Mademki gündemde papa XVI. Benediktus un istifası var. Bilinen o ünlü papa fıkrasıyla girelim söze.

Papa nın birinin ülkeler ziyaret ettiği günlerde yolu bizim ülkemize de düşer.

Papa geliyor hazırlıkları günlerce sürmüş, protokol meraklısı valilerce bütün karşılamacılar eğitilmiş; beklemekteler, havaalanına papa nın bindiği uçağın inmesini.

Uçağın merdivenlerinde görünür görünmez fotoğraf makinalarının flaşlarına sürekli basan gazetecilerin en uyanığı tırmandığı merdivenlerin en ucunda yaklaşır papaya. Uzattığı mikrofonuna bir cevap istemektedir.

- Sayın papa, geldiğiniz bu şehrin genelevini de ziyaret edecek misiniz

Karşılayıcı kalabalığa el sallarken böyle bir soru ile de karşılanmak elbette papanın hesabında yoktu. Lakin o geldiği şehrin tarihini ve tüm özelliklerini özel çalışmasının öncesinde de biliyordu. Çünkü o şehir, İslam dininin kültür başşehirlerinden biri idi ve adı ilk sayılacak üç şehrin en başında akla gelirdi.

Papa, bana böyle bir soru sormanızla saygı sınırlarını zorladığınızı şimdi burada ifade etmesem de, bu şehir hakkında bildiklerinizi lütfen bir daha gözden geçirin, istihzası gayet yumuşakca ifadesine yansıtarak cevaplandırır o gazeteciyi.

- Bu şehirde genelev var mı

Gazeteci istediği cevabı almış, muradına ermiştir. Siz yarınki gazetenin manşetini okumaya hazırlanın.

Papa, gelir gelmez genelev sordu.

Papa nın ilk sorusu, burada genelev var mı Oldu.

Sadece yazılış şekliyle doğru bu habercilik tavrının bu ülkenin gazetecilerinin tabii halleri olduğunu tekrara bilmem gerek var mı

Lakin yaşanmış bu fıkranın da ötesinde, istifa edeceğini ilan eden papanın, o gazeteci gibi anlaşıldığını ispatlayan çok olayı yazıyor yorumcular.

Mesela hristiyan nüfusun artması için çalışmalar yapılmalıdır, demesini, müslüman nüfusu azaltalım ki, hristiyanlar artmış olsun diye anlayan ve dünyada kan gölleri oluşturanların grafiklerindeki yükselmelerin, Vatikan ı alçak basınç altında tutmasıdır, papanın istifasındaki en büyük etken diyorlar.

İstifa eden Papa Benediktus un yerine geçecek papayı tahmin etmeye çalışanların en büyük korkusu, bir ABD vatandaşı papazın papa olması..

Nedeni belli. Washington ve Newyork kaynaklı katliam kararlarının Vatikan da takdis edilmesi, onaylanması

Gerçi bir tedbiri mutlaka vardır, Vatikan da papa seçmekle görevli kardinallerin. Bir Obama zaten var, diyebilirler. Herkesi Bush montu giymeye meraklı sanmamak gerek. Ayrıca zaten Vatikan banka hesaplarında bir koyup üç alıyormuş.

Tedbir dedik.. Çeşit çeşittir. Bazan bir akıllı danışman, bazan imzayı atacak yetkilinin danışmanlarına rağmen bir anlık akıllılığı dini teşkilatların başına getirileceklerin eliyle ve diliyle oluşturacakları felaketleri önlemeye yetebilir.

Örnek mi istiyorsunuz Alın size bir İngiltere örneği.. Tek kanallı tv günlerinde izlemiştik Emret başbakanım dizisinde.

Başbakan, Angilikan kilisesine baş rahip seçecektir.

Önüne üç ismin yazıldığı bir liste konur. Bu üç kişi en layık olan din adamlarıdırlar. Herhangi birini seçmiş olmakla yanlış yapmış olmazsınız.

Başbakan a görev biçenlerin dedikleri bu. Lakin başbakanın danışmanının dediği farklı. Rapordaki kanaati paylaşmamakta.

Görevini burada da tam yapan başbakanın danışmanı, başbakanını münasip bir dille uyarır/ikaz eder.

- Efendim, listedeki üçüncü kişinin atamasını yapınız.

- Neden

- Çünkü onun tanrı hakkında şüpheleri, tereddütleri var.

Başbakan şaşkın. Olayı dizi olarak Türkiye TRT televizyonunda izleyen insanlar şaşkın.

İngiliz Angilikan kilisesinin başına getirilecek olan papaz, tam imana sahip değil. Nasıl olur bu

Başbakan da cevap arıyor kafasındaki sorulara.

