Bir buçuk asır evvel Filistin topraklarında bilindik Yahudi sorunu yoktur. Yahudi’nin esamisi okunur, ancak tüm dünyada tanımlanmış birer sorun olarak tebarüz eden Yahudi toplulukları, henüz vaat edilmiş topraklar, iki nehir arası kutsallığı, anavatan masallarıyla propaganda yürütecek kıvama erişmemiş olmalıdır. Yahudi genel olarak yaşadığı, yaşatıldığı, esirgendiği, kayırıldığı toplumlarda sorun çıkarır ve oranın başlıca sorunu olmayı başarır. Üstelik yaşadıkları toplumlara kendini ayrı, ayrıcalıklı, ayrılıkçı, üstün hatta transandantal bir unsur olarak tanıtmasına ve onun bu tavrına göz yumulmasına rağmen hemen her toplumu itina ile ifsat edebilme istidadına sahipmiş gibi görünür. İşte bu ifsat çalışmaları, ondokuzuncu yüzyılda hâlâ Osmanlı egemenliğinde bulunan Filistin topraklarına ulaşır.
Siyonizm’in oluşumu ve resmen kuruluşuyla kanlı, hırslı, pervasız bir ideolojiye dönüşen ifsat çalışmaları, uzun ve yoğun uğraşlardan, plan, programlardan sonra hedef olarak gözüne Filistin topraklarını kestirir. Henüz yerleşime açılmış Kuzey Amerika topraklarının atıl alanları, Rusya’nın kuzeyine doğru uzanan bölgede Yahudi’ye tahsis edebileceği mekânlar, Güney Amerika’da uygun olabilecek yerler incelendikten sonra Filistin topraklarının yerleşmek, hak talep etmek ve fasit etmek için en uygun mesken olduğuna karar verilir. Bu yer belirleme işi bitince çoktan hazırlanmış planın aşamalarına geçilir ve kadim Filistin topraklarında satın alınan meskenlere yahut iskâna uygun mekânlara Yahudi aileler yerleştirilir. Bir yandan da canla başla uğraşıp mezkur topraklarla ilgili Yahudi’ye mahsus bir tarih uydurulur. Öncesinde Filistin topraklarında bir azınlık olarak Yahudi aileler bulunmaktadır. Tek tük görünen ve etkin bir etnik grup olarak bilinmeyen Yahudi unsur, bir yandan hızla çoğalır; bir yandan da mukim olanlarının sayısı abartılarak reklam edilir. Nitekim bugün dahi oradaki işgalcilerin, gaspçı yerleşimcilerin kalabalık görünme derdi devam eder. Ancak bu uğraşı pek de olumlu sonuç vermez. Bir buçuk asrı aşan zamanda, dünyanın dört bir yanından bin türlü vaatle Filistin topraklarına taşınan, icabında çifte vatandaşlık verilen muhtelif ırklardan ve renklerden Yahudi sayısı Filistin’in Arap yahut Filistinlilerden oluşan yerli halkına oranlanamaz. Şimdiki halde tamamı İsrail vatandaşı sayılan ama orada da yaşamayan dokuz buçuk milyonluk bir Yahudi nüfustan söz edilir. Bilinçli ve kasıtlı şekilde Filistin nüfusunun da o kadar olduğu vurgulanır. Güya Filistin halkının altı milyonu "yeşil hat" diye adlandırılan bölgede, bir milyonu Gazze'de, bir milyon beş yüz bini Batı Şeria bölgesinde yaşamaktadır. Ortalama nüfus artış hızı da %3,7 diye söylenir. (Her yerde karşılaşılabilen 2022 senesine ait bu resmi rakamlar, herhalde propaganda kompetanı Yahudi’den edinilmiş olmalıdır. Zira Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs yahut İsrail işgali altındaki diğer bölgelerde Arap nüfusunu kimin, ne zaman ve nasıl saydığı meçhuldür. Bu bölgelerde, tıpkı çevre ülkelerdeki mülteci kamplarında ya da kamp dışı mültecilerde, hatta mülteci sayılmayanlarda olduğu gibi nüfus değişiklik gösterir.) Yurtlarından sürülen, çevre ülkelerdeki mülteci kamplarından taşan, dünyanın her yerine yayılan Filistinlilerden bir haber yoktur. Çoğuna yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığı verilmez ve Yahudi, kadim vatansızlığını ısrarla Filistin dışına itilen Filistinlere izafe etmek ister. Hâlihazırda Filistin topraklarında yaşayanları da katletmek suretiyle eritip bitireceğini zanneder. Tamamıyla dışarıdan getirilip yerleştirilmiş Yahudi, böylece mekânın sahibi sayılmış; toplama ırkını ve geçmişin kalıntılarından uydurduğu tarihini berkitmiş, yaşadığı her toplumu bin bir ihanetle tezikkin ettiği gibi Filistin halkını da yerinden yurdundan etmek suretiyle atasından tevarüs eden tıynetini, özelliğini, ahlakını yansıtmış olur.
Bu topraklar için özellikle Yahudi himayesinde abat olanların ve Yahudi selametini dert edinenlerin çokça sözünü ettiği gibi bir 1967 sınırı yoktur. Savaş vardır ve o savaş sağlam surlarıyla, Yahudi halkın kenetlenişi ve acımasızlığıyla Hayber’i ansıtır. Dünyanın hemen her ülkesinde insanlar Yahudi pervasızlığını telin ederken, Müslümanlar herhalde ekmeğinin derdindedir ve yerleşimcilerin vaveylasını aralarında iyi insanların da olabileceğine yorar. Hem de evladını çocuk öldürsün diye Gazze’ye gönderenlerin İsrail hükümetine karşı protestosunu zulme karşı durmak zanneder. Hâlbuki Filistin topraklarına göçüp yerleşmenin yegâne şartı Siyonizm ilke ve inkılâplarına iman etmektir. Liberal, radikal, seküler, hatta dinsiz her Yahudi, ancak bu şartla İsrail vatandaşı sayılır. Şu hâlde İsrail vatandaşı sayılan her Yahudi, Hayber surlarıyla korunur. Akıbetleri de pek sevdikleri atalarına benzemelidir.