Bismillahirrahmanirrahim

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.

Ölmek için doğarız, ya ne için yaşarız? Ne için güler, ya ne için ağlarız? Canımız bedende iken aldırmayız, görmeyiz gerçeği, Yüce Rabbimize sığınmayız. Kul muyuz, köle miyiz? Bilmeyiz. Kitabımız Kur’an’dır deriz, gösterdiği yoldan yürümeyiz. Bizi yoktan var edenin Allah (c.c) olduğunu söyleriz, emir ve yasaklarına, dinine ve düzenine uymayız. Günler gelip geçer, ömür biter, ecel gelir ve son nefes, bir de bakmışsın ki kabirdeyiz. Orada, hayatta iken ciddiye almadığımız gerçekler ile yüzleşiriz. Sorarlar bize; Nesin? Kimsin? Ne yaptın? Niçin yaptın? Nasıl yaptın? Din ve düzen olarak İslam ’ı yaşamışsak hesabımız kolay olur. Cehalet ile batıl din ve düzenler ile yaşanmış bir ömrün hesabı da çetin ve zor olur. Yapılan her iyiliğin veya kötülüğün, itaatin ve itaatsizliğin, erkekliğin, kadınlığın, babalığın, analığın, evlatlığın, dostluğun, düşmanlığın, imanın, inkârın, münafıklığın sorgusundan geçirilir insan. Kabirdeki bu sorgulama, büyük yargılamadan önce yapılan bir ön yoklama mahiyetindedir. Bu sorgudan sonra kabir, insan için ya cehennem çukurlarından bir çukur, ya da cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Kabir, kimin için cehennemden bir çukur veya cennetten bir bahçe olur? Düşünmek gerekir. Hesaba çekilmeden önce herkes, kendi nefsini başkasıyla değil, kendi sorumlulukları ile muhasebe etmelidir. Çünkü hiçbirimize başkasının değil, kendi yaptıklarımızın hesabı sorulur. Biz, bu dünya hayatında beşikten başlayıp mezarda son bulacak bir seferin yolcuları gibiyiz. Bu yolu, “Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz” şuuruyla yürüyenler, mutlu bir sona kavuşurlar. Bu yolu “Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.” deyip gaflet içinde yürüyenler, bu yürüyüşün sonunda uykudan uyanırlar ve kendilerini alevli bir çukurun içinde buluverirler.

DÜNYA

Gerçekte dünya, ahiret hayatından önce yerkürede yaşanan hayatın adıdır. Dünya; geçici, aldanma ve aldatma hayatı olduğu için kınanmıştır. Kınanan hayatın yaşandığı gezegen değildir, bizzat dünya hayatının kendisidir. Peygamberimiz: “Dünya müminin zindanı ve kâfirin cennetidir” buyurmuştur. Dünyayı seven, bu hayatı gerçek hayatmış gibi algılayan, ahiretine zarar verir. Dünya sevgisi her türlü hatanın başı ve başlangıcıdır. Dünya, ya nazlı bir aranan, ya da zelil bir arayandır. O kendisine talip olanlara nazlanır. Kendisine iltifat etmeyenlerin de, mukadder olan rızıklarını ulaştırmak için peşlerinden koşar. Dünya hayatı fanidir. Bunun için şair: “Seslenir Allah’ın iki meleği sabahında her günün / Derler ki yıkılmak için yapın ve ölmek için doğurun” demiştir. Su ve ateş bir kapta birleşmediği gibi, dünya ve ahiret sevgileri de bir kalpte birleşmez. Denilmiştir ki; Dünyadan sakının. O Harut ve Marut’tan daha sihirbazdır. Deniz dalgaları üzerine bina yapmak mümkün değildir. Dünya da bir denizdir Onun için dünyada da kalıcı bir şey yapmak imkânsızdır. Dünya hakkında yersiz beklentiler, ahireti hatırlamayı kalplerden silmekte, dünyayı kalplerde rakipsiz ve despot hükümdar durumuna getirmektedir. Bu olunca da insanlar, iradesi elinde olmayan esirler durumuna düşerler. Bundan dolayı başlarına açacağı belayı bile bile, nefislerinin her isteğini yapmak gibi zelil bir duruma düşerler.

BİR NASİHAT

Ebüdderda şöyle demiştir: “Niçin birbirinizi sevmiyorsunuz? Niçin birbirinize doğru yolu tavsiye etmiyorsunuz, oysaki sizler Allah›ın dininde ortak olan kardeşlersiniz. Arzularınızın birbirlerinden ayrılmasının sebebi, içinizin bozukluğudur, oysa iyilik ve takvada birleşseniz birbirinizi severdiniz. Size ne oluyor ki, dünya işleri ile ilgili birbirinize yardımcı olduğunuz halde, ahiret konusunda birbirinize nasihat etmiyor, hatta hiç biriniz sevdiği ve desteklediği kimseye bile ahiret konusunda yardımcı olmuyorsunuz. Bu durum, kalplerinizde iman zayıflığı olduğunu gösterir. Ahiretin kâr ve zararına dünyanınki kadar yürekten inansanız, ahiretin peşinden koşmayı, dünyaya tercih ederdiniz. Çünkü orası sizi daha çok ilgilendirir. Eğer, yakin menfaati sevmek kaçınılmaz bir insan halidir derseniz, biz sizin dünyanın birçok yakin vadeli menfaatleri için, uzak gördüğünüz ahiret menfaatlerinden fedakârlık ettiğinizi görüyoruz. Hatta belki de hiç bir zaman ulaşamayacağınız hedefler uğruna kendinizi yoruyor, zorluyor ve değişik çarelere başvuruyorsunuz. Ve umduğunuz çıkarı da çoğu kere elde edemiyorsunuz. Eğer ahiretin hak oluşundan şüpheniz varsa, bunu bize açıkça söyleyin, size her şeyi açıklayalım, kalbilerinizdeki kuşkuyu giderecek aydınlığı size gösterelim. Allah›a yemin ederim ki, siz akıldan yana eksik kimseler değilsiniz ki, sizi mazur görelim. Çünkü dünya işlerinizde doğruyu yanlıştan ayırabiliyor ve isabetli davranıyor, fakat din ve ahret işlerinde aklınız şaşıyor ve doğru ile yanlışı birbirine karıştırıyorsunuz. Dünyadan az bir kazanç elde ettiğinizde seviniyor ve az bir şey kaçırdığınızda da üzülüyorsunuz. Bu durum yüz ifadelerinizden belli olduğu gibi, sözlü olarak da açığa çıkıyor. Hoşunuza gitmeyen gelişmeleri musibet diyerek üzülüyorsunuz. Diğer taraftan çoğunuz dininde ve ahlakında ağır kayıplara uğradığı halde hiç birinizin umurunda bile olmuyor ve bu kayıplardan üzüntü bile duymuyorsunuz. Yemin ederim ki bu durumunuzdan dolayı, Allah sizden yüz çevirmiş ve sizi yardım ve hidayetten mahrum bırakmıştır. Çünkü O’nun yardım ve hidayeti üzerinizde olsaydı, karınızı zarar, zararınızı kar saymaz ve dünyanızın hatırı için ahretinizi feda etmezdiniz… Eğer siz de hayra dönme isteği varsa, ben size her şeyi söyledim. Allah katındaki, ahiret sevabını isterseniz, ona kolaylıkla kavuşursunuz. Hem kendim için hem de sizin için Allah›ın yardımını diliyorum.”

KAPANIŞ

Milli Görüş - Saadet Partisi inandığı gibi yaşamak isteyenler için tek doğru istikamettir. Selam hidayete tabi olanlara…