İhtilalleri ve ihtilalcileri yargılama günlerine erdik, kimler utansın
Bizim çocuklar başardı, diyen ve bu ülkede çocuk sahibi olduğunu iddia eden Amerikalılar utansın!
Balans ayarı yapmış oldunuz diyen Amerikalılar da utansın! Yaptığı ayarsızlığın bir ayar olduğuna Amerikalılardan öğrenenler de utansın!
Arkasına kamera takılmasını seçilmişlik sanan ve aile terbiyesi, sokak terbiyesi, okul terbiyesi, eğitim terbiyesi, kışla terbiyesi, silah terbiyesi, üniforma terbiyesi, itaat terbiyesi, saygı terbiyesi bende yoktur diyen kem söz sahibleri utansın!
Kendi üzerine her boşanıldığında şapgasını alıp gitmeye alışkın olan utansın!
Başkalarına da yapılıyor sevinciyle gelenek oluşturmaya çalışan Şapgalı utansın!
"Daha kötüsü söylenecek" manşeti atarak gazetelerine, kötülüğü teşvik eden ve devletin hazinesini teşvik olarak yutan patronlarına alkış tutan o mahallenin çocukları utansın!
Üniversite önlerine ikna odaları kuranlar utansın, ikna odalarının kırbaçları utansın, kırbaçları tutan sarı saçlar utansın!
Yüksek kaldırımın kaldırımlarında kemale erenler utansın! Meydanlara ordu göreve pankartı serenler utansın!
Bankaları batıran, arsaları götüren, silahsız kuvvetleri öttüren medya patronları utansın!
Önce bize, şimdi onlara diyen, işçi parası yiyen; karakolların altından sicilli, mahşerin atlığından tescilli sendikacı utansın!
Yavuz suz kalan Çaldıran utansın, şarapçılara 9. Senfoni çaldıran utansın!
Ağrı dağının başı utansın, şapgalının ağrımayan başı utansın!
Şişlideki kavşaklar utansın, manşete yazdırılan yavşaklar utansın!
Altı kere gidip, yedi kere gelenler utansın! Ülkemi soyanlar utansın, gözyaşına doyanlar utansın, çocukları yarasa sayanlar utansın, şak şakları çağdaş Türkiye sananlar utansın!
Ateş, ateş diyerek atama yapanlar utansın, düştüğü yeri yakan ateşe tapanlar utansın!
Savaşcının dilindeki habis ur utansın,darağaçlarına yaptığı kur utansın!
Camileri fişleyenler utansın nizamiyelerde kışlayanlar utansın!
Kırk kişiyle sindirilen "kapatma" utansın, hukuk gömleği giydirilen "kapatma" utansın!
Çanakkalede yatan Anzaklar utansın, efelik satan avarakasnaklar utansın!
Elinde şemsiye sığınak kesilen Hüsamettinciğim doruk utansın, bahçelerde koruk utansın!
Şemsiyenin altındaki kaçaklar utansın, zilli köçekler utansın; tezek üstündeki böcekler utansın!
Darağaçlarının altında biten otlar utansın, Şubattan sonra gelen Martlar utansın, nisanlar utansın!
Yağlı kazıkcılar utansın (dün), yağcı yazıkcılar utansın! (Bugün)
Sokaklardaki topal karınca utansın, utanmam diyenler postacı varınca utansın!
Korku Erbakandan uzak
Yargılamayı istemeyen muhalif gazeteciler soruyorlar; o gün Refah Partisi çatısı altında olanlara:
"O bildiriyi niçin imzaladınız
Askerden korktğunuz için mi Seçimlere kadar durumu idare etmek için mi Koltuk tatlı geldiği için mi "
Soruya bak, soranın karakterini çöz/anla.
Askerden korkmak. İlk şık bu.
Demirel son başbakanlığında ve Çankayaya çıkarken tekrar tekrar şöyle demişti:
"Gözümün önünden Menderes ve arkadaşlarının asıldığı o resim hiç gitmedi!"
