Bosna’daki soykırım, Batı toplumunun 21. Yüzyıla girerken insanlığın alnına sürdüğü kara bir lekedir. Bu lekenin kökleri 1389 Kosova’ya kadar gider. Bu savaş Balkan coğrafyasındaki Müslümanlara karşı oluşan intikam, kin ve nefret duygularının varoluş sebeplerinin başında gelir. Avrupa coğrafyasında Müslüman bir toplumun varlığı onlar için asıl sorundur. Onlara göre bu mutlaka engellenmeli ve Avrupa Müslümanlardan temizlenmelidir. Bosna’nın başına gelenlerin gerekçesi kabaca budur. Bunun dışında yapılacak yorumlar bahsi diğerdir.

Hatırlarsınız Papa 15 Temmuz sonrası “Türkiye’de ne olduğundan emin değilim” diye açıklama yapmıştı. Aynı Papa Ermenistan ziyaretinde “Yüzyılın ilk soykırımı Ermenilere yapılandır” demişti.

Yani 15 Temmuz’da ne olduğundan emin olmayanlar, Bosna’daki soykırıma karşı sessiz kalanlar, yüzyıl önceki olaylar için bugün olmuş gibi, rahatlıkla yorum yapıp soykırım diyebildiler.

Günümüzde Bosna Hersek’in 5 milyona yakın nüfusu var. Yarıdan fazlasını Boşnaklar oluşturuyor. Diğer yarısı ise çoğunluğu Sırplar olmak üzere Sırp ve Hırvatlardan müteşekkil.

Bu üç etnik kimliğin yaşadığı ülkede mevcut siyasi yapıyı 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Anlaşması belirledi. Bu anlaşma Bosna Hersek içinde federasyonları, kantonları ve bunların kendi içlerinde hükümet ve parlamentolarına izin veren karmaşık ve bir o kadar da sürdürülmesi zor mekanizmaların oluşmasına sebep oldu. Devlet Başkanlığının Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasında sekiz aylık rotasyonlarla belirlendiği anlamsız bir usul ortaya konuldu.

Bugün Bosna hâlâ bıçak sırtında. Bosnalı Sırplar kendi cumhuriyetlerini referandumla Bosna’dan ayırmayı ve Sırbistan’a bağlamayı hedefliyorlar. İlk denemeyi geçen yıl yaptılar. Ancak baskı ve itirazlar sonucu başarılı olamadılar. Bugün aynı iddialarını devam ettiriyorlar.

Siyasi sorunların yanında, buna bağlı olarak ekonomik problemler de başlı başına ülkenin kendi ayakları üzerinde durmasının önündeki en büyük engel. Ekonomi resmen can çekişiyor. İşsizlik yüzde 30’ların üzerinde! Kişi başına düşen gelir 4700 USD ile Arnavutluk’tan sonra Avrupa’nın en düşük seviyesinde. Böylesine siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşan Bosna Hersek’in üyelik başvurusu AB tarafından kabul edildi. Kimileri bunu İngiltere’nin Brexit kararı sonrası AB’nin bu karardan etkilenmediğini göstermek için yaptığını söylüyor. Kimileri de Avrupa’nın yanı başında Sırpların referandum girişimiyle yeni çatışma alanlarını engellemek için olduğunu düşünüyor. Üyeliğe kabul sürecinin çok uzun sürmesi beklenmese de sancılı olacağına şüphe yok. Özellikle Rusya’nın bu karara nasıl bir tepki vereceği bundan sonraki yol haritasında önemli bir etken olarak duruyor.

Hem savaş sırasında hem de savaş sonrası Türkiye Bosna ile yakından ilgilenmişti, ilgilenmeye de devam ediyor. Birçok STK Bosna’da özel çalışmalar yapıyor. Türk vatandaşları ülkeye vizesiz girebiliyor. Üyelik durumunda Türkiye-Bosna Hersek ilişkileri nasıl bir seyir izleyecek bu önemli bir soru olarak ortada. AB üyeliği ile Türkiye-Bosna Hersek ilişkilerinin olumsuz etkilenmemesi mümkün görünmüyor. Saraybosna ile İstanbul, Brüksel üzerinden görüşmek zorunda kalırsa, bu iletişim ne kadar sağlıklı olur takdir sizlerin.

Bosna’da bugünlerde Dayton Anlaşması’nın 20 yıldır biriktirdiği sorunların AB üyeliği ile aşılacağına dair bir algı özellikle pompalanıyor. Yapısal zorlukların AB’ye üyelik sürecindeki reformlarla çözüme kavuşacağına dair bir inanış var. Boşnaklar da bu kervana katılmış durumda. Yani dün için savaş ölümdü, Dayton sıtma. Boşnaklar da tercihlerini sıtmadan yana kullanmışlardı. Aradan şu kadar zaman geçti, tam da Dayton kangrene dönüşmek üzereyken, Bosna Hersek’i yeni bir oyalama taktiği ile karşı karşıya bıraktılar. O da AB’ye üyelik. Bakalım bu tartışmalar kaç yıl sürecek?