- Ya diğer ikisi Onların durumu ne

- Onlar hiç inanmıyorlar!

1960 yılına kadar resmi bayram kutlamalarında dahi protokole alınmayan bir Diyanet İşleri Başkanlığının olduğunu ve ancak saygılı bir subayın ihtilalden sonraki ilk kutlama töreninde durumu farketmesiyle gerekli düzeltmenin yapıldığını, bu sayfanın okuyucuları bilirler. Belgesini yayınlamıştık.

İşte o yıllarda Diyanet İşleri Başkanı olan Öner Nasuhi Bilmen in bir haykırışını Serdengeçti de okumuştum.

Diyanet İşleri Başkanlığına protokolde yer vermeyen hükumetin başbakanı Menderes i, o acıklı uçak kazasından sonra karşılamaya hazırlanırken İstanbul, müftü sıfatı ile Bilmen Hoca itirazını seslendirmektedir.

- Ben karşılamaya gitmeyeceğim! Ortodoks kilisesinin başı kendi kıyafeti, kendi tacı ve kendi asasıyla katılırken, Hahambaşı kendi kıyafeti, kendi kippasıyla katılırken, benim boynumda kravat, başımda fötr şapkası olacak, öyle mi Törene katılmıyorum!

Sonra ne Diyanet İşleri Başkanları gelir geçer bu ülkeden. Allah ı insanlar yarattı diyen bir yargıtay başkanının cenazesini kıldırmakla kazandığı puanlarla başkan olandan tutun, Demirel e Tunus tan fetva getirene, Semra Özal la arsalı ve akçalı işler yapan kulacı fazlalara kadar Bilen bilir.

O İngiltere örneğinden sonra danışmanlarına ragmen, dediğimiz Türkiye yetkilisinin bir anlık akıllılığının, nelerden kurtardığını anlatmamıza da sıra gelmiştir artık.

Ecevit in başbakan olduğu Bahçeli li, Yılmaz lı günler. Önüne konan bir atamaya itiraz eder Ecevit.

- Bu olmaz! Bir din peygambersiz olmaz!

Diğer ortakları tarafından aşkla şevkle imzalanmış ve son imza olarak Ecevit in imzasını bekleyen kararnamede Diyanet İşleri Başkanı olarak atanacak kişinin adı vardır.

İşte orda yazılı ismedir Ecevit in itirazı.

- Bu olmaz! Bir din peygambersiz olmaz!

Diğer imza sahiplerinin kaygısızlığını vurgulayarak, Ecevit in, medya ünlüsü ve evlenme/boşanma uzmanı bir yarım siyasetçinin başkan olmasını önlemesini, biraz da gururla anlatan kişiye, dinleyenlerden birinin verdiği cevap da güzeldi:

- Dinini korumak ona da düşerdi, bu ülkenin bir müslümanı olduğuna göre..

Hristiyanların papası istifa etmiş, yenisi seçiliyormuş. Ne gam Biz önce kendi derdimize yanalım.

YEMİNLİLER TAKİPTE

Bu gazetenin yazarlarından Ekrem Şama nın anılarıyla süsleyerek yazdıklarından 14 Ocak 2013 tarihli Siyaset Seyahat başlıklı yazısını soracağım/tartışacağım bilgi sahibi bir insan aradığım bu günlerde, yine gazetemiz yazarlarından Adnan Öksüz ün son günlerde yaşadıkları aynı koordinatlarda buluştular aklımın bir sayfasında.

TRT İstanbul radyosunda, haftada bir cuma günleri hazırlayıp sunduğu programı yayından kaldırılmış Adnan Öksüz ün.

Gerekçe ne Programın konuğu gazeteci Mehmet Baransu nun Bu ülkede birgün hırsızlar da yargılanacak. Arka odalarda ihale dağıtanlar da yargılanacak demesi

Ne var bunda

AKP iktidarında baskın yapılan belediyelerle ilgili haberleri AKP nin besleme basını ihaleye fesat karıştırdıklarından, diyerek tefrika etmiyor mu günlerce.

Yani bir radyo programı dahi bu kadar takipte mi Sorusunu ben sormam. Evet demeye hazırlanan karşımdaki memurun bir yerlere bakıp hayır dediğini yaşamamdan tecrübem var.

Halbuki biz neler neler yaşayarak geldik bu günlere.

Bu ülke başbakanının ilkokul çocuğu olduğu günlerde bu ülkenin Urfa sında yaşanan ve yetişme günlerinde ona da anlatılan bir olayı hatırlatalım.

Urfa da Bediüzzaman hazretleri için okunan mevlidden sonra bir takım gözaltılara girişir emniyet güçleri. Sen gel, baş organizatörsün; sen gel yardımcısın, gibi gerekçelerle alır götürür on-onbeş kişiyi.

