Sözünü devletlülerden esirgemeyen Prof. Dr. Osman Altuğ hocamız, Türkiye’nin ekonomisi için, “Borsa, faiz, döviz. Üçkâğıt ekonomisi” tespitinde bulunur. Ekonomi elbette rakamlar bilimidir. Ama rakamsal parametreler ne kadar yerinde olursa olsun, ekonominin psikolojik bir boyutu vardır. Eğer tüketicinin para harcamasını sağlayamazsınız, üretici de, sanayici de, işadamları da ürettiklerinin karşılığını bulamazlar. Millet, içine kapanırsa, AVM’leri doldurmazsa ve cebine akrep girerse, ekonomik parametreleri ne kadar cilalarsanız cilalayın, gün gelir şakşakladığınız her şeyin bütün foyası ortaya çıkar.
DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde önüne atılan yazar kasa, esnafın artık işin içinden çıkamadığını, siftahsız dükkân kapattığını, ayakta bile zor durduklarını ortaya koyan bir eylemdi. Yine Bülent Ecevit ile dönemin Cumhurbaşkanı arasında yaşanan Anayasa Kitapçığı fırlatma eylemi de, memleket ekonomisinin bir gecede dibe vurmasının nedeni olmuştu.
Bendeniz gazetemizin reklâm servisine bağlı olarak ilaveler editörlüğü görevini yürütmekteyim. Her ilavede onlarca işadamıyla, işverenle, firmayla görüşüyorum. Şu ana kadar işlerinin çok düzgün gittiğini, sene başında koydukları büyüme hedefine ulaşabildiklerini söyleyen bir firma sahibi olmadı.
Üreten bir ekonomi yapımız yok bizim. Hükümetin yatırım politikası da, ekonomi politikası da elimizdeki mevcut üretim noktalarını elden çıkarmak üzere kurgulanmış durumda.
Bunu Milli Görüş saflarındayken, hatipliği çok iyi olan bir ağabeyimiz şöyle gündeme getiriyordu. Milli Görüş iktidarda değilken, hükümetler bir şey lazım olduğunda “Alalım” diyorlardı. Milli Görüş iktidar ortağı olduğu dönemde bile devlete bir şey lazım geldiğinde, “Yapalım” zihniyeti ortaya çıktı. Bugünkü AK Parti hükümetinde ise ekonomi politiğini yönlendiren anlayış şu; “Satalım”.
Devletin elinde olan, üretimden gelen gücünü kullanan fabrikaları sata sata bitiremediler, stratejik Türk Telekom’u bile özelleştirdiler. Devlet üretimden çıkarsa, elbette işsizlik rakamları da yüzde 11.8 mesabesine ulaşır. İşsiz insan hayal kuramaz, işsiz insan geleceğini kurgulayamaz, işsiz insan içine kapanır, bireysel olarak yapması gerekenleri bile yerine getiremez.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, işsizler ordusunun azalması ve herkese iş bulunabilmesi için her yıl milyonlarca dolarlık yatırımlar yapılması gerektiğini söylüyor.
Karamollaoğlu’nun Türkiye’nin hormonlu büyümesi için yaptığı çok güzel bir değerlendirme daha var. “Lahana Ekonomisi”…
Yol yapıyorlar, havalimanı yapıyorlar, Marmaray yapıyorlar, Avrasya Tüneli yapıyorlar. Ama bütün bu yatırımlar memleketin Doğu’su, Güneydoğu’su için hiçbir anlam ifade etmiyor. Doğu’da Güneydoğu’da insanlar işsizlikten batı illerine göçüyorlar. Şehirler boşalıyor. Yarın bir gün ulusal güvenlik meselesi ortaya çıktığında, bu illeri kim koruyacak? Şehirleri koruyan güvenlik güçleri değil, o şehirde yaşayan, o şehirle illiyet kuran, o şehrin sokaklarında caddelerinde gezinen, şehri sahiplenen insanlardır.
KOBİ’lere destek diyerek 50 bin liralık kredi verdiler. Günlerce bu krediyi çekerek ayağa kalkmayı düşleyen KOBİ’lerin sıralarda birbirlerini ezdikleri, izdiham görüntüleri seyrettik.
Türkiye ekonomisi sözde büyüyor. Kişi başına düşen milli gelir sözde artıyor. Ama refahın tabana yayılması bağlamında hükümetin aldığı hiçbir tedbir yok.
Ne diyordu Üstad, “Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul / Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul / Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa / Yaşasın kefenimin kefili karaborsa”.