Korku budur, korkan bellidir. Demirel bu ülkede niçin hep koltukcu olmuştur Askerden hep korktuğundan ve bu korkusunu sürekli itiraf ettiğinden.
Bu ülkede siyasetçilerin askerden korkmasını yadırgamayan daha da ötesi bu ülkede askerin korkulacak bir unsur olduğunu peşin kabul eden ve böyle bir soru yöneten medyacı şunu ya iyi biliyor şimdi bilmezden geliyordur, ya da gerçekten bu konuların cahilidir.
Erbakana niçin karşı oldu o askerler Niçin onca yalan haberlerle ve komplolarla 28 Şubatı hazırladılar
Çünkü Erbakan askerden korkmuyordu. Bu ülkenin askerini, kendisi gibi görüyordu. Erbakan askerden korkmadığı için yapılmıştır 28 Şubat! Böyle biline..
Lakin ortada bir korku olduğu gerçekse, soru şöyle sorulabilir. Askerden korkmayan Erbakandan asker mi (sadece cuntacılar) korkmuştu
İsterseniz bu soruyu ucundan, kıyısından yine bir gazeteci cevaplasın. Yavuz Donata soralım. 28 Şubat öncesi onu bir stadyumun karanlık noktasında bulan ve 28 Şubattaki MGKya dikkat çeken o komutanın psikolojisi nasıldı Yavuz Donat onu dinlerken ne düşündü Bugün açıklamalı ve tarihe tanıklık etmelidir.
İkinci şık, seçimlere kadar idare etmek için mi, üçüncü şık koltuk tatlı geldiği için mi, sorularıyla kurgulanmış.
28 Şubata muhalif olmayan/olamayan ve fakat ancak şimdi yargılamalara muhalif olmaya çalışan kartelciler Erbakan ve hükumetlerini, Demirel ve hükumetleri ile karıştırarak, kafa bulandırmaya niyetliler. Lakin bu artık hiç kolay değil.
Bu ülkenin insanları Erbakanı ve neyi imzalayıp imzalamadığını bu yargılamanın sonunda resmen öğrenecek.
28 Şubatcılar ilk yenilgilerini, istediklerini Erbakana imzalatamadıkları için almışlardı.
Gerçek bu!
İhtilalle ve hayaller
CHPnin Hsi bana hep hayalsiz, hakikatsiz kelimelerini çağrıştırırdı. Liderinin ve demeç vermekle görevli üst yöneticilerinin davranışları ve söyledikleri etkili olurdu mutlaka, bendeki bu çağrışıma.
"Enkaz devraldık!"
Hükümet oldukları 12 Eylül öncesi günlerde verdikleri ilk resmi demeç budur.
Daha önceden biz hükümet olursak vezninde yapılmış bir çalışmanın, bir hayalin izi var mı bu itirafta Siz de beklemeyin, ummayın hiçbirşey bizden.
K.Evren veya başka ihtilalciler nasıl düşünmesin böyle bir durumda, gelelim bunları kurtaralım diye...
Kılıçdaroğlu ve arkadaşları hiç çocuk olmadılar mı İçinde bulundukları parti bir hayal sahibi olmalarını önlüyorsa, insanın çocukluktan bir şeyleri kalmaz mı aklında Ki çocuk hayallerinin hepsi gelecek üstünedir, geleceği yaşamak üstünedir.
Kılıçdaroğlunun şu demecine bakın:
"İntikam duygusu ile adalet olmaz!"
Ne zaman demiş, niçin demiş, nerde demiş bu itiraf kokan itiraz cümlesini Kılıçdaroğlu
28 Şubat gözaltıları başladığında söylemiş. Zaten bir rahatsızlığı vardı Silivride görülen ihtilal girişimi yargılamalarından, 12 Eylül davası açılmasından...
