Siyasi iktidarlar, dönemlerinde gelişen olaylarla kaimdir.
Tıpkı insan ömrü gibi, terazinin bir kefesine sevaplar diğerine de günahlar konur.
Bir nevi muhasebe hesabı.
Ömrümüz kâfi geliyor 25 yıl öncesini hatta 30 yıl öncesini hatırlıyoruz.
O günkü dünyayı ve ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu da gayet iyi hatırlıyoruz.
Bir başkası açısından ekonomik olabilir ama bizim zaviyemizden bakacak olursak en büyük facialar siyasi olarak yaşandı…
Mesela Irak, 23 yıl önce Haçlı istilasına karşı direnen ve Türkiye’nin de imkânları mertebesinde yanında durduğu bir ülkeydi.
Evet, ülkeydi ama iktidar değişimi ile birlikte Irak işgal edilmiş bir İslam toprağı haline geldi.
Dünya tarihinde görülmemiş zulümler ve katliamlar yaşandı hem de burnumuzun dibinde.
Oradan yükselen feryatlar en azından bizim yüreğimizi parçaladı.
Amerika’nın yanında/yakınında olanların ise kulakları tıkalıydı.
Yine 23 yıl öncesine dönecek olursak, komşu ve kardeş ülke Suriye tek parça ve her türlü soruna rağmen parçalanmamış ve bölünmemiş bir İslam coğrafyasıydı.
Irak’taki hatadan ders almayan Amerika’nın eteğine yapışan güruh, bir kez daha elini kana buladı.
Çoluk çocuğun cansız bedenleri sahillerden toplandı.
İşgal tayfası durur mu Suriye’yi de parçacıklara ayırıverdi.
Bizim ise yine kanlı elimiz boş kaldı.
Söze Mısır ile mi devam etsek, yoksa Libya’ya mı baksak bilemedik.
İkisi de yüreğimizi ayrı ayrı parçaladı.
Yaptığımız hiçbir hatadan ders almadık
Evet, yaptığımız hiçbir hatadan ders almadık.
Hem de 23 yıl!
Libya, dünyanın en huzurlu ülkesiydi.
Hatta ülkesindeki huzur ve imkânları Müslüman kardeşlerine ihraç ediyordu.
Bir sabah kalktığımızda orası için de “demokrasi getirme” çalışmaları başlamıştı. Biz de bu kana susamış emperyalistlerin peşine takıldık.
Bindiğimiz işgal gemilerinden masum kardeşlerimizin kafasına bomba yağdırıldı.
Kıbrıs’ın fethinde yanımızda olan Kaddafi, dövülerek katledilirken bizler de elimizi ovuşturuyorduk.
Sonrası malum. Libya hâlâ başsız ve kan kaybediyor.
Yapılan hatalar Müslüman kardeşlerimizin belini kırdı, kana boğdu
Mısır ayrı bir makale konusu ama kısaca değinecek olursak 23 yıllık zaman zarfında büyük bir başarısızlık örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Bugünlerde Sisi ile görüşme ve birlikte çalışma çabası içerisindeyiz malum.
Elbette o günlerde darbeci Sisi’yi alkışlayalım demiyoruz ama gerek darbe öncesi gerekse darbe sonrası yapılan hatalar Müslüman kardeşlerimizin belini kırdı, kana boğdu.
Ülkemizin yürüteceği akıllı bir dış politika ile Mısır’da daha güvenli bir süreç yürütülebilirdi ve büyük mücahit Mursi zindanlarda çürüyüp gitmezdi.
...Ve en önemlisi Siyonistler artık daha rahat cirit atıyor
Yukarıda anlattığımız gelişmelerin tamamının özeti Siyonizm’in rahat ve huzuru için akıtılan Müslüman kanlarıydı.
Dünyanın baş belası sapkın topluluk için asker olan Haçlı ordusu türlü bahaneler ile İsrail’i daha güvenli bir yer haline getirirken bizler de ya bu işgalin içinde ya da destekçisi olarak sürekli rol aldık.
Bugünlerde söylediğimiz her söz boşuna, attığımız her adım beyhude!
Bugün doğru bir adım atmaya dahi imkânımız yok. Üstelik bu tabloyu oluşturan en önemli figürlerden biri de maalesef biziz.
Peki, hiç mi olumlu bir adım atılmadı?
Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik durumdan memnunsanız, ekonomimiz şaha kalktı.
Evet, askeri vesayet son buldu ama askeri bir darbe girişimine maruz kaldık. Böyle de bir çarpıklık var.
Yol ve köprüler ise ülkenin doğal akışında yaşanan inşaat süreçleri.
Kimi zaman hızlanır, kimi zaman yavaşlar.
İstanbul’da 50 yıl önce yapılan köprünün yanına bir köprü daha yapmak kimine göre başarı kimine göre doğal süreç.
Elbette tüm bunlarda ayrı olarak düşünülecek Ayasofya’nın aslına döndürülmesi var.
Bu önemli icraatta kefenin diğer gözüne konur ama ne kadar yeterli olur onu da öbür tarafta görecekler.
nokta
Siyasi partilerin ömrü vardır, davalar kıyamete kadar yaşar...




