Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu köken olarak da üniversiteden geldiği için kendi işi dışındaki işlere fazlaca takılmayan bir isim...
Uzunca bir süre İSKİ Genel Müdürlüğü, ardından Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ve nihayet tüm bunların üst şapkası olan Bakanlık koltuğu...
Hidro Elektrik Santralları (HES) Türkiyenin en çok konuşulan konusu olmasına karşın Bakan Veysel Eroğlunun ortalıklarda fazlaca gözükmemesini de yine bu akademisyen kimliğinde aramak en iyisi...
Peki, neden çok konuşulan bir konu HESler
Şu an Türkiyenin birçok mahallinde irili-ufaklı HES inşaatları devam ediyor.
Devlet belli bir süre buralardan üretilecek elektriği satın alma garantisi verdiği için yatırımcılar için de cazip bir alan oluşturdu HESler, özellikle son dönemlerde...
Bakan Eroğluna HESlerle alakalı kritik soruyu sormadan önce biraz bilgi vermek istiyorum;
Bakanlık sitesinde HESler şöyle tarif ediliyor;
"Bir ülkede, ülke sınırlarına veya denizlere kadar bütün tabii akışların yüzde 100 verimle değerlendirilebilmesi varsayımına dayanılarak hesaplanan hidroelektrik potansiyel, o ülkenin brüt teorik hidroelektrik potansiyelidir. Ancak mevcut teknolojilerle bu potansiyelin tamamının kullanılması mümkün olmadığından mevcut teknoloji ile değerlendirilebilecek azami potansiyele teknik yapılabilir hidroelektrik potansiyel denir... Öte yandan teknik yapılabilirliği olan her tesis ekonomik yapılabilirliği olan tesis demek değildir. Teknik potansiyelin, mevcut ve beklenen yerel ekonomik şartlar içinde geliştirilebilecek bölümü ekonomik yapılabilir hidroelektrik potansiyel olarak adlandırılmakla beraber gelişen teknoloji ve artan enerji fiyatları teknik ve ekonomik potansiyelimizin teknik potansiyele yaklaşmasını sağlamıştır. Türkiyenin teorik hidroelektrik potansiyeli dünya teorik potansiyelinin yüzde 1i, ekonomik potansiyeli ise Avrupa ekonomik potansiyelinin yüzde 16sıdır."
"Türkiyede teorik hidroelektrik potansiyel 433 milyar kWh, teknik olarak değerlendirilebilir potansiyel ise 216 milyar kWh olarak hesaplanmıştır. Avrupa Birliğinin yeşil enerji için uyguladığı vergi indirimleri ve destekleme politikaları ekonomik olarak potansiyelin artmasını sağlayacaktır. Türkiyede işletmede olan 267 adet hidroelektrik santralin kurulu gücü 15.660 MW ve ortalama yıllık üretimi ise 54.000 GWh olup, toplam teknik potansiyelin yüzde 25ine karşılık gelmektedir."
"ABD teknik hidroelektrik potansiyelinin yüzde 86sını, Japonya yüzde 78ini, Norveç yüzde 68ini, Kanada yüzde 56sını, Türkiye ise yüzde 25ini geliştirmiştir. Uluslararası Enerji Ajansınca (IEA) 2020de dünya enerji tüketimi içerisinde hidroelektrik ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının payının bugüne göre yüzde 53 oranında artacağı öngörülmüş olup, bu her güçteki hidroelektriğin değerlendirilmesi olarak yorumlanmaktadır. Avrupa Komisyonu Birlik stratejileri kapsamında Avrupa Birliği(AB) içerisinde 2020 yılına kadar iç brüt enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını yüzde 20ye çıkartmak üzere gerekli yasal düzenlemeleri yürürlüğe koymuştur.
"Ekonomik durgunluklar dikkate alınmazsa, Türkiyede elektrik tüketimi her yıl yaklaşık yüzde 8 oranında artmaktadır. Bu talebi karşılamak için ülkemiz yeni enerji projeleri için her yıl 4 milyar ABD Doları ayırmak zorundadır. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de enerji hayati bir konu olduğundan, kendine yeterli, sürekli, güvenilir ve ekonomik bir elektrik enerjisine sahip olunması yönünde başta dışa bağımlı olmayan ve yerli bir enerji kaynağı olan hidroelektrik enerjisi olmak üzere bütün alternatifler göz önüne alınmalıdır."
Gelelim o iddiaya; iddia şu:
"HESler kurulmaya başlandığında Türkiyenin neresinde, hangi akarsu yatağının olduğunu, nerelerde HES kurulabileceğini gayet iyi bilen bazı Bakanlık bürokratları bu alanları birilerinin üzerine kapattılar. Ve izleyen aylar/yıllarda bu alanları ikinci, üçüncü şahıslara yüksek fiyatlarla devrettiler..."
İddia bu şekilde uzayıp gidiyor...
Ne dersiniz sayın Bakan
HESlere ilişkin bu türden dedikodular sizin de kulaklarınıza kadar geliyor mu, acaba
Bu mağduriyetimiz nasıl giderilecek
"Selamünaleyküm Muhterem Adnan Bey, sıhhat ve muvaffakiyetler dilerim. 2003ten beri yani 9 senedir İstanbul´un kalabalık nüfuslu, 85 bin civarında öğrenci mevcudu olan bir ilçesinde şube müdürü vekili olarak görev yapıyor(d)um. Milli Eğitim Bakanımız aldığı bir kararla, bu durumda olanları kadrolarının bulunduğu okullara göndererek, hem yıllarca amiri durumunda görev yaptığımız mesai arkadaşlarımıza ve hem de kendi sosyal çevremize izahta zorlanacağımız mağduriyet yaşanmasına -öyle bir kastı olmasa bile- sebep olmuştur. Meslek hayatımda çoğu bu son 9 yılda olmak üzere çok sayıda başarı belgem vardır. 1 adet madalya, 1 adet aylıkla ödüllendirme, 9 adet takdir belgesi, 12 adet teşekkür belgesi, 9 adet hizmetiçi eğitim belgesi v.b. Esasen görev yapmakta olduğum ilçe, öğrenci mevcudunun kalabalıklığına göre Türkiye´de en az şube müdürü kadrosu olan ilçedir. Sadece 1 kadro mevcuttur. Emsal ilçelerde 5 veya 6 kadro bulunmaktadır. İhtiyaca binaen ilave kadro veya kadrolar verilerek asaleten atanmak istiyorum. İstanbul´da benim durumumda olan mağduriyet yaşadığını düşünen 15-20 civarında arkadaşımız vardır. Mağduruz ve bu mağduriyetimizin giderilmesini bekliyoruz"
(A.İ.Y. / İSTANBUL)
Ahmet Hakan Nagehan Alçıdan daha mı az alıyor
"Ahmet Hakan da, Nagehan Alçı da Aydın Doğanın patronajındaki CNN TÜRK TVde program yapıyor. Ahmet Hakan tek başına Tarafsız Bölgeyi, Nagehan Alçı ise Altan Öymen, Nazlı Ilıcak ve Enver Aysever ile Dört Bir Taraf isimli programa çıkıyor. Biz bir şey duyduk. Güya, Aydın Doğan Nagehan Alçıya Ahmet Hakandan daha fazla ücret ödüyormuş... Bu doğru mu acaba " (Ş. KAYA)
NOT: Bugün 11 Nisan 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni, Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 3 ay 11 gün eksildi. Oysa, yeni sivil anayasa adına atılan en küçük bir adım henüz yok. Şaka gibi... Takipçisiyiz...