Kılıçdaroğlu yükselişe geçtiği 28 Şubatın yargılanacağını duyunca susar mı Susmamış... Peki, niçin söylemek zorunda hissetmiş Kılıçdaroğlu, intikam duygusu ile adalet olmayacağını .. Öyle bir iz, emare, belirti mi görmüş, ya da hissetmiş Öyleyse ne...
Sebep şudur efendim: Kılıçdaroğlu ve ekibi ve CHPliler ve eli kalem tutan o yakanın insanları ihtilal yargılaması olarak bir Yassıadayı bilirler ve bu ülkede her yargılamanın öyle olacağını sanırlar.
Geçmişe takılıp kalmaları, gelecek hayallerinin olmadığındandır.
İntikam duyguları bir başbakan ve iki bakanı astırmıştır onlara. Lakin bu eziklikleri, her ihtilali, her ihtilal girişimini desteklemeyi, iç etmeyi gerektirmemeli. Çünkü dünya ikibinli yılları yaşamaya çoktan başladı.
Kendi ağabeyleri ve partisi dahi ihtilallerden zarar görmüş bir siyasetçi, bir politikacı, bir parti başkanı nasıl olur da hala savunacak bir yön bulur ihtilal zihniyetinde Anlamak zor.
Fakat CHPde ikna odası zulümleriyle adını duyuran, yükselen politikacılarla çevrilmişse etrafı bir liderin, anlamak artık çok kolaylaşır demektir. Kılıçdaroğlu ve CHP ikna odacılardan kurtulup, gelecek hayallerine ulaştığında, bu ülkenin insanları ihtilalsiz günlerde ve üstlerinden tanklar geçmeden demokrasi ile yönetilebilirler, düşüncesine geldiklerini göreceğiz onları. O gün uzak olmasın.
Yavrum Mesut Ve The Şapgalı Baba
Mesut tankların çocuğudur
- Alo! The Şapgalı baba haydi kaçalım yahu.
- Nereye kaçalım, niçin kaçalım, neyle kaçalım! Binaenaleyh kaçan varsa kovalayan da vardır. Bizi kim kovalıyor yavrum Mesut Gökkubbeyi fevkalade başına yıkarım.
- Sen kendini nerde sanıyorsun the Şapgalı baba. Bir sokaktasın, kimsesiz bir sokak ortasında yahu.
- Benim sokağım, benim caddem, benim ana caddem, benim bulvarım, benim kavşaklarım... Binaenaleyh sonra ne diyecektim yavrum Mesut Fevkalade birşey demeliyim.
- Bana oğlum demiştin, unuttun mu yahu.
- Onlar da unutmamıştır. Binaenaleyh onu soracaklar değil mi yavrum Mesut. Fevkalade tankların çocuğudur diyeceğim.
- Bana demedik bir şey bırakmadın the Şapgalı baba. Ben sana sadece baba dedim yahu.
- Dedin de ne oldu Binaenaleyh beş artı beş mi yaptın
- Yarasa dedim the Şapgalı baba. Daha ne yapsaydım yahu.
- Ben de Arabistana gitsinler, dedim. Binaenaleyh gittiler mi
- Gitmediler the Şapgalı baba gitmediler. Şimdi de müdahil oluyorlar yahu.
- Onlar müdahil oluyorsa Kemalim ne oluyor Binanenaleyh ikna odalarını imha odası mı yapmış.
- Kemalin demeç veriyor the Şapgalı baba. Adalet istiyormuş yahu.
- Ne yapacak adaleti Binaenaleyh şimdiye kadar istememiş de şimdi mi istiyormuş Adalet istemek kaset istemeye benzemez, fevkalade yanlıştır, hatadır, günahtır.
- Biz ne istiyelim the Şapgalı baba. Çok korkuyorum yahu.
- Ben ne yapayım yavrum Mesut Binaenaleyh neremizi temizlediğimizi sanıyorsun. Korku fevkalade kokutur.
