başlarını köprüde yuvarladığı kadınların, sönen ocakların ülkesine ettiğiniz kötülüğün farkında mısınız?

Her olguyu yasaklayan o kaba saba, o katı, kalın kafalarınız, geri kalmışlığınız olmasa idi; her şey çok daha güzel, özgür ve özdeş olabilirdi bu ülkede.

İnsanca yaşamaya her seferinde, bu kadar hasret kalmayabilirdik.