Onları o halde emniyet parmaklıkları arkasında bırakmak istemeyen tüm cemaat varır oraya. Bizi de alın. Bizde suçluyuz icabında. Ben karpuz dağıttım, ben su dağıttım, ben aşkla amin dedim yapılan dualara, gerekçelerini ileri sürerek..

Sonra bildiğiniz olur. Suçlu sayılanlar da bırakılırlar.

Bir AKP linin başkan olduğu belediye önünde muhalif bir parti bildirisini okumaktadır. Belediyenin yarımadasına karşı çıkan bir bildiridir bu elbette.

Protestoyu makam odasından, yukarıdan işleyen belediye başkanı emrindekilere derki: Orda kim varsa tek tek tesbit ediniz!

Bu güç ne gücüdür Tek tek tesbit ettirdiklerine ne yaptıracaktır

Ve birgün sade vatandaş olarak o tesbit ettirdikleri ile aynı sokaklarda yürümeyecekler midir

Daha bir eskisine gidelim bu ülkenin.

Kültür Müdürü olarak bu fakirin hemen yanındaki sandalyede otururken o talebelik yıllarında bu ülkenin şimdiki başbakanı Tayyip Erdoğan bey de bilirdi bu misali.

Rüsvetin alıp başını gittiği bir devirde, memurlara yeminler ettirilir: Dürüst vazife görsünler düşünceleriyle.

Lakin yine de devam eder rüşvet hadisesi, yeminlere sadık kalınmadığından..

Ülkenin geldiği bu noktaya itirazı olan biri, olmadı halka yemin ettirelim, onların rüşvet vermemesi için, diyerek döktürüverir..

 

Mansıb erbabı yemininde sebat eylemiyor,

Ah şu hainlere bilmem ki daha nettirelim

Rüşvet itasını men etmeğe memurine,

Bari efrad-ı ehaliyi yemin ettirelim.

 

Bu heccav kimdir Sorumuz budur.

İnternet alanımıza her cevap gönderene/adını yazdırana yayınlayacağımız ve hala (!) hazırlığında olduğumuz kitabımızdan göndereceğiz.. Söz!

 

DEĞİŞMEK

Bir e-maile cevabımızdır.

Güzelce yazmış demek istediklerini Elif Çakmak kızımız. Darılma bana ağabey diye bitirirken samimi yazısını. Teknik olarak da, içerik olarak da 20 yıl öncesinin tadı ve havası var yazılarınızda derken, değişmemizi de istiyor, kendi haklılığında. Yalnız ben şu noktayı anlamakta zorlanıyorum, yazılan bu güzel tenkitten: Sayfamız bizzat gazeteden mi okunarak bu kanaat oluşturuldu, yoksa internet ekranına yansıdığı şeklinden dolayı mı biraz geri bulundu

Eğer Pazar gününün gazetesi alınıyor ve bizim Değmesin Yağlı Boya sayfamız kağıt üstünden okunuyor ise, Elif Çakmak kızımızın itirazına katılmam mümkün değil. Bunu bir inat, kendi oluşturduğu bir klasikliğe (!) bağlı kalmak ve hatta adım Hıdır, elimden gelen budur, eksikliğimizin savunması olarak almasın/düşünmesin isteriz insanlar/okuyucularımız.

Muhteva olarak yaşadığımız haftayı takip etmeye çalışırken, bizim mahallede yokluğu hep hissedilen çizgisizliğimizi de geçmişten taşıdıklarımızı günümüze adapte ederek gidermeye çalışıyoruz. Ki bunu yaparken dahi bir hedefimizde, karikatüre merak duyan ve örnek çizgi arayan kardeşlerimize yol gösterme/örnek sunma arzumuz vardır. Sayfamızın internet ekranından yansıdığı haline gelince, içler acısı bir durum, demekten başka cümlem yok. Ben de bakıyor, bakıyor (erişebildiğim günlerde) üzülüyorum. Tek tesellim sayfamızın kağıt üzerinde, yani gazete halinde iken daha sevimli olduğudur. Bilmem bu kanaatime katılır mısınız İnternet makinasını/ekranını az kullanabilen, lakin hep hayalleri olan bir yazar, bir ağabey, bir kardeşiniz olarak şu aklımda hep vardır: Değmesin Yağlı Boya sayfasının göründüğü şekliyle yansıtılması. Kendi sitemde ya da gazetimizin sitesinde birgün olacağı ümidi hep içimde. Bugün beceremediğimiz ortada/herkesce bilinmekte Yazılar alt alta, kimi zaman başlıklar içine girmiş.. Karikatürler varsa, onlar da altalta ve kimin ne dediği belli değil. Elbette olmadı demek hakkınızı kullanacaksınız. Son bir söz de karikatürler gönderen Önder Yavuz kardeşimize: Yayınladığımız karikatürlere bakarak çzigilerinizi geliştirin ve daha basit espri kullanmaya bakın. Her çizilen karikatür olmuyor. Ne olur sizler de kırılmayın.

