Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c) a hamd
ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ya, âline ve
sahabelerine olsun.
Türkiye, Osmanlının mirası üzerine kurulmuş bir
devlettir. 24 Temmuz 1923 te imzalanan Lozan anlaşmasından sonra, 29 Ekim 1923
tarihinde 364 sayılı kararla Türkiye de Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu ilandan
sonra Türkiye, İslam dan uzaklaşma, batıya yakınlaşma sürecine girmiş, bütün
hukuk sistemini batıdan tercüme yolu ile elde edilen kanunlarla değiştirmiştir.
Bunlardan ilki, İsviçre Medeni Kanunu ndan iktibas edilen ve 17 Şubat 1926 da
TBMM de görüşülerek kabul edilen 743 sayılı Medeni Kanun olmuştur. Hukuk
metinlerinin batıdan alınması, Medeni Kanun ile sınırlı kalmamış, aynı yıl
içinde Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu ve Hukuk Mahkemeleri Usul
Kanunu çıkarılmıştır. 1929 yılı içinde ise, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu, İcra
ve İflas Kanunu, Deniz Ticareti Kanunu da kabul edilerek Türk hukuk sistemi
bütünüyle batılı olmuştur. Ordularıyla bizi yok edemeyen Haçlı AVRUPA,
kanunlarıyla bize girmiş ve Türkiye yi esir almıştır. Haçlı AVRUPA, bu tarihten
sonra AHLAKI ile de bize girmeye başlamıştır. AVRUPA, eğitim dili ve zihniyeti
ile de Türkiye ye derinden bir giriş yapmıştır. Alfabemiz ve eğitim dilimiz,
İSLAM CADAN LATİN CE çevrilmiştir. Batıya hâkim inkârcı felsefenin,
Hıristiyanlık ve Yahudiliğin bütün öğretileri, müfredata hâkim hale
getirilmiştir. AVRUPA, iktisadi hayatımıza FAİZCİ KAPİTALİST KÖLELİK nizamı ile
hâkim olmuş, vergi kanunları değiştirilmiş, ADİL DÜZEN vergileri rafa
kaldırılmıştır. Müslüman milletimizin haram saydığı kumar, içki, fuhuş gibi
bütün kötülükler yasal güvence altına alınmıştır. İçki ve bira fabrikaları
kurulmuş, genel evler açılmış, 1926 yılından 1939 yılına kadar Tayyare
Piyangosu olarak, 1939 yılından günümüz Milli Piyango olarak kumar, devletin en
sağlam gelir kaynağı haline getirilmiştir. Bu süreç içerisinde Türkiye, çağdaş
cahili medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda OECD, NATO gibi küresel
örgütlenmelerin etkin bir üyesi olmuştur. 1958 yılında, insanlık tarihinin en
büyük barış projesi olarak takdim edilen Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)
kurulmuş ve Türkiye, 31 Temmuz 1959 yılında Topluluğa ortaklık başvurusunda
bulunmuştur. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Başbakanı Adnan Menderes
yapmıştır. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye nin yapmış olduğu başvuruyu kabul
ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık
anlaşması imzalanmasını önermiştir. Tarihimize ANKARA ANLAŞMASI olarak geçen bu
anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. Anlaşmaya imza atan dönemin Başbakanı İSMET İNÖNÜ, Avrupa
Birliği ni, Beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur
eser olarak tanımlamıştır. Türkiye-AB ilişkileri; 1970 li yılların başından
1980 lerin ikinci yarısına kadar, MİLLİ GÖRÜŞ ÜN çetin karşı taarruzu sebebiyle
bir duraklama dönemi yaşamıştır. 1983 yılında ANAP IN iktidar olmasıyla
Türkiye de, AET ilişkilerinin canlandırılması süreci yeniden başlamıştır.
Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması nda öngörülen dönemlerin
tamamlanmasını beklemeden, üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu
başvuru ile ilgili olarak, Türkiye nin, Topluluğa katılmaya ehil olmakla
birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiş,
ilişkilerin Ortaklık Anlaşması çerçevesinde geliştirilmesini önermiştir.
Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde, ÇİLLER in
başbakanlığı döneminde yürürlüğe girmiştir. Gümrük Birliği, Avrupa Birliği nin
Türkiye ye girmesine ayrı bir boyut kazandırmıştır. Bu dönemde de MİLLİ
GÖRÜŞ ÜN, Türkiye nin AB ye girme çalışmalarına ciddi karşı duruşu olmuştur.
Tam da bu dönemde REFAHYOL hükümeti kurulmuş, bu hükümetin başbakanı ERBAKAN
Hocamız, önemli bir dış politika hamlesi olarak D-8 leri İSLAM BİRLİĞİNİN
çekirdeği olarak kurmuştur. Bu durum, Türkiye ye iyice yerleşmiş olan AB nin,
BOP projesinin hamisi ABD nin hoşuna gitmemiştir. 28 Şubat post modern müdahalesi
sonucunda yaşanan kimi olumsuz olaylar sebebiyle ERBAKAN Hocamız iktidardan
çekilmiştir.
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki de yapılan AB
Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nde Türkiye nin adaylığı resmen
onaylanmış, AVRUPA NIN Türkiye ye girişi yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye
için hazırlanan ilk Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Mart 2001 tarihinde AB Konseyi
tarafından onaylanmış, Katılım Ortaklığı Belgesi nde yer alan önceliklerin
hayata geçirilmesine yönelik Ulusal Program, ANASOL-M ECEVİT Hükümeti
tarafından 19 Mart 2001 tarihinde onaylanarak Avrupa Komisyonu na 26 Mart 2001
tarihinde iletilmiştir. 17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi nde, AB-Türkiye
ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve Zirve de Türkiye nin siyasi
kıstasları yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005 te müzakerelere
başlanması kararı alınmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği Anayasası na 29 EKİM 2004
tarihinde Roma da, 1957 de Avrupa Ekonomik Topluluğu nu kuran Roma
Anlaşması nın imzalandığı mekânda, PAPA X. INNOCENTE NİN heykeli altına
yerleştirilen bir masada, Başbakan ERDOĞAN ile Dışişleri Bakanı GÜL, tarafından
imza koymuştur. Bu imza ile AVRUPA Türkiye ye, Anayasası ile de girmiş oldu.
Ayrıca AVRUPA, Türkiye ye, Bakanlar Kurulu nun 3/6/2011 tarihli KHK/634 ile
kurulmuş olan AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI ile giriş yapmıştır. Gerçekleşen olay,
TÜRKİYE NİN AB YE girmesi olayı değil, AVRUPA NIN TÜRKİYE YE girmesi olayıdır.
Gelinen noktada AVRUPA BİRLİĞİ her şeyi ile TÜRKİYE YE girmiştir ve ülkeyi
adeta teslim almıştır.
SONUÇ VE ÇARE
Müslüman milletimizin şerefli mensupları, aydınları, ilim
ve fikir adamları bilmelidirler ve görmelidirler ki, yukarıda verilen
bilgilerin gösterdiği gibi AVRUPA; ilah, din ve ahlak anlayışıyla, ilim, talim
ve terbiyesiyle, faizci kapitalist iktisat düzeniyle, siyaset, idare ve hukuk
müktesebatıyla yaklaşık yüz yıldır, Türkiye nin içindedir ve Müslüman
milletimizin maddi ve manevi müktesebatıyla savaşmaktadır. Bunu anlamak için
hafiften yüzümüzü, yüce kitabımız KUR AN A döndürmemiz kâfi gelecektir. Avrupa,
bir hayat nizamı olarak İslam ı elimizden almıştır ve bizi bilmediğimiz büyük
bir felakete doğru sürüklemektedir. Bu olayı görmeyip buna karşı bir
mücadelenin içinde olmamak, en azından büyük bir gaflet olur. MİLLİ GÖRÜŞ dün,
ERBAKAN Hocamızın liderliğinde bu haçlı birliğine karşı, inancının mücadelesini
vermiştir, bugün de SAADET PARTİSİ ile vermeye devam etmektedir. BATIL ile
mücadelede HAKKI üstün tutan MİLLİ GÖRÜŞ ve SAADET PARTİSİ ile birlikte olmak
tek kurtuluş yoludur vesselam.