Bismillâhirrahmânirrahîm!
YAZILARIMI takip edenler bilirler. Zaruret olmadıkça ekonomik yorumlara girmiyorum. Fakat, Hükûmet’in ekonomi politikasının sonuçları hepimizi etkilediği için, yanlışlık insanın gözünün içine kadar giriyor. Bu farkı görmek için “ekonomi uzmanı” olmanız gerekmiyor. Özellikle KKM uygulamasının sonucu iktidar tarafından açıklanınca; uzmanlar, siyasi partiler, halk tepkilerini ortaya koydular.
1 Ocak 2005 tarihinden itibaren TL’den 6 sıfır atılmıştı. Dolar 1,6 liraydı. Hükûmet bu uygulamaya o kadar güveniyordu ki, 1 lira = 1 dolar yapacakları vaadinde bulundular. Caddelerden, şehirler arası yollara kadar, “Liradan 6 sıfır attık; nereden nereye!” levhaları görmeye başladık. İktidar 1 kuruşluğu bile tedavüle koymuştu. Fakat, tedavül ömrü kısa sürdü. Şimdi en küçük madeni paranın 5 lira olmasına doğru gidiyoruz. 1 kuruşluklar tedavülde kalsaydı; 5 lira, 500 adet 1 kuruşluk yapıyordu.
Türkiye, düşük faiz nedeniyle, dövize yönelişi önlemek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesabı uygulaması başlattı. Dövizin yükselişinden kaynaklanan kaybı devlet ödeyecekti. Bu uygulamayı gözleri ışıl ışıl bir bakan başlatmıştı. “Gözlerinizi kapayın, açın; her şey düzelecek” diyordu. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Plan ve Bütçe Komisyonunda açıkladı: “KKM kaynaklı devletin zararı 833 milyar liradır.”
Vatandaş olarak, gözümüzü açtık, kapattık; bize faturasının 833 milyar lira olduğunu gördük. “Nass var” diyerek faydası(!) öve öve bitirilemeyen KKM uygulamasının yol açtığı acı faturayı görüyor musunuz?
BÜTÇE DENK DEĞİL
ERBAKAN Hükûmeti döneminde ekonomi yönetimine getirilen Prof. Dr. Osman Altuğ; Hükûmet ekonomiyi değil, zararı yönetiyor; bütçe denk değil; gelirler giderleri karşılamıyor, diyerek şu açıklamayı yaptı: “Türkiye ithalât ülkesi haline geldi. Ürettiğinden fazla tüketirsen enflâsyon yükselir. Enflâsyon düşecek, ithalâtımız gelişiyor, aldatmacılığı sebebiyle; zararı göremiyoruz. MB rekorlar kırdı. Devamlı para basıyor. Türkiye’de kayıt dışı ekonomi var.” (Millî Gazete, 9.6.2024)
Bir şeyin reklâmının çok yapılması, o işin başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. KKM’nin içeriğine bakmak gerekirdi. Devlet kasasından faiz garantisi, hiç de hoş bir görünüm değildi. Fakirden zengine servet transferi âhir zaman alâmeti miydi? KKM, haksız kazanca teşvik ettiği için, ehil hocalar caiz olmadığı konusunda halkı uyardı. Birilerine yaranmak için cevaz veren sözde hocaların Türkiye’ye verdiği zarar ortadadır.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nde (ESAM) yaptığı konuşmada, Millî Görüş’ün “Önce ahlâk ve maneviyat” esasını benimsediğini; ahlâkî ve manevi değerleri ihyâ etmeden, bir ülkede ciddi bir kalkınmadan söz edilemeyeceğini; adalet olmadan barışın sağlanamayacağını belirterek, israfı, yolsuzluğu önlemek için düşündükleri çözümleri şöyle açıkladı:
“Birilerinin sarayda oturmasına, devlet dairelerinde israf yapılmasına izin vermeyiz. Buralardaki israfı kaldırıp, o paraları, çalıştığı halde karnını doyuramayan vatandaşlarımıza destek için harcarız.” (ESAM Konuşması, Ankara, 5.6.2024)
GÜÇLÜ TÜRKİYE
TÜRKİYE yüksek borçla, faizle, enflâsyonla nereye gider? Dünyadaki hareketliliği görüyoruz. 3. Dünya Savaşı konuşuluyor. Türkiye’nin “çok güçlü” olması gerekiyor. AKP iktidarları, özellikle ekonomimize çözüm getiremedi. Ekonominin israf, yolsuzluk, rüşvet gibi kara delikleri vardı. AKP doları 1,41 liradan aldı; bugün 32,34 lira noktasına getirdi. Paramız son 22 yılda, 22 kat değer kaybetti. Savaşın içindeki ülkelerde bile bu kadar yüksek değer kaybı yok.
Hükûmet, “Kamuda Tasarruf Paketi” genelgesi yayınladı. Bu güzel bir karardı. Enflâsyon, Türkiye’nin “millî meselesi” haline geldi. 85 milyonluk Türkiye olarak, hepimiz buna uymalıydık. Bir İslâm ülkesinde günde 7 milyon ekmek israf edilmesi bir faciaydı. İktidar tasarrufa öncülük etmeliydi. Saraylardaki israfa son verilmeli, millet bahçeleri yapımı durdurulmalıydı. Kamuda sınırsız harcamaya alışmış bürokrat ve kadroların tasarruf genelgesine ayak uyduramadıkları konuşuluyordu.
Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir, TBMM Grup Toplantısı’nda, yüksek enflâsyonun halk üzerindeki etkisine dikkat çekti: “7 asgari ücretli, bütün maaşlarını ortaya koysalar bile, bir büyük baş kurbanlık alamıyor. 10 bin lira maaş alan emekli ne yapsın? Milleti kurban kesemez duruma getiren politikaya yazıklar olsun!” (5.6.2024)
Sayın Tekir, “Çarşıda yükselttiğiniz enflâsyonu, masada düşürmeye çalışmak marifet değildir” diyerek, iktidara sordu: “Milletimiz yaşayıp gördüğüne mi inansın; yoksa sizin algı politikalarınıza mı?” Tasarrufa uymak hepimizin millî görevidir.