Kuş ve kafes… Birbirine çok aykırı iki olgu! Kuş özgürlüğün, hafifliğin -kuş gibi hafif deriz ya- ve serazatlığın simgesidir. O, istediği gibi uçmak, gezmek, dolaşmak ister, günün ışıklarıyla birlikte rızık aramaya başlar. İnsanların ve sürüngenlerin ulaşamayacağı en ücra yerleri kendilerine yuva edinirler. Kimselere zarar vermedikleri gibi, rızıklarını da kimsenin iltifat etmediği şeylerden çıkarırlar.

Bütün bunların yanında her dişi kuşun “yuva yapmak” gibi bir sevdası vardır. Hiç yüksünmez, uğraşır didinir, çerden çöpten derlediği şeylerden özenle yuva yapar. Kuş yuva bozmaz ama onun “yuva”sının düşmanı çoktur. Yuvasında yavrular yetiştirir, onları dağlardan taşlardan bulup ağzında getirdiği mamalarla besler. Onun severek yaptığı bu iş, aslında ne büyük fedakârlıktır “görebilenler” için! Karda kışta da olsa, özgürlüğünden fedakârlık etmeden hayatını sürdürmeyi yeğler.

Kafes, adı üstünde “esaret” demek! Kafes hiçbir zaman kuşa ev olmamıştır. Bu arada kafes değil de bazı kuş severlerin cami, ev veya çeşitli yapıların duvarlarına yaptıkları “kuş evleri” ne kadar güzeldir. Hangi kuş esaret hayatı yaşamak ister ki Kafes altından da olsa “kafes”tir ve esareti ifade eder. Kuşun bir eli yağda bir eli balda da olsa “illâ vatanım” dedirten yerdir kafes!

“Kafese girmek”, “kafesten çıkmak! Türkçe’de sıkça kullanılan iki deyim. “Kafese girmek”, ne kadar sevimsiz ve rahatsız edici değil mi Oysa “kafesten çıkmak” ne kadar mûnis ve sevimli, çünkü özgürlüğe doğru kanat çırpmayı ve gerçek “hayat”ı ifade ediyor. Hayat diriliktir, oyundur, eğlencedir, özgürlüktür. Fakat bazan hayat da bir kafese dönüşebiliyor.

Kuşun dili yok ki “Beni bırakın” desin, “Sıkıldım artık kafesten, buradan çıkmak ve uçmak istiyorum” desin. Aslında onun dilini anlamaya çalışmak gerekir. İnsanın “koruyuculuk” yapma isteği “kuş”u ne kadar mutlu edebilir ki Siz kuşun mamasını da, suyunu da verseniz, o yine de “uçmak” isteyecek, “illâ vatanım / yuvam” diyecektir. Çünkü onun fıtratı böyle kurgulanmıştır.

Kuşun dilini anlamak aslında o kadarda zor değildir. Bazı insanlar kırık dökük sesler çıkartarak “kuş dili” konuştuklarını söyleyip güya kuşlarla alay ederler. Oysa kuş dilini anlamak için sabahın erken saatinde kalkıp onlara kulak konuğu olmak gerek!

Kuş için günün ağarmaya başlamasıyla birlikte hayat başlar, ta ki akşam oluncaya -karanlık çökünceye- kadar sürer. Kuşların bir günlük serüvenleri, ne güzel programlanmıştır. Karanlık basınca, onlar ins ve cinnin şerrinden korunmak için rablerine sığınırlar.

Bir de kafeslerde yaşayan ya da yaşamak zorunda olan kuşlar vardır. Kafes onları sıktığı için günün ışıklarıyla birlikte insanlara bir şeyler söylemeye başlarlar. Kafesten çıkma isteklerini belli eden hareket ve sesleriyle kafesten dışarı çıkmak isterler. Oysa hayatlarını sürdürmeleri için mama da, su da kafesin içinde mevcuttur, fakat buna rağmen dışarı çıkıp uçmak isterler; demek ki kuş için su ve mama her şey değildir. Onlardan daha da önemli olan başka şeyler vardır: -Dillerinden anlayabildiğimiz kadarıyla- “özgürlük” gibi!

Her kuşun rüyası, -kuşlar rüya görür mü bilmiyorum ama- herhalde gökyüzünde salına salına uçmaktır. Onlar için en güzel duygu bu olsa gerek! Kuşların duygusu da olur mu demeyiniz, olduğuna inanıyorum. Kuşlar “akıllı”dır. Onların yemeleri, içmeleri ve çoğalmaları oldukça rafinedir. Her şeyi yiyip içmezler, karınlarını doyurmak için akşama kadar “helâl” rızık ararlar.

“Kuşlar da kaderle uçar” buyuruyor Hz. Peygamber. Kuşların en güzel aktivitesi olan uçmak, insanlar için masumiyeti ve günahsızlığı ifade eder. Bazı insanların rüyalarında uçtukları dönemler olmuştur.

İnsanlar ilerleyen yaşlarında uçamaz hale gelirler, çünkü zaman içinde yüklendikleri “ağırlıklar” onların uçmasına engel olmaya başlar. Kim bilir belki de kuşları kafese hapsetmeleri, uçamamalarının sebeplerinden birini teşkil ediyor olabilir. Hikmetinden sual olunmaz.

Kuş uçmak ister. Uçmak isteyen kuşun uçmasına engel olmamak gerek! Bu arada insanlar niçin “kurda kuşa yem olmak”tan bahsetmişler ki Bu söze bir anlam veremedim. Kuşlara yem olacak şeyler, zaten kuşların yemi yani rızkıdır. Kim kimin rızkına mâni olabilir ki

İnsanların kıskançlığı herhalde burada da kendini belli ediveriyor. İnsanlar her zaman kendilerini haklı çıkaracak sebepler icat ediyorlar. Zaten kendilerini ikna etmek ve haklı görünmek için çeşitli bahaneler üretmekte üstlerine yoktur.

Yuvayı dişi kuş yapar denir. Gerçekten öyle mi bilmiyorum, bir belgeselde bazı erkek kuşların yuva yaptıklarını gördüm. Hatta bu erkek kuşlar “mimarlık” okumadıkları halde, dişi kuşları etkilemek için öyle güzel yuva yapıyorlar ki hayran olmamak imkânsızdır. Ama bunca emeğe ve ustalığa “hayran” olmayan dişi kuşları da gördüm. İlâhî kurgu, kuşlara da sanatlarını icra ettiriyor. Hâsılı onlar kısacık hayatlarında yaşamayı kendilerine “sanat” ediniyorlar.

Kuşların insanlara “mesaj vermek” gibi bir niyetleri de var mıdır diye sormak istiyorum, fakat sorusu bile abes geliyor bana! Çünkü varlıklar âlemindeki her şey ya ibret almak içindir ya da ibret olmak! İbret almazsan ibretlik olursun.

Allah her birimize “kuş dili”ni anlama konusunda akıl, kalp, izan ve feraset nasip etsin!