Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, hesap gününün sahibi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı bir nizam olarak gönderen, Allah (c.c)’a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve ashabına salât ve selam ederiz.
İslam, Allah’ın insanlara ihsan ettiği önemli bir nimettir. Bu nimete mazhar olan insanlık şükreden veya küfreden kul olmak seçimini bu dünya hayatında yapar ve yapacağı tercihe göre sonsuz AHİRET HAYATINDA ya cennete veya cehenneme girer. Bizler bu dünya hayatını ahiretimiz için yaşıyoruz. Bu değişmez ilahi bir kanundur. İnsanlığın bu gerçeği görmesi ve ciddiye alması, içinde bulunduğu hali İslamlaştırmasına yardımcı olacak ve ölüm kapısından ahiret âlemine şuurlu bir Müslüman olarak giriş yapacaktır. Bu bir ilahi emirdir. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Ali İmran: 102) Kur’an’ın insan için tayin ettiği hedef, bu meşakkatli hayatın sonunda Müslüman olarak ölmektir. İslam olmadan ve yaşanmadan, Müslüman olarak ölünmez. Allah’ın özel iltifatına mazhar olan kullarından birisi de İbrahim (a.s) dır. Rabbimiz buyuruyor: “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Âlemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara: 127- 132) İslam, akıl ve iman kimde bulunuyorsa o, Müslümanlıktan başka bir yola iltifat etmez. Çünkü o şu ayeti okur ve itaat eder: “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (Araf: 29)
Kendini Bilmezler
Kendini bilmezler; Allah’ı bilip tanımayan, O’nun rızası ve katında tek hak din olan İslam’a arkalarını dönüp nefislerini ilah edinenlerdir. Bunlar çeşitli şekillerde karşımıza çıkarlar.
Kâfirler: İslâm’ı inkâr eden, nimete nankörlük eden, uzak kalan, kaçınan, örten kimselerdir. Terim olarak, Allah’a imanı olmayan, İslam’a bağlanmayanlar için kullanılan bir mefhumdur. Rabbimiz buyuruyor: “Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.” (Enfal: 55) “Allah’a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık ayetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.”(Mücadele: 5)
Münafıklar: İçinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen Allah’a, Resulüne, İslam’a ve Müminlere düşmanlığını gizleyen kimselerdir. Nifak, kalpte olursa küfür, amelde olursa suçtur. Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar. (Bakara:8-12)
Mürtetler: Terim olarak Müslüman olduktan sonra, İslâm’ı terk edip batıla geri dönen veya dinsizliği tercih eden kimselerdir. Rabbimiz buyuruyor: “İçinizden dininden dönüp kâfir olarak ölen olursa bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır. Onlar orada temelli kalıcıdırlar.” (Bakara: 217)
Müşrikler: Ortak koşan kimselerdir. Terim olarak Allah (c.c)’ varlığını kabul etmekle birlikte O’na kudret ve kuvvette denk başka İlahlar edinmek, İslam ile birlikte başka saadet yollarının olduğunu kabullenmek ve buna itibar etmektir. Rabbimiz buyuruyor: “...Biliniz ki, kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur...” (Maide: 72) “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın...” (Maide: 82)
Yahudiler ve Hıristiyanlar: Yahudilik ve Hıristiyanlık dinine bağlı olanlara “ehli kitap” adı verilir. Bunlar İslam’ı kabul etmedikleri, hatta ona düşmanlık besledikleri, fesada koştukları için ilahi gazaba ve sapıklığa düşmüş kimselerdir. Rabbimiz buyuruyor: “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe: 31) Yine Rabbimiz buyuruyor: “Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar!” (Tevbe: 30)
Facirler: Azan, günaha dalan, yemin ve sözünde yalancı çıkan, hakikatten yan çizen, itikadı bozuk kimselerdir. Bunlar Allah’ın emrine değil arzularına uyarlar, haramı helal sayarlar, İslam’ın temel esaslarını çiğneyip batılla birlikte hareket ederler. Rabbimiz buyuruyor: “Hayır, facir olanların kitabı şüphesiz Siccin’dedir. `Siccin’in ne olduğunu sana öğreten nedir Yazılı bir kitaptır. O gün, yalanlamakta olanların vay haline! Ki onlar, din gününü yalanlamaktadırlar. Oysa onu, sınır tanımaz-saldırgan, oldukça günahkâr olandan başkası yalanlamaz.” (Mutaffifin: 17) Bu guruplar şuursuz bir şekilde dünya hayatlarını boşa harcayan gafillerdir. Bunlar ahirette yaptıklarıyla yüzleşeceklerini hesaba katmadan batıl davalar peşinde ömür tüketirler ve Allah’ın huzuruna şaşkınlar olarak çıkarlar.
İslam Tek Çaredir
Bizim sahibimiz Allah değil mi Aklını vahyin ve Sünnetin emrine veren herkesin bu soruya vereceği tek bir cevap sahibimiz Allah’tır cevabıdır. İslam, sahibimiz olan Allah’ın insanlara sunduğu tercihlerden bir tercih değildir. İslam Allah’ın insanlara kesin bir emridir ve mecburi bir istikamettir. Allah emredendir ve emirleri karşısında mahlûkuna boyun eğdirendir. Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (Araf: 54)
Bizler Allah’ı hükmünde aciz bırakamayız. Buna gücümüz yetmez. Filozofların, inkârcı kâhinlerin, ABD ve AB’nin koyduğu esaslarla insanlık saadet bulamaz. Saadet ancak İslam ile bulunur. Bu yolda yürürken başımıza gelenlerin bir imtihan olduğunu bilerek İslam’a bağlanmalıyız. “Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok eziyet verici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (Ali İmran: 186)
İslam Allah’ın nurudur. Akıllı bir insan bu nura koşmaz mı Rabbimiz buyuruyor: “Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer: 22)
Doğru Seçim Milli Görüş
Milli Görüş: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ashabıyla birlikte İslam´a nasıl inanmış, nasıl yaşamış, kimlere karşı niçin ve nasıl mücadele etmişler ise, öylece inanmak, öylece yaşamak, öylece cihat etmektir. İnsanın yaratıldığı gün başlayıp kıyamete kadar devam edecek olan Hak-Batıl mücadelesinde hakkı temsil eden ümmettir. Tanımı bu olan anlayışla birlikte olmak “ben Müslüman’ım” diyen herkes için bir istikamettir. Bu hakkı batılla karıştıranların anlayacağı bir hakikat değildir. Milli Görüş, bu asrın inananlarına bir hak çağrısıdır. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Hep birden barışa (İslam’a) girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara:208) “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; tefrika yapmayın...” (Ali İmran: 103) “İslam’a çağırıldığı halde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Saf: 7) “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.” (Enam: 125) Milli Görüş ve kadroları sadece bozuk düzeni yürüten siyasi kadroların değil, bozuk düzenin de sağlam tek çaresidir. Duamız “bizleri İslamsız bırakma Allah’ım” vesselam.