Sıradan yaşayıp sıra dışı sonuçlar bekleyen ne çok insan var ülkemizde. Sırayı bozmayalım emrine uyup da sıra dışı işler yapan insanlar var mı, yok. Cebini doldurduktan sonra kanaatkâr olmaktan bahsedenlerin sosyal adalet duygusu olabilir mi, olamaz. Kebabını midesine indirdikten sonra insanların ne kadar israf ettiklerini konuşanlara şahit olduk/oluyoruz. Yerini beğenmemekten bahsedenlerin kendi yerlerini beğenmediklerini biliyoruz. Yerine razı olmaktan bahsedenlerin kendi yerine razı olmadıklarına defalarca şahit olduk. Dolgun maaş alıp dolgun maaş almayanları insan yerine koymayanlar insanlıktan bahsediyorlar ya ülkemizde, gerisini varın siz hesap edin. Sıradan insanlar paraya ve makama tapan insanlardır. İnternet dünyasını yani sanal dünyayı gerçek dünya sanan insanlardır. Sürekli telefonla görüştüğü, yüz yüze görüşmediği kişilerle yüz yüze görüştüğünü sanan insanlar. Herhangi bir mağduriyeti olmadığı halde kendisini mağdur göstermeye çalışanlar. Zulmettikleri halde zulüm ve merhametten bahsedenler. Bu tiplerin inandırıcılığı yoktur, olsa da kalıcı olmayacaktır.
Günümüzde yaşanan genel geçer hayata razı, kendi idealinde bir hayat tasavvuru olmayan, hayata herhangi bir itiraz geliştirmeyen, devlet sistemiyle gül gibi geçinen, iktidarı sürekli öven, kim iktidarsa onun yanında yer alan, hiçbir kutsala iman etmeyen, inandığı değişmez değerleri olmayan insanlar kendilerinin parmakla gösterilmesini istiyorlar. Bunun mümkünü yok. Beklentilerinin olmadığını ve hiçbir zaman olmayacağını anladıklarında yaşayacak hayatları büsbütün kısalmış olacaktır. Ama onlar o zaman da anlamayacak.
Hayatları hak yemekle geçenlerin haktan bahsetmeleri gülümsetici oluyor. Elinde akıllı telefonla yaşanmış yazından bahsedenler bir tiyatro sahnesi kadar bile gerçek değillerdir. Karşımızda bacak bacak üstüne atıp hayâdan bahsedenler özellikle kadınlar komedi filmlerini aratmıyorlar. Tesettürden bahseden başörtülü ama tesettürsüz olan kızlar rüküş olmaktan öte kabadırlar. İşin tuhafı tesettürü bozanlar tesettür karşıtları değil bizzat önceki hayatlarında tesettürlü olanlardır. İmanlı nesil yerine güce tapan nesil yetişiyor. Adaletten bahsediyor ama öce adaletsizliği kendisi yapıyor. Aynen devlet gibi. Devleti yönetenler gibi. Maalesef.
Seçimden bahsediliyor, oybirliğinden bahsediliyor ama her defasında kral soytarısını seçiyor. Soytarı soytarılığını yapamazsa yeni bir soytarı bulunuyor. Oysa kralın krallığı sorgulanmıyor. Demek ki kral iyi para veriyor. Ama kimin parası Halkın! Yeni soytarı kralı halka sevdirmek için kendi canını bile tehlikeye atıyor. Yazık.
Ülkede iki büyük güç çarpışıyor iki büyük gücün soytarıları krallarını memnun etmek için kendi kutsallarını yerle bir ediyorlar. Demek ki ortadaki pasta hayal edilemeyecek kadar büyük. Ama sorsan krallar da soytarılar da dünya malına önem vermiyorlardır. Gerçi artık bunu da demiyorlar ya. Olsun dediklerini varsayalım.
Her iki taraf ve tarafların soytarıları bütün kavramların anasını belledi/belliyor. Sıradan insanların bile aşındırmaya kıyamadığı kavramları öyle aşındırdılar ki artık o kavramlar bir daha eski anlamlarında kullanılamıyorlar. Taraflar neyse de soytarılar niye bu kadar krallarına düşkün bunu anlamak güç. Evet güç.
Oysa insan ne kadar güçlü olabilir Hangi insan güçlüdür. Ölümlü olan bir canlıdan ki canlı deyince zaten ölüm çağrışımı hemen çıkageliyor, ne kadar güç sadır olabilir. Sıfır yaşında bile olanlar yüzelli yıl sonra hayatta olmayacaklar. Hani güç Hani iktidar Hani makam Hani para Hepsi geçti gitti, öyle değil mi, öyle.
Düşünen insanın bu dünyada bırakabileceği yegâne şey sanatı ve fikirleridir. Gerçek dünyaya götüreceği şeyler de bunlardır. Dolayısıyla genel geçer hayata dair itirazları vardır. Bu olmadıktan sonra elinde kredi kartları, elinde milyonlar, elinde mevki ve makamlar, elinde emir ve yetkiler, elinde yoksullarda olmayan varsıllıklar, elinde dünyayı kaplama politikası, elinde kravat ve siyah ayakkabılar, elinde bir top sakal, elinde jilet gibi yüzler, elinde mini etekler ve jöleler, elinde televizyonlar ve gazeteler, elinde şöhret ve şöhretler, elinde silahlar ve bombalar, elinde askerler ve polisler, elinde ellerin ter ve gözyaşları neye yarar, neye yaramıştır, neye yarayacaktır, hiçbir şeye!
Ne çok boş elbiseler var yeryüzünde!