aylardır üzerinde ısrarla durduğumuz büyük karmaşanın tam da ortasındayız. Gerilimi tırmandıran, olayları hızlandıran kukla çıkarcılar bu karmaşada söz sahibi gibi. Emperyalizmin yapamadıklarını onlar adına biz yapıyoruz. Olaylar sinsi gelişti. Kimse bunun farkında değil gibi davrandı. Ya sessiz kalındı, görmezlik ve duymazlıktan gelindi. Tabiî bunlar gelişen tehlikeleri engellemiyor.

Yaşanmakta olanlar geçmişte de yaşandı. Bu millet parçalara bölündü, kurtarılan mahalleler ve kentler oldu. Binleri bulan insan öldü. Ölen binlerin acılarını sadece aileleri yaşadı ve hâlâ yaşanıyor. Şimdi benzer olaylar yaşanıyor. Olaylar tam da geçmişin birer kopyası.

Bölgede devlet geleneği olan, millet bilincini yaşayan bir iki ülke kaldı. Bunlardan biri Türkiye. Türkiye Selçuklulardan beri büyük deneyimler geçirmiş, birçok tatsızlığı bile göze almış. Kabile ve kavim ya da aşiretlere bölünmenin milletin başına neler getirdiği biliniyor. Selçukilerin, Endülüs’ün dağılış ve yıkılışının tek nedeni bu. Osmanlılar geçmişin deneyimlerini iyi özümsedi. Devlet-i Aliye’nin, yani yüce devletin bekası ve kalıcılığı için parçalanmanın önüne geçmek adına kardeş katline bile fetva çıkardı. Bu, kişilerin hırslarının ötesinde bir durumdu. Bir insan için en ağır olanı kardeşinin ve hatta oğlunun katline rıza göstermesidir. Elbette biz bunları anlatırken yaşananları onaylıyor değiliz.

İslâm milletine mensubuz. Büyük bir birikimimiz ve gücümüz var, bu kadar dağılmışlığımıza rağmen. Millet olma bilinci bizi yeniden bir araya getirme gücüne sahip. Kavimlere, partilere, kliklere bölünmüş olsak bile ortak değerlerimiz var ve hala bunlar gücünü koruyor.

Emperyalizm ayrıntılarda gezinir. Tıpkı şeytan gibi. İnsanların zaaflarını kollar. Bu hemen her insanda var. Ancak kendini kollayabilen, denetleyebilen, bilinçle var olanlar sakınabilirler.

Büyük bir yangının tam da içinde bulunuyoruz. Yangını körükleyen çıkarcılar bunu kimin adına yapıyorlar, bunun sonucunda kim kârlı çıkar Türkiye bu yaşananlardan sonra ne kazanır, ne kaybeder

Siyasîler daha çok partilerinin çıkarını düşünür. Olaylardan kendilerine nasıl bir kazanç devşirir ona bakar. Kürtler ötelenmiş âdeta emperyalizmin kuklası olan bir örgüte teslim edilmiş oluyor, umurlarında değil. Benzer durum karşıtları için de geçerlidir.

Bu aralar pozitivizmin masonlar aracılığıyla Osmanlı Devleti’ne, Müslümanlara nasıl getirildiği üzerine eserler okuyorum. Bir mason olan Ernest Renan felsefesinin Osmanlı aydınlarına nasıl benimsetildiğini ve onların da bunu nasıl içselleştirdiklerini görüyoruz. O gün bugündür ırkçı felsefenin ruhumuza dadandığı ve bizi nasıl kemirdiği, getirdiği sonuçlar bakımından dikkate değer.

Kime hizmet ediyoruz. Biz Irak, Suriye, Libya, Yemen olma yolunda mıyız Olmamız için birçok neden bulunuyor ne yazık ki. İnsan her şeyden önce hırsının kurbanıdır. Kalp aklının devre dışı kalmasıdır. Kuru akıl ile çıkarcılık buluşunca felaketler kaçınılmaz olur. O zaman kavim duygusu, para, makam ve çıkar hırsı ağır basar. Nefs sadece kendini düşünür. İster bunu birey, ister kurum, ister parti olarak ele alalım, sonuç değişmiyor.

Diyarbakır’ın, Urfa’nın, Mardin’in, Şam ve Halep gibi bir duruma düşeceğini düşünün Nasıl olur demeyin. İnsanların duygu dalgalarına kapılması hiç de zor değil. Küçük bir kıvılcım, bir slogan kitleleri sokağa döker. Sosyal medya denen belâ yangını alabildiğine körükler.

Bir iç savaşın yıkımı çok çok büyük olur. Bu millet belini kolay kolay doğrultamaz.

Yüksek sesle haykıralım biz İslâm milletindeniz, kardeşiz, köle değiliz, biz kendi nefisimiz için istemediğimizi başkası için istemeyiz. Biz insanız, biz Müslüman’ız, biz tek bir milletiz.