Küresel piyasa gelişmeleri, gelişmekte olan ekonomilere ilişkin beklentileri olumsuzlaştırmaya devam ediyor. Farklılaşmayı sürdüren jeopolitik koşullar ise belirsizlik ve kırılganlığı yükselterek riskten kaçınma eğilimini daha belirleyici duruma getiriyor. İçerideki kurumsal yapı ise bu tehlikeli durumu görmezden gelerek direnmeye ve gelişmeleri daha çok siyasi durumla ilişkilendirerek günü kurtarmaya çalışıyor. Dış koşulların geri dönülmez şekilde aleyhimize değiştiği, alışılagelen yaklaşımlarla günlük ihtiyaçları karşılamanın çok zorlaştığı gerçeği büyük ölçüde ihmal ediliyor. Yeni oluşacak hükümette ekonomi yönetimi değişmez ve faizler konusundaki anlamsız inattan vazgeçilir ise bir şeylerin düzelebileceği aldatmacasından medet umuluyor! Hesap böyle olunca kredi derecelendirme kuruluşlarının açıklamalarından rahatsız olunması kaçınılmaz hale geliyor. Sebep sonuç ilişkilerini işimize gediği gibi kurgulamanın ileride yaratabileceği ek sıkıntıları hesaba katana ise pek rastlanmıyor.
Yukarıdaki değerlendirmeyi daha açık bir şekilde ifade etmek adına soralım: Türk Lirası neden değer kaybediyor Bu konuda tümü ile kontrolümüz dışındaki küresel eğilimler mi, yoksa içerideki olası tercihler mi daha belirleyici Eğer temel etken içeriye ilişkin endişeler olsa idi, benzer durum diğer gelişmekte olan ekonomilerin parasında da yaşanmazdı. Dış koşullar mucizevi bir şekilde lehimize dönmediği takdirde, ekonomi yönetimi veya faizlerdeki herhangi bir tercihe bağlı olarak genel bir iyileşme pek mümkün olamaz. Durgunlaşma yönündeki eğilim canlanmaya dönüşmez ve dengesiz bir şekilde dağılan sözde kazanımlar korunamaz.
Son on senelik geçmiş ile orta vadeli gelecek arasındaki en belirleyici farkın, finansal sermaye tercihleri ile bağlantılı olduğu gerçeğini görmemiz gerekiyor. Ülkemize yönelik yabancı ilgisi yeterli ve gerekli düzeyin üzerinde iken Türk Lirası sürekli değerlendi, enflasyon ve faizlerin gerilemesi hızlandı, sağlıksız bir şekilde olsa da ekonomi büyüyormuş gibi algılandı ve hizmet sektörü canlanması sayesinde ortalama istihdam arttı; kamu kesimi ve mali sektörün görünümü olumlu yönde farklılaştı. Fakat itici gücü yabancı kaynak girişi olan bu dönem artık geride kaldı; başka bir deyişle Ağustos böceğini oynayanların ödüllendirildiği ve kaplumbağanın kaderini yaşayanların cezalandırıldığı dönem bitti ve bir daha geri dönemeyecek. Net yabancı sermaye girişlerinin, yeterli ve gerekli seviyenin az veya çok gerisinde kalacağı bir gelecek bizi bekliyor; buna paralel olarak diğer tüm eğilimlerin değişmesi de kaçınılamaz olacak. Türk Lirası dalgalı bir şekilde değer kaybedecek, enflasyon ve faizlerdeki olumsuz baskılar güçlenecek, bu gerçeklerin yan tesirleri yıkıcı olmaya başlayarak güvensizliği tırmandıracak. Ekonomi can yakıcı türde daralırken işsizlik yeni rekorlara koşacak; mali sektör ve kamu kesiminin durumu hızla olumsuzlaşır iken, aşırıya kaçan oranda borçlananlar arasındaki en çok kaybedenler yarışı çok heyecanlı olacak!
Ekonomi cephesinde yaşanacak eğilimler doğal olarak siyasi ve sosyal gelişmeleri de etkileyecek. Türk Lirasının değerlenmeye başlaması ile birlikte gelen göreceli güçlenme ve istikrar algısı, temeldeki eğilimin yön değiştirmesi nedeniyle zaman içinde buharlaşacak. Sürdürülebilir olmayan eğilimlerin desteği ile yükselenler, yine aynı eğilimlerin kurbanı olacak ve tarihin çöplüğünde kaybolacak; korkmak ve direnmeye çalışmak gibi eğilimler pek bir işe yaramayacak. Doğanın kanunu çalışacak: bir şeyin değişmesi ile başlayan zincirleme reaksiyon, en güçlüleri de önüne katacak şekilde her şeyi değiştirecek; kimsenin istediğini alma veya istemediğini reddetme şansı olamayacak. Herkes ne ekti ise onu biçecek. Dış koşullar gerçekçi olmayı gerektiriyor: aksi takdirde ne üsteyim diye gerinmenin, ne de alttayım diye yerinmenin kimseye faydası olmayacak.