Dünyamız küreselleşirken iletişim ağının yaygınlaştığı
hemen her şeyin ayan beyan olduğu bir zamanda bulunuyoruz. Dünyanın bir
ucundaki bir bilgiyi ellerinde bulunduranlar istedikleri an ve zamanda hemen
gün yüzüne çıkarıyorlar. Kimilerini hasıraltı ediyorlar ve kimilerini de
çarpıtarak ortaya döküyorlar.
Kullanılan aletler bireyler açısından pek de güvenli
değil. Bilgisayarlar, telefonlar ipodlar ne varsa bir anda başkası için bir
bilgi alanı olabiliyor. Yönetim erkini elinde bulunduranlar bir anda sizin en
mahreminize girebiliyorlar. Bunun içindir ki artık hiçbir şey güvende değil.
İnsan teki kendisini her an, mahrem anlarında dahi kontrol altında tutmak
zorunda.
Müslümanlar özel hayatlarında bile ölçülüdürler. Bu, en
mahrem anları için bile geçerli. Çünkü attıkları her adımın hesabını verme
bilincindedirler.
Müslümanlar bu bilinci nasıl edindiler ve nasıl bir hayat
tarzını benimsediler bunun kökenlerini bilmek gerekiyor. Sevgili Peygamberimiz
ile Hz. Ebû Bekir bir sofrada bulunuyorlarken Zilzal Suresi iniyor. Sevgili
Efendimiz gelen ayetleri Hz. Ebû Bekir e okuyor. Son iki ayet okununca Hz. Ebû
Bekir in boğazında lokmalar düğümleniyor ağlayarak kalkıyor. Bunun üzerine
Sevgili Efendimiz: Ne oldu Ebû Bekir diye sorunca:
Görmüyor musun, bir zerre miktarı işlenen günahların ve
suçların bile hesabının verileceği söyleniyor. Biz bunu nasıl kaldırabiliriz
Allah iyiliğini
versin Ebû Bekir. Sen hiç hastalanmıyor musun, ağrı çekmiyor musun, acı içinde
olmuyor musun
Oluyorum.
İnanan insanlar için bunlar işledikleri günahları için
bir kefarettir. İman etmeyenler için bunların hepsinin hesabı sorulacak. Hz.
Ebû Bekir bununla rahatlıyor mu, bir bakıma evet, ama bir bakıma da hayır.
Çünkü yapılan her hatanın, işlenen her suçun hesabının verileceği
bilincindedir. Kaldı ki cennet ile müjdelenen bu kutlu insanlar hiçbir zaman
rahat değildirler. Sorumluluklarında bulunan her duruma o kadar özen
gösteriyorlar ki.
Zerre, güneş huzmelerinin sızdığı bir loşlukta ışıkta
titreşen en küçük şeylerdir, tozlardır, gözle görülebilen nesnelerdir. Bu kadar
küçük şeylerin bile hesabının sorulacağı bilinci Müslümanlar için önemli bir
göstergedir.
Müslümanlar birbirlerinin kusurlarını, günahlarını
deşifre etmezler ortaya saçıp dökmezler hatta üzerlerini örterler. Kötülüklere
neden olabilecek durumları mümkün olduğunca giderirler. Hz. Ömer halifeliği
sırasında Müslümanların birinin evinde içki içildiği, bir kadının şarkı
söyleyerek eğlendikleri haberi gelir. O da bunun üzerine âdeta baskın yapar eve
girer, olanları gözleriyle görür. Sahabeden olan bu kişi çok mahcup olur,
üzülür ama Hz. Ömer i izinsiz evine giriyor diye uyarır. Hz. Ömer bunun
pişmanlığıyla döner, durumdan hiç kimseye bahsetmez. Söz konusu sahabe de
mescitte gözden ırak bir yerde durur, göze görünmemeye gayret eder. Halife onu
görür, yanına çağırır. Yanına geldiğinde, kulağına: Seninle ilgili hiç kimseye
bir şey söylemedim der. O da: Ben o andan itibaren tövbe ettim. Artık ağzıma
dirhem içki almadım.
Böyle bir dünyadan günümüz dünyasına gelindiğinde
Müslüman olan tarafların birbirileriyle zıtlaşmaları sonucu, teknolojinin
olanakları da kullanılarak yatak odalarına kadar girilmesi durumlarının saçılıp
dökülmesi Müslümanlar açısından vahim bir durum. Demek ki düşünce özünden uzaklaşılıyor.
Üstelik bu, onların inceliklerini alıp götürmeye neden. Böyle bir durumda
Müslüman duyarlığından söz edilemez. Karşılıklı intikam duygusu gözleri
karartıyor ve saldırganlaştırıyor. Önü alınamayacak uçurumlara sürüklüyor.
Bu dönem nasıl atlatılır,işin içinden nasıl çıkılır ve bu kirliliklere nasıl bulaşılmaz ve sakınılır
Müslümanları birleştirme bir araya getirme çabası içinde olmak. Karınca
örneğinde olduğu gibi yangını söndürmeye bir damlacık da olsa su taşıma
bilincinde olmak en iyisi.