- Ben şimdi ne olacağım the Şapgalı baba. Bana bir yol göster yahu.
- Bekle yavrum Mesut, sabırlı ol. Binaenaleyh sana da bir gösteren bulunacak. Tankları gösterenler bulunduğu gibi...
- O zaman ben ne olacağım the Şapgalı baba. Olacağımdan korkuyorum yahu.
- Korkma yavrum Mesut korkma. Binaenaleyh Napolyon ne demiş
- Bana mı demiş yahu.
- Ben sana söylüyorum yavrum Mesut. Binaenaleyh Napolyon demişki: O herşeye müsaittir. İcab ederse namuslu bile olur, demiş.
- Benim için mi demiş the Şapgalı baba Tanklara bakarken mi görmüş namuslu olmak nasıl bir şey yahu
- Haydi git Napolyonu dinle yavrum Mesut. Binaenaleyh ben postacıyı bekliyorum. Postacıdan fevkalade bir mektup bekliyorum.
Uçan dairemiz kalmadı, gökyüzüne uzanan gökdelende bir daire verelim!
Yaptıkları binaların gökyüzüne uzanan dairelerine "Bahçe katı - çocuk oyun bahçesi" yapan günümüz inşaatçıları 50 yıl öncesinin İstanbul hayatından almışlardır o fikirleri.
Eski İstanbul, daha sevimli ve daha gerçek.
Medyacı geldi hanım
28 Şubat günlerinde bu ülkenin başbakanlığını yapmış bir kadının çıplak resimlerini gördüklerini ve ellediklerini söyleyen kartel gazetecileri geçtiğimiz günlerde şöyle savunmuşlardı kendilerini.
"Medyanın eline geçmediğine sevindiğimiz o resimleri biz imha ettik, çöpe attık."
Bu savunmalarını biz de yazmıştık bu sayfada; niçin hukuk makamlarını haberdar etmediklerini sorarak.
Etyemezli Apti uyardı, bir noktayı kaçırıyorsun dedi: Medyanın eline geçmedi diyorlar. Kendileri medya mensubu değiller mi Onların eline geçince medyanın eline geçmiş olmuyor mu
Haklıydı Etyemezli Apti. Biz de bir soralım onlara dedik. Bakalım ne diyecekler
Asker Millet
İki günün gazete başlıklarına bir bakan:
- Camilerde verilen vaazları garnizon komutanlıkları takip etmiş.
- Camilerin cemaati ve görevlileri sürekli fişlenmiş.
- Milletvekillerinin istifa etmesini asker istemiş.
- Gazetelere başlıkları asker attırmış.
- Alınan ifadeleri asker tashih etmiş.
- Aczmendi kadrolarının yarısı resmen askermiş.
- Karargahın emrindeki gazetecilere sanal rütbe verilmiş. Uzatmalı Çavuş Muhtar gibi.
Peki ama, tezkere alan, emekliye ayrılan hiç mi sivili yoktu bu asker milletin.
Niye öptü
Orta okullara din dersleri konacak.
İmam Hatip okulları çoğaltılacak.
Hademe-i hayrat aylıkları arttırılacak.
Bunlar, sayın Menderesin Konyadaki nutkundan bir kaç cümledir. Allah Allah... Seçim zamanı değil, birşey değil. Şimdi bu sözlere ne lüzum var 1955 yılında bir gazetenin yazdığıdır bu cümleler. 4 4 4 ile neyi tartışıyoruz bugün Altmış yıldır ne kadar yol almışız Doğru görelim!
Düşünce düşünmek
Uygarlığın temeli,
Hep, düşünce düşünmek.
Ya bize ne demeli
Hep düşünce, düşünmek...
Karne
Her alet kendi sapıyla verimli,
Yanlış olur tutmak bir başka saptan.
Alanları farklı, işleri farklı,
Ayırın baş hekimi, baş kasaptan...
Ekrem Şama