 

AK EKMEK

Rengi bozulan ekmekleri bir türlü düzeltemiyoruz. Her yeni Belediye Başkanı, herhalde kolayına geldiği için olacak, kolları sıvayıp ilkin ekmeklerden işe girişiyor. Paçal değişecekmiş, çavdarı azalacakmış, yok bilmem neyi ne olacakmış. Bir de bakıyoruz, bizim ekmekler habeş derisi renginde. Bu yeni Belediye Başkanımız da Ak ekmek yedireceğim dedi ama, bir türlü bu işi o da başaramadı. Hani ekmek, nimettir, mübarektir, yere düşerse yerden alır, öper başımıza koruz ama, Tanrı aratmasın, bizim mübarek ekmekler biraz kara nimet...

Ak ekmek paçalını arıyorlarmış bu insanlar o yıllarda. (1958)

Paçal: Ekmek yapımında kullanılan çeşitli tahılların yasal karışım oranları.

 

TARİHTE MİZAH

Gazeteci ve resim mankeni

Cağaloğlu yokuşu da dediğimiz Ankara Caddesinden vilayet e doğru çıkanlar, solda sonradan yapılma bir hanın kapısında onun adını görürler. Halil Lütfi Dördüncü.

Az mürekkep harcamak için soyadını rakamla dört yanında nokta diye yazan bu geçmiş İstanbul gazetecisinin üstüne çok anlatılan vardır.

Bir ramazan günü misafirlerine ramazanın hikmetini ve faydalarını anlatmaya durduğunda sözünü kesen Süleyman Nazif tir.

- Boşuna yorulma. Hiç birimiz oruçlu değiliz. Haydi çayları söyle.

Bu ülkede bir gazetecinin nasıl yetiştiğini de o anlatsın. Galiba o günlerde başbakanla ikide bir yurtdışı seyahatlerine çıkıp resim çektirmeler olmadığından hiç konu edilmemiş, 4. nün konuşmasında.

Halil Lütfi Dördüncü dört muhabiri stajyer olarak beş ay TAN da çalıştırdıktan sonra, içlerinden birini beğendi. Onu odasına çağırdı:

- Bak evladım, siz burada dört stajyerdiniz. Öbür üçüne yol veriyorum, seni alıyorum. Buna karşılık senden hiçbirşey istemiyorum.

Gazetecilik çok iyi bir meslektir. Seni bu mesleğe soktuğum için senden birşey almayacağım.

Beş ay gibi kısa zamanda, müessesemde bu mesleği öğrendin. Bunun için de bir şey istemiyorum. Asıl gazeteciliği bundan sonra öğreneceksin. Buna karşılık ta senden on para almayacağım. Eğer kaabiliyetin varsa, ilerde adınla yazılar da yazar, meşhur olursun. Seni meşhur ettim diye bir karşılık beklemiyorum.

Gazeteciler, Vali gibi, Bakan gibi büyük adamlarla konuşur. Sonra ne de olsa itibarı artar. Bunlar için de senden birşey istemiyorum.

Sonra gazeteciliğin başka çıkarları vardır. İki sene yanımda çalıştıktan sonra sana sarı kart alırım. Sarı kartla sinemaya, tiyatroya ucuz girersin. Otobüse, tramvaya bedava binersin. Senden otobüs, tramvay paralarını da istemiyorum, benden yana helal olsun Sonra sık sık gazetecilere ziyafet verirler. Ben gitmediğim zamanlar seni gönderirirm. Sakın utanma, tıka basa yersin. Senden yemek paralarını da istemiyorum. Afiyet olsun.

Bütün bu iyiliklerime karşılık, senden yalnız birşey istiyorum. O da, senin de benden birşey istememen Dünyada herşey karşılıklıdır oğlum. Al gülüm, ver gülüm.

 

NASİHAT NASİHALT

Kendi yapmaz küçüğe yapma der,

Böyle öğüde nasihat denir.

Kendi yapar küçüğe yapma der,

Böyle öğüde nasihalt denir

 

AK ALIN

Yapısı topraktır, hiç unutma,

Toprağa çalsak alın aklanır.

Çobanız, sürülerden sorumlu,

Bilsen sçın sakalın aklanır

Ekrem Şama