Bu mitingin organizasyonu, dili ve sahne düzeni ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu bir Gazze mitingi mi, yoksa belirli bir siyasi gelecek için hazırlanmış bir vitrin mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı meselesi artık sadece iç hukuk tartışması değildir.
ABD Başkanı Trump’ın açık ifadesi ortadadır:
“Sonuna kadar Erdoğan’ı destekliyorum.”
Bu söz, sıradan bir diplomatik nezaket değildir.
Bu söz, Türkiye iç siyasetine dışarıdan verilmiş açık bir meşruiyet mesajıdır.
Ancak mesele burada bitmiyor.
Peki ya Cumhurbaşkanı Erdoğan aday olamazsa?
Erken seçim olmazsa ya da anayasa değişikliği yapılmadan yeniden adaylık hukuken mümkün olmazsa?
İşte tam bu noktada başka bir ihtimal devreye giriyor.
Cumhurbaşkanlığı sonrası siyasal denge, İstanbul gibi stratejik bir şehir ve yeni bir siyasi figürün “toplumsal kabul fotoğrafı”…
Bu ihtimal görmezden gelinemez.
Her hâlükârda İstanbul için bir hazırlık yapıldığı izlenimi güçlüdür.
Gazze mitinginin bu denli tek merkezli, tek figürlü ve tek dilli sunulması, Bilal Erdoğan’ın siyasal vitrine çıkarılmasına yönelik bir PR çalışması yürütüldüğü şüphesini güçlendirmektedir.
Babası Cumhurbaşkanı adayı olsa da, olamasa da; Bilal Erdoğan için İstanbul Büyükşehir Belediyesi yolunda bir hat döşenip döşenmediği sorusu artık meşrudur.
Ve bu soruyu doğuran şey, bizzat bu mitingin kendisidir.
⸻
Gazze için meydanlar doldu.
Sloganlar atıldı, pankartlar açıldı, duygular kabardı.
Fotoğraflar etkileyiciydi, manşetler gürdü.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Bu miting neyin mitingiydi?
Gazze’nin mi, yoksa Gazze üzerinden yürütülen bir siyasal vitrin çalışmasının mı?
Bir yanda “Gazze özgür olana kadar” deniyor, diğer yanda İsrail’le ticaret verileri sözde resmî ağızlardan yalanlanıyor; ama özde ticaret aynen devam ediyor.
Bir yanda “susmayacağız” sloganları atılıyor, diğer yanda susulması gereken yerde susuluyor; konuşulması gereken yerde ise icraat yerine sadece bağırılıyor.
İşte bu tablo, ister istemez şu soruyu dayatıyor:
Bu miting bir vicdan çağrısı mıydı, yoksa vicdanın üzerine kurulmuş bir PR organizasyonu mu?
⸻
Aynı günlerde “İsrailli gelsin, Türkler gidemesin” manşeti atıldı.
Bu bir yorum değil, çıplak bir devlet pratiğinin itirafıdır.
İsrail vatandaşı Türkiye’ye vizesiz girebiliyor.
Türk vatandaşı ise İsrail’e giderken vizeye tabi tutuluyor.
Soru basittir:
Hiç mi gücünüz yetmiyor İsrail vatandaşlarına vize koymaya?
Yoksa bu gücü kullanamadığınız için mi miting yapıyorsunuz?
Bir dönem yüksek sesle “İsrail’le ticaret sıfırlandı” denildi.
Oysa ticaretin devam ettiği biline biline, manşetler atıldı;
itiraz edenler yalanlandı, “ticaret koca bir yalan” denilerek gerçekler örtülmeye çalışıldı.
Ama gerçek değişmedi: Ticaret bitmedi, sadece inkâr edildi.
Daha da çarpıcı olan şudur:
Türkiye, İsrail’le ilişkileri kestiğini iddia etti ama İsrail’deki Büyükelçisi’ni bile çekemedi.
Bu nasıl bir kopuştur?
Bu nasıl bir yaptırımdır?
Bu nasıl bir Gazze hassasiyetidir?
Burada artık bir siyasi görüş ayrılığı yoktur.
Burada söz ile eylem arasındaki derin uçurum vardır.
⸻
En temel ilke bellidir:
İktidar miting yapmaz. İktidar icraat yapar.
Eğer gerçekten elinizde güç varsa; İsrail’le ticareti fiilen ve tamamen durdurursunuz, limanları kapatırsınız, büyükelçileri çekersiniz, İsrail vatandaşlarına vize uygularsınız.
Ama bunların hiçbiri yapılmıyorsa, buna karşılık meydanlar dolduruluyorsa, bu bir iktidar mitingi değildir.
Bu, iktidarın yapamadıklarını sloganla örtme mitingidir.
⸻
Gazze kutsaldır.
Gazze pazarlık konusu değildir.
Gazze, miting dekoru hiç değildir.
Eğer gerçekten Gazze için yürünüyor olsaydı; ticaret gerçekten sıfırlanırdı, limanlar kapanırdı, büyükelçiler çekilirdi.
Ama bunlar yapılmadı. Bunun yerine, yapılmayanların üzeri yüksek sesli sloganlarla örtüldü.
Son söz şudur:
Sorun artık Gazze değildir.
Sorun, Gazze adına konuşulup Gazze için bedel ödenmemesidir.
Gazze’ye en büyük zarar, onu gerçekten savunamayanların onu sürekli savunuyormuş gibi yapmasıyla verilir.
Gazze susmaz.
Ama Gazze adına konuşanların, artık slogan değil icraatla konuşması